DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Ali Güler
Ali Güler
Giriş Tarihi : 22-09-2021 07:24
Güncelleme : 22-09-2021 10:23

SOSYOLOJİK MİLLİYETÇİLİK VE ATATÜRK

 

 

 

Dr. Ali GÜLER

 

 

“Benim için en büyük korunma noktası ve şefaat kaynağı, milletimin sinesidir.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Sivas, 1919.

 

 

Sosyolojik Milliyetçilik Nedir?

Milletimizin yetiştirdiği en büyük kültür tarihçilerimizden olan merhum Prof. Dr. Aydın Taneri hocamızın milliyetçilik tasnifinde “sosyolojik milliyetçilik”, milliyetçiliğin ilk aşamasıdır. Duyguya, hisse, aşka dayanır. Yirminci yüzyılda artık “objektif” unsurlara göre yapılan millet ve milliyetçilik tanımları terkedilmiş; daha çok “sübjektif” unsurlara göre yapılan millet ve milliyetçilik tanımları öne geçmiştir. Bu yaklaşım tarzı günümüzde de kabul görmektedir. Millet, 1890’lardan itibaren, “ortak geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğu” olarak tanımlanmaya başlanmıştır. Atatürk de bir düşünce adamı olarak bu tanımı benimsemiş ve hatta iki temel unsuru içeren bu tanımı üçüncü temel bir unsurla geliştirmiştir. O, bu tanımdaki “ortak geçmiş (tarih birlikteliği) ve birlikte yaşama iradesi” unsurlarına; “sahip olunan (tarihi süreçte birlikte yaratılan) mirasın (milli kültürün) korunmasına birlikte devam iradesi” unsurunu eklemiştir. Bu tanımın “kültürel birlikteliği ve bunun birlikte devam ettirilmesi bilincini” esas aldığı ve maddi, objektif değil; sübjektif, sosyolojik unsurlara dayandığı açıktır. Nitekim Atatürk buradan hareketle, “Bir kültürden insanların oluşturduğu topluma millet denir.” Şeklinde özet bir tanım da yapmıştır.

İşte bu tanımdan hareketle söylersek, sosyolojik milliyetçilik bir millete mensup fertlerin mensup oldukları millete besledikleri bağlılık duygusu ve şuurudur. Sosyolojik milliyetçilik, tahmin edileceği gibi, insanlığın ilk çağlarından itibaren vardır. Duyguya dayanmaktadır. Kin gibi, aşk gibi, nefret gibi… Sosyolojik milliyetçilik bir insanın hemcinslerini, önce kendi toplumuna mensup hemcinslerini sonra da vatanını, ülkesini, bayrağını yani kendisini millet yapan değerleri sevmesidir.

 

Tek Dayanak Noktası Millettir

Türklük ile ilgili en güzel sözleri söylemiş bir Türk devlet adamı olarak Atatürk, hayatı boyunca millet sevgisinden, millete olan güvenden, milliyet duygusunun gücünden bahsetmiştir. Kendisi için en büyük korunma ve dayanak noktası olarak milletin sinesini görmüştür. O, 1919’da Sivas Valisi Reşit Paşa’ya şunları söylemiştir: “Benim için en büyük korunma noktası ve şefaat kaynağı, milletimin sinesidir.” Nitekim askerlikten istifa ederken de dilekçesinde milletin sinesine döndüğünü ifade edecektir.

Dayanak noktası olarak milletini gören Atatürk bu nedenle de yaptığı bütün işlerin başarısını Türk milletine mal etmiştir. Bu konuda çok kararlıdır ve “kendisini seven arkadaşlarına” da bunu tavsiye etmiştir:

Şahsınıza ait bir buluşun başkaları tarafından kullanılmasından ve mesut neticelerin isminizle değil, mensup olduğunuz cemiyete ve millete mal edilmesinden endişeniz olmasın; millet bunun kadrini bilir. Millet sevgisi kadar büyük mükâfat yoktur. İstiklal Harbi’nde benim de milletlime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur, zannederim. Fakat bunlardan hiçbirini kendime mal etmedim; ‘yapılanın hepsi milletin eseridir’, dedim. Aranacak olursa, doğrusu da budur.

Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz; bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi çalışmalar da bunlar arasındadır. Beni seven arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil, fakat mensup olduğunuz millet için elbirliği ile çalışalım; çalışmaların en yükseği budur!

Arkadaşlarından birinin “Allah sana çok ömürler versin; yoksa vah bu milletin haline!” demesi üzerine şu cevabı vermiştir:

Bu sözünüz beni çok müteessir etti! Düşmanlarımız da böyle söylüyor, onlar da “Ölsün de kurduğu eser mahvolsun” demiyorlar mı? Ve bunu beklemiyorlar mı? Niçin böyle düşünüyorsunuz? Her şeyi niçin bana mal etmek istiyorsunuz? Ben bir eser vücuda getirdimse milletimin kudret ve kuvvetine ve ondan aldığım ilhama dayanarak yaptım. Sizleri konuşturdum, sizleri koşturdum, yaptım!”

“Mühim bir vazifenin yapılışında benden evvel işe girişen, millet olmuştur. Benim şu veya bu sebeple tehir ettiğim mühim vazifeyi millet bana ihtar etmiş ve yaptırmıştır. Bunu, milletin müşterek ruhundaki yükseklik ve erginliğe parlak bir misal olarak anmalıyım.”

O milletin fedakârlıkları karşısında “kadirbilir” bir liderdir. Şu iki konuşmasında bunu ifade etmektedir:

Büyük hâdiseleri, yapılan işleri bir ferde mal etmek, milletin hakkına saygısızlık ifade eden bir görüş tarzı olur.

Ben, bin bir müşkül karşısında yılacak bir insan olsa idim büyük işlerin rehberliğinde, milletim beni yaya bırakırdı. Milletimin iyi niyetine daima minnettarım.

Atatürk’ün Türk milleti sevgisi o kadar büyük ve derin bir sevgidir ki, kendi varlığının, şan ve şerefinin Türk milletinin varlığı ile mümkün olabileceğini açıkça ifade etmiştir:

Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki; içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belâsıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım, şerefim vardır, asla başka değilim.

Bu millet, kılı kıpırdamadan dava uğruna ve benim uğruma, canını vermeye hazır olmasaydı ben, hiçbir şey yapamazdım.

 

Millete İnanmak ve Güvenmek

Atatürk, daha Mütareke İstanbul’unun bütün o umutsuz ve kara işgal günlerinde Anadolu’da bir mücadeleye, milli mukavemete karar verdiği zaman, güvendiği tek şey “Türk milletinin yüksek seciyesine ve sarsılmaz azim ve imanına dayanmak” düşüncesi idi. Milletini ölümüne seven bir evladının bu sarsılmaz inancı, onu en kötü şartlarda bile milleti ile bütünleşerek büyük işler başarılabileceği konusunda adım atmaya zorlamıştır. 1924’te bu durumu şöyle anlatmıştır:

İstanbul’u terk etmek zarureti, İstanbul’da hasıl olan elim şartlardan idi. Anadolu’ya geçmekteki maksadım, Anadolu’nun ortasında ve Türk milletinin büyük kütlesi içinde, Türk milletinin yüksek seciyesine ve sarsılmaz azim ve imanına dayanmak idi. Bundan başka hiçbir tedbirin memleket ve milletin derin yarasına çare olamayacağına kesin kanaat hasıl etmiştim. Onun için Samsun’a ayak bastığım dakikada aldığım ilk tedbir, Samsun ve havalisine dair yanımda bulunanlara gereken emirleri ve talimatı vererek hemen güneye yürümek oldu.

Atatürk, içinden çıktığı Türk milletinin büyüklüğüne samimi olarak inanmış bir liderdir. Bu asil milletin asil bir evladıdır. Zora düşüldüğü zamanlarda milletin evlatlarının çağrısına her hal ve şartta cevap vereceğine olan inancı tamdır. Nitekim 1920 yılında söylediği şu sözler bunu açıkça ortaya koymaktadır:

Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. o esaret ve aşağılığı kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine, ‘Ey millet! Sen esaret ve aşağılığı kabul eder misin?’ diye sormak lâzımdır. Ben, milletin vereceği cevabı biliyorum. Ben, milletin büyüklüğünü biliyor ve bu sual karşısında, onun, o suali soran çocuklarını canı gibi seveceğini ve alınlarından öpeceğini biliyorum. Ben biliyorum ki bu millet, kendisine bu suali soran çocuklarının, hep o esasa dayanan çare ve hazırlıklarını canla, başla kabul edecektir. Onun için işte ben şimdi bu yoldayım, onun çok sağlam bir yol olduğuna kani olarak...

O, milletini o kadar çok sevmekte ve onun değerlerine o kadar bağlılık göstermektedir ki, 1937’de açıkça, istiklal mücadelesine başladığı 1919’u hatırlatarak, “Türk milletine güvenerek işe başladım” demiştir. Daima Türk milletinin “büyüklüğünü” ifade etmiştir:

Ben, 1919 senesi mayısı içinde Samsun’a çıktığım gün elimde, maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım. Ben Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağını o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum.

Atatürk’ün Türk milletine olan sevgisi ve inancı çok sağlamdır. 1925 yılında, Milli Mücadele’yi kastederek, “milletin asıl vatanı ümitsiz felakete düştüğü zaman” millet fertlerinin görevli oldukları vazifeyi yaptıklarını, buna da mecbur olduklarını, Türk milletine mensup olmanın bunu gerektirdiğini söylemektedir. Bunu yapmayanların da “milletimizin ortak temiz vicdanından hiç ilham almamış kapkara sefil (aşağılık) vicdanlar” olduğunu vurgulamıştır.

Ben ve benim gibi birçok vatandaşlar, kardeşler, milletin asıl vatanı, ümitsiz felâkete düştüğü zaman görevli oldukları, vicdanen, namusen, haysiyeten yükümlü bulundukları vazifeyi yapmak mevkiinde kaldılar. Bunu elbette yapacaklardı; yapmaları mecburi idi, vicdanî idi, insanî idi, millî namus gereği idi. Ben bu mukaddes esasların dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk milletinin hakikî hiçbir ferdi bu gereklerin haricinde hareket edemezdi. Ben elbette bu elim manzara karşısında vicdanımın emirlerine muhalif, millî namusumuza aykırı hareket edemezdim. Mensup olmakla övünç duyduğum yüksek topluluğun yüksek haysiyetine elbette aykırı hareket edemezdim. Bence mensubiyetiyle övündüğüm milletin hiçbir ferdi bu namus gereğinden asla sapmamıştır. Eğer bundan müstesna gösterilenler varsa emin olunuz aziz, namuslu vatandaşlar; onların kalp ve vicdanı milletimizin müşterek temiz vicdanından hiç ilham almamış kapkara sefil vicdanlardır.

 

İlham ve Kuvvet Kaynağı Millettir

Türk milletine, içinden çıktığı milletine adeta aşkla bağlı olan, milletini sonsuz bir bağlılıkla seven Atatürk, hayatı boyunca ilham kaynağı olarak Türk milletini görmüş ve bunu her ortamda ifade etmiş, konuştuğu özellikle gençlere de tavsiye etmiştir. Atatürk’ün bu duyguları ve düşünceleri sadece konuşmalardan ibaret değildir. 57 yıllık bütün ömrü boyunca yaptığı işlere bakıldığında bu sözlerin hayata geçirilmiş esaslar olduğu da görülür.

1937 yılı (1 Kasım)  Meclis açılış konuşmasının sonunda Parti Programı ile ilgili değişikler konusunda CHP milletvekillerine ilhamı ve izlediği yolun kaynaklarını çok net bir şekilde ifade etmiştir: Türk vatanı, Türk milleti ve insanlığın tecrübeleri yani evrensel değerler:

Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten (görünmez âlemden) değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.

Aşağıdaki konuşmalarında ilhamın kaynağının millet olduğu konusunu net bir şekilde görmek mümkündür:

Memleket ve millet hizmetlerinde baş olmak isteyenlerin ilham kaynağı, milletin hakikî hisleri ve emelleridir. Bizim anılmaya değer bir hareketimiz varsa, o da milletin duygu ve eğilimlerinde varlığına temas etmeye çalışmaktan ibarettir. Her türlü muvaffakiyet sırrının, her nevi kuvvetin, kudretin hakiki kaynağının, milletin kendisi olduğuna kanaatimiz tamdır.

Atatürk, milleti dikkate almayan, milletin istek ve eğilimlerine sırtını dönenleri de “gafil insanlar” olarak ifade etmiştir. Milletle zıtlaşanların düşüncelerine milletin iltifat etmediğini, milletin vicdanı, milletin sağduyusunu rehber alanları ise milletin kucakladığını düşünmekte ve kendi şahsında bunu örneklendirmektedir.

1924 Eylül ayında Samsun Ticaret Mektebi’nde öğretmenler tarafından şereflerine verilen çaydaki konuşmasından:

Söz söyleyen arkadaşlarımızdan biri bana, nereden ilham ve kuvvet aldığımı sordu. Arkadaşlarımızın sorduğu ilham ve kuvvet kaynağı, milletin kendisidir. Milletin müşterek eğilimi, umumî fikri olduğunu inkâr edenler de vardır. Bu gibileri hepiniz çok işitmişsinizdir. Bu gibiler memleket ve milletle alâkasız, gafil insanlardır. Memleketimizin ve milletimizin başına gelmiş olan bunca felâketler hiç şüphe etmemelidir ki, bu gafil insanların memleketin talihini ve iradesini ellerinde tutmuş olmalarından ileri gelmiştir.

Bir topluluğun mutlaka ortaklaşa bir fikri vardır. Eğer bu, her zaman dile getirilemiyor ve belirtilemiyorsa onun yokluğuna karar verilmemelidir. O, yapılan işlerde mutlaka mevcuttur. Varlığımızı, bağımsızlığımızı kurtaran bütün işler ve hareketler, milletin müşterek fikrinin, arzusunun, azminin yüksek belirtisinden başka bir şey değildir.

Ben, ne düşündüklerinizi bilen, ne hissettiklerinizi duyan, ne dertleriniz olduğunu anlayan bir arkadaşınız, bir kardeşiniz olmakla iftihar etmekteyim. Bildiğim, duyduğum, anladığım bu şeylerin esası sizlerde, büyük kalplerinizde mevcut olan cevherdir. Bu kıymetli cevherdir ki, bu milleti kazadan belâdan, yok olmanın felâketinden kurtardı ve milletin en kuvvetli dayanak temeli oldu. Sizler için, memleket için, her taraftan çiğnenen vatanı kurtarmak için, diğer arkadaşlarla beraber hizmete atılmaklığım, bana başarımıza güvenmek cesaretini veren, hep sizlerin kalp ve vicdanlarınızdaki duyguları bilmemdendi.

Bu millet, gerçek eğilimine zıt düşünceye sapanlara iltifat etmemektedir. Bununla bugün çok övünüyorum. Bundaki isabetin sırrını izah için derhal söylemeliyim ki, bizim ilham kaynağımız doğrudan doğruya büyük Türk milletinin vicdanı olmuştur ve daima olacaktır. Bütün sıcaklığı, verimi, kuvveti millî vicdandan aldıkça, bütün teşebbüslerimizde milletin sağduyusunu rehber saydıkça şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da milleti doğru hedeflere eriştireceğimize imanımız tamdır.

Türk milletinin bir evladı olarak Atatürk, milletini o kadar iyi tanımaktadır ki, adeta bir sosyolog gibi analiz yapmaktadır. Millet sevgisi ve millete güven duygusunun eseri olan analizleri şöyledir:

Giriştiğiniz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyet ve yüksek sağduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur. Bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek kendisine zarar verenlere karşı kırgınlığı derin olan milletimizin, kendi uğrunda esaslı ve hayırlı çalışma gösterenlere karşı da nihayetsiz bağlılığı ve değerbilirliği söz götürmez. Bu büyük millet, arzu ve istidadının yöneldiği istikametleri görmeye çalışan ve görebilen evlâdını daima takdir ve himaye etmiştir.

Memleketimizde, gidebildiğim her yerde, uğradığım her beldede muhterem halkımızın çok samimî, çok sıcak, çok kalpten gösterilerini, büyük ruhlu milletimizin her yerde sevgi, güven ve itimadını görmekle mesut ve bahtiyarım. Fakat milletimin bu sevgisine, bu güven ve itimadına liyakat kazandığımı iddia edemem. Bu güven ve itimada, ancak bundan sonra da tarihe, millete, vatanıma karşı üzerime düşen namus vazifesini en son hadde kadar yapmakla liyakat kazanmaya gayret edeceğim.

 

Millete Hesap Vermek

Türk devlet geleneğinde Bilge Kağan’dan günümüze uzanan yaklaşık üç bin yıllık yöneticilerin, devlet adamlarının içinden çıktıkları “millete hesap verme” ilkesi Atatürk’ün şahsında da vücut bulmuştur. Atatürk, milletine güvenmenin sonucu olarak her zaman millete hesap verebilecek bir durumda olmuş ve milletine hiç yalan söylememiştir. Aşağıdaki sözleri bu çerçeve içinde anlam kazanmaktadır:

Milletimizi, şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla övünç duyuyorum. “Yapacağım! Yapacağız! Yapabiliriz!” dediğim zaman onların gerçekten yapılabileceğine inanmıştım. Nitekim Sakarya Muharebesi başlamadan evvel ‘Düşmanı memleketimiz içinde boğacağız!’ demiştim. Bana, bazı mühim sayılan yerlerden müracaatlar vaki olarak ‘Milleti beyhude yere kırdırmayınız’ demişler; Romenlerden, Bulgarlardan, Yunanlılardan bahsederek kurtuluşumuzu geleceğe bırakmanın uygun olacağını söylemişlerdi. Fakat milletin kabiliyetini, imanını göz önüne alarak onlara ‘Hayır, yapacağız!’ demiştim. Şimdi de milleti refaha, ilerlemeye, memleketi mutluluğa sevk etmek için mevcut kabiliyetimizi göz önüne alarak  ‘Bunu da yapacağız!’ diyorum.

Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peşinde koşan gibi, hayal şakıyan bir şair gibi değil, onları söylemekliğim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekliğimden idi.

Atıldığı kurtuluş mücadelesinde Türk milletine dayanan, başarısını Türk milletine mal eden, milletine inanan ve güvenen Atatürk, Türk milletinin bazı özelliklerini şu konuşmalarında ifade etmektedir:

Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar istidat ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür.

Türk kuvvet ve zekâsının yenmediği ve yenemeyeceği müşkül yoktur.

Halkımız yüksek bilinçlidir, her türlü ilerlemeye yetenekli ve lâyıktır, fedakârdır, hürmete değerdir.[1]

 

 

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA

 

AFETİNAN, A. Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara, 1959.

AFETİNAN, A. Kemal Atatürk’ü Anarken (Atatürk’ten Hatıralar: 2), 2. Baskı, Ankara, 1956.

AFETİNAN, A. Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları, 3. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1998.

ALİ, Kılıç, Atatürk’ün Hususiyetleri, Sel Yayınları, İstanbul, 1955.

ATATÜRK G. M. K.  Nutuk, Cilt: I. (1919-1920), C: II. (1920-1927), C: III. (Vesikalar), Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul, 1961-1967.

ATATÜRK, G. M. K. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C: I. II. III. V. Ankara, 1945-1972.

ATATÜRK, G. M. K. Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, Cilt: IV. (1917-1938), Derleyen: N. Arsan, Ankara, 1964.

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Milli Eğitim Bakanlarının Milli Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri I. Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1946.

GÜLER, Ali. Atatürk ve Milliyetçilik, Halk Kitabevi, İstanbul, 2020.

TANERİ, A. Atatürk İlkelerini Yorum Metodu, Ankara, 1982.

TANERİ, A. Türk Kavramının Gelişmesi “Ne Mutlu Türküm Diyene”, Ankara, 1983.

ABALIOĞLU, Y. N. Ankara’nın İlk Günleri, Sel Yayınları, İstanbul, 1955.

 

 

[1] G. M. K. Atatürk, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II., s.191.

NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor921
  • 2Fenerbahçe919
  • 3Beşiktaş917
  • 4Fatih Karagümrük917
  • 5Galatasaray917
  • 6Alanyaspor917
  • 7Hatayspor816
  • 8Altay915
  • 9Konyaspor914
  • 10Adana Demirspor912
  • 11Gaziantep FK811
  • 12Kayserispor911
  • 13Sivasspor910
  • 14Başakşehir FK99
  • 15Antalyaspor99
  • 16Yeni Malatyaspor99
  • 17Göztepe98
  • 18Giresunspor98
  • 19Kasımpaşa96
  • 20Çaykur Rizespor91
Gazete Manşetleri
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
istanbul mutlu son ankara mutlu son izmir mutlu son bursa mutlu son antalya mutlu son adana mutlu son konya mutlu son şanlıurfa mutlu son gaziantep mutlu son kocaeli mutlu son mersin mutlu son diyarbakır mutlu son hatay mutlu son manisa mutlu son kayseri mutlu son samsun mutlu son balıkesir mutlu son maraş mutlu son van mutlu son aydın mutlu son tekirdağ mutlu son sakarya mutlu son denizli mutlu son muğla mutlu son bağcılar mutlu son bahçelievler mutlu son esenler mutlu son esenyurt mutlu son kadıköy mutlu son kağıthane mutlu son kartal mutlu son küçükçekmece mutlu son maltepe mutlu son pendik mutlu son sultangazi mutlu son ümraniye mutlu son üsküdar mutlu son aliağa mutlu son alsancak mutlu son bayraklı mutlu son bornova mutlu son buca mutlu son çeşme mutlu son çiğli mutlu son gaziemir mutlu son karşıyaka mutlu son konak mutlu son menemen mutlu son ödemiş mutlu son torbalı mutlu son çankaya mutlu son keçiören mutlu son mamak mutlu son polatlı mutlu son sincan mutlu son alanya mutlu son belek mutlu son kaş mutlu son kemer mutlu son korkuteli mutlu son lara mutlu son manavgat mutlu son serik mutlu son side mutlu son didim mutlu son efeler mutlu son kuşadası mutlu son nazilli mutlu son altıeylül mutlu son bandırma mutlu son edremit mutlu son karesi mutlu son susurluk mutlu son gemlik mutlu son gürsu mutlu son inegöl mutlu son mudanya mutlu son nilüfer mutlu son osmangazi mutlu son yıldırım mutlu son biga mutlu son çan mutlu son gelibolu mutlu son adıyaman mutlu son afyon mutlu son ağrı mutlu son aksaray mutlu son amasya mutlu son ardahan mutlu son artvin mutlu son bartın mutlu son batman mutlu son bayburt mutlu son bilecik mutlu son bingöl mutlu son bitlis mutlu son bolu mutlu son burdur mutlu son çanakkale mutlu son çankırı mutlu son çorum mutlu son düzce mutlu son edirne mutlu son elazığ mutlu son erzincan mutlu son erzurum mutlu son eskişehir mutlu son giresun mutlu son gümüşhane mutlu son ığdır mutlu son ısparta mutlu son karabük mutlu son karaman mutlu son kastamonu mutlu son kilis mutlu son kırıkkale mutlu son kırklareli mutlu son kırşehir mutlu son uşak mutlu son kütahya mutlu son malatya mutlu son mardin mutlu son nevşehir mutlu son niğde mutlu son ordu mutlu son trabzon mutlu son osmaniye mutlu son rize mutlu son siirt mutlu son sinop mutlu son sivas mutlu son tokat mutlu son karahayıt mutlu son pamukkale mutlu son nizip mutlu son şahinbey mutlu son şehitkamil mutlu son antakya mutlu son defne mutlu son iskenderun mutlu son darıca mutlu son gebze mutlu son gölcük mutlu son izmit mutlu son körfez mutlu son akşehir mutlu son beyşehir mutlu son ereğli mutlu son karatay mutlu son meram mutlu son selçuklu mutlu son akhisar mutlu son alaşehir mutlu son soma mutlu son turgutlu mutlu son akdeniz mutlu son anamur mutlu son erdemli mutlu son mezitli mutlu son silifke mutlu son tarsus mutlu son toroslar mutlu son yenişehir mutlu son bodrum mutlu son dalaman mutlu son fethiye mutlu son köyceğiz mutlu son marmaris mutlu son menteşe mutlu son milas mutlu son adapazarı mutlu son serdivan mutlu son atakum mutlu son çarşamba mutlu son ilkadım mutlu son eyyübiye mutlu son siverek mutlu son viranşehir mutlu son çerkezköy mutlu son çorlu mutlu son erbaa mutlu son