DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Osman Kademoğlu
Osman Kademoğlu
Giriş Tarihi : 11-09-2021 07:22

HAMSİCİLERİN GECESİ

 

Hazırlayan:

Osman KADEMOĞLU

Mimar-Yazar

KANADA

 

Bu yazı üç bölüm halinde (15.03.2019, 21.03.2020 ve 30.03.2019 tarihlerinde) Bolaman Araştırmaları Ve Eski Fotoğrafları https://www.facebook.com/groups/143162725696728/ adresinde yayınlanmıştır.

 

(Resim: Irgat çeken Bolamanlı kayıkçılar .Argun KADEMOĞLU arşivinden)

1950’li ve 60’lı yıllarda kasım onbeşten şubat sonuna Bolaman körfezinde avlanan hamsi ığrıpları kış boyunca Kale’de üslenir her sabah avlanmak üzere Kale limanından denize açılırdı.

Bu yazı; denizi ışıl ışıl yeşil ve duru, kayaları yosunlu,                                                                                                                                                                                          

kumsalı renkli çakıl taşlarıyla dolu, kıyıları iyot kokulu,                                                                                                            kayıkları kestane ağacından, ağları pamuk ipliği, halatları kendir, çıpası demir, gökyüzünden hava, yıldızlardan rota, bulutlardan fırtına okuyan reislerin beldesi, gençleri denize sevdalı, avı bereketli,  balıkları çeşit çeşit lezzetli eski Bolaman’da yaşanmış günlerden birinin hikayesi..   

O gün deniz bir sır saklıyormuş gibi sessiz ve sakindi. Akşama fırtına çıkacak desen kimse inanmazdı. Hani “karıncalar su içiyor” derler ya deniz aynen öyleydi.

Kale sabah uykusundayken Halis (Ekiz) dayının geceden yakılan ekmek fırınından sıcak taze somun alan hamsiciler daha gün doğmadan tan aydınlığında denize açılır akşam kızıllığında ambarları hamsi dolu ve talazlıklara kadar suya batan kayıklarla Kale’ye dönerlerdi.

Takalar, alamatralar, kancabaş alamana, çırnık ve aynakıç kayıklar Kale koyunu doldurur, avın bol olduğu günler tekne kalabalığından denizde demirleyecek, iskelede bağlanacak, kumsalda baştankara edecek yer kalmazdı. Borda bordaya dayalı, yan yana sıralı al, kırmızı, mavi, sarı, sunabaşı, lacivert, leylak, yeşil, beyaz renkli ve sakız boyalı, başı ayyıldızlı tekneler Kale limanında çok görkemli pitoresk (resimsi) bir görüntü oluştururdu. Bolaman halkı her kış hamsi sezonunda Kale koyunda bu kayıklarn varlığına o kadar alışmıştı ki sanki bu kayıklar Boklutaş’la Galezyanı’yla İnyanı’yla Deliklitaş’la yaşıt, birlikte yaratılmış, Bolaman doğasının bir parçası olarak ebedi orada kalacakmış gibi algılanır, bu olağanüstü güzellik kimsenin umurunda olmazdı.

Av mevsiminde Kale’ye gelen deniz emekçilerine hamsiciler denirdi. Evlerinden barklarınden, eşlerinden çocuklarından, kimi analarından babalarından ayrılıp gelen kış gurbetçileriyle Bolamanlılar arasında yakın arkadaşlıklar kurulur, geceleri kahvehanelerde masalar birleştirilir üzerine yataklar serilir konuklar rahat ettirilirdi. Kaleye gelen gurbetçiler içinde en önemli adamlar ığrıp reisleriydi. Reis deyince akan sular durur. Emir veren, itaat edilen, saygı gösterilen, dediği dedik adamdır reis denizde komutandır. O yıllarda Sarp’tan İstanbul’a Karadeniz’de adıyla sanıyla bilinen namlı reisler vardı. İlyas reis, Altınbaş Hamdi, Kibar reis, Vonalı Hantal reis, Bekir Hamsici, Fehmi aga, Karanlık Mehmet, Zencirli Ali reis benim hatırladıklarım. Bu reislerin av öyküleri kahvelerde, balıkçı mahfellerinde biraz da abartılarak anlatılırdı. Tayfaların çoğu genç taze gemici ve azı orta yaşlı deneyimli. Esmer, buğday, sarışın, kumral, medeni hâli evli ve bekâr, gözleri kestane, mavi, yeşil, kara, elâ ve Batum’dan bu yana Sarplı, Hopalı, Arhavili, Pazarlı, Viçeli (Fındıklı), Rizeli, Trabzonlu, Sürmeneli, Akçaabatlı, Beşikdüzlü, Ayvasıllı, Tirebolulu, Giresunlu, Ordulu, Vonalı, Mersinli, Büyükağızlı. Türk, Çepni, Laz, Çerkes, Gürcü, Acaralı, Oflu, Lezgi, Ermeni ama hepsi denize sevdalı uşaklar. İçi dışı, özü sözü bir adamlar. Denizi, fırtınayı, hamsi avını, yaşam öykülerini, sevdalarını konuşmayı seven çoğu zaman bahar kadar neşeli, bazan hazan kadar hüzünlü hamsiciler denize çıkınca Kale ıssızlaşır el ayak çekilir çarşı tenhalaşır çeşit çeşit Karadeniz şivesinin konuşulduğu kahvehanelere sessizlik çökerdi.

O gün öğlen üzeri gökyüzünün solgun mavisi ve ılık kış güneşi tül gibi ince beyaz ve gri bulutlarla örtüldü, akşama yakın son mavilikler de soldu kayboldu. Havada akşam kızılığından eser kalmadı. Bu hayra alamet değildi. Giderek karayel ufkunu kara bulutlar kapladı. Denize değecek kadar alçalan bulutların arasından görünen gökyüzü parçası yaklaşan akşamla renk değiştiriyor kızıldan mora, mordan kül rengine ve laciverte dönüyordu..

Askeriyeden çıkma 300 beygir tank motoruyla mücehhez Ayvansaray yapısı 44 karış alamatrada dümen tutan Zincirli Ali reis kararan ufka bir daha baktı sonra tayfalara döndü “AĞ TOPLA AL İÇERİ” diye bağırdı. Deniz üstünde top gibi patlayan bu sesle ığrıp kayığı, taka ve alamatradan oluşan üçlü ığrıp takımında bağırışma ve koşuşmayla karışık bir telaş dolaştı, üç teknede yirmi tayfa kollarının olanca gücüyle ağlara sarıldılar. Ağlar içeri alınırken aceleyle denize dökülen, tutulmuşken hoplayıp kaçan balıklara ve oyunbozanlık eden havaya kızan hamsiciler bağrışıp duruyordu.

 

(Resim: Orhan Naim HAZNEDAR arşivi. Bolaman)

Rizeli Ali reis uzunca boylu, geniş omuzlu, esmer, sakalları diken serti ve gözleri gök mavisi, altmışı aşkın yaşına rağmen kır saçları fırça gibi dik ve gürdü. Alnında yanaklarında kahırlı deniz hayatının izleri derin çizgiler vardı. Deniz kitaplarında KAÇIK denizde ani bastıran sert rüzgâr diye geçer ama bizim Zincirli Ali reise sorarsan “kaçık havanın aklını kaçırması” dır ve aklını kaçıran havada Karadeniz’de yapılacak ilk iş fırtınadan önce karayı ellemektir. Yoksa malından geçmek neyse ne tatlı canından olmak da yazılıdır. Birinciye sıkıntılı alamuk hava, ikinciye ufukta toplanan kara duman, üçüncüye de deniz yüzünde rüzgâr ürpertisi yaklaşan fırtınanın ilk uyarılardır. Karadeniz’in huyunu suyunu evde yolunu bekleyen kırk yıllık eşinin huyundan daha iyi bilen Zincirli Ali reis için bu üç işaret yeterlidir barometre olmasa da olur.

Çok geçmeden hava kaçık yaptı önce hafif esintiyle başlayan rüzgâr giderek artıyordu. Ufukta bekleşen kara bulutlar karaya doğru akmaya başladı. Denizde rüzgâr kırışığı alanlar birleşti büyüdü. Kırışıklar çırpıntılara, çırpıntılar dalgacıklara, dalgacıklar dalgalara dönüştü. Dalgalar irileşip, ergenleşti, köpüklendi, rüzgâr olanca denizi toplayıp önüne katıp geliyordu. O yıllarda hamsi ığrıplarında makineli takalardan ve yeni çıkan alamatralardan başka 6 çift kürekli kancabaş alamana ve 4 çift kürekli aynakıç ve çırnık kayıklar da vardı. Hava kaçık yapınca alelacele çarçabuk ağlar toplanır, balıkçılar küreklere sarılır, bir an önce karaya erişmek için ufuktan kopup gelen rüzgârla yarışa girerlerdi. Dümen tutan reis bir eli yekede bir eli gözlerine siper pupadan (arkadan) gelen dalgaları ve rüzgârı kollayarak sesi yettiği kadar AL BERABER AL BERABER AL BERABER UŞAKLAR HEP BERABER diye hamlacılara (kürekçilere) tempo tutup şevk verir, oniki kürekçi küreklerin denize her vuruşunda havada uçuşan sularla ıslanarak ve rüzgârla yarışarak Kale limanına rota tutulurdu.

Iğrıp takımları av alanından karaya kadar denizin yarısını bile gitmeden rüzgâr yetti yetişti, hamsi takımları bir anda kendilerini fırtınanın ortasında buldular. Karayel yaman esiyor dalgalar gittikçe büyüyordu. Makineli takalar kürekli kayıkları bağlayıp yedeğe aldı. Ocak ayında akşam alacası çok sürmez hava çabuk kararırdı. Işık eksildikçe rüyet mesafesi azalıyor, deniz üstünde yoğunlaşan dumanla birlikte dalga tepelerinden uçuşan serpintiler görüşü daha da zorlaştırıyordu. Reisin kerteriz aldığı Boklutaş ve Kale yarımadasının ucunda Halil Bey konağı hayal meyal seçiliyordu. Rota şaşarsa akıntı kayığı gemi yatağı denen kayalıklara atabilirdi ama asıl tehlike dalgaların çatlayıp yarıldığı kıyıya yakın sığ sularda oluşan anafora kapılıp kayalara sürüklenmek ya da dalgaya yan vererek alabora olmaktı. Kıyıya yaklaşınca halat çözülecek, yedeklenen kayıklar serbest kalacak, büyük küçük her tekne kendi başının çaresine bakacaktı. Fırtınada yanaşacağın kıyıyı tanımak derin yerini, löngözlerini, sığlıklarını, taşını, kayasını bilmek gerekti ve kayıkta cümle canların güvenliği reise emanetti. Usta gemici kürekleri salıp, denizi pupadan alıp, kayığı dalganın sırtına bindirip viya yaparak kumsala baştankara edecekti.

Kale’de halk kumsalda toplanmış uzakta dalgaların arasında bir görünüp bir kaybolan ığrıp takımlarını seyrediyordu. Eynindeki sakunun (uzun ceket) etekleri uçuşan imam Ahmet (Özmen) hoca bir elinde kehribar tesbih, bir elini alnına siper ederek kararan kuzeybatı ufkuna bakti. Eski denizci ve serpme ağ örmekte mahir Ahmet hoca oldum olası tanrının üzerinde âdemi halk edip yaşattığı mis gibi toprağı bırakıp, bir tahta kayığa canını emanet ederek, günü gününe, anı anına uymayan, oynak kancık su deryasına açılmanın hikmetini ömrü billah tam çözememiş sonunda “tabii ki geçim derdi başka ne olacak ki” diye konuyu kestirip atmıştı. Bu nedenle ekmeğini denizde arayan balıkçılara hep merhamet gözüyle bakar canların selâmeti ve avın bereketi için dua ederdi.

(Resim: Orhan Naim HAZNEDAR arşivi, Bolaman)

Fırtınası bol Karadeniz’de balıkçılık yaman işti, bu uğurda çok canlar telef olmuştu. Delikanlılık çağında kendisi de balıkçılk yapmıştı ama "deniz işi gençlik sevdası gibidir denizden kâm alan alsın elbet ama sırası gelip vâdesi dolunca ondan vazgeçmeyi bilmelidir, deniz iyaşlı adamın işi değildir, kazancın en helal olanı da denizde kazanılandır." diye nasihat ederdi. Ahmet hoca* böyle düşüncelere dalmışken yüzüne çarpan tuzlu serpintiyle irkildi. Dalgalar kıyıda yarılıp kumsalda yayılmaya başlamıştı bile. Kuzeybatı yönü iyice dumanlanmış, ufuk çizgisi kaybolmuş, rüzgar artmış, deniz kabarmıştı. Uzakta kızıl mor ve beyaz ışık huzmeleri yer yer bulutları bıçak gibi delerek gökyüzünden denize iniyor karanlık denizde karaya doğru akan dalgaları ışıtıyordu. Manzara eski hikâyat kitaplarında yazan Nuh tufanı tasvirleri gibi korkunçtu. Kale’nin bütün eski denizcileri gibi havadan anlayan deneyimli Ahmet hoca gökyüzünün görünüşünü hiç beğenmedi, yaklaşan tehlikeyi sezinledi. Takvim kânunusâni (ocak) ayının sonuna yakındı. Bu gelen fırtına tam da bu mevsime raslayan amansız Sarıbuz (Ayandon) fırtınasıydı. Ayandon başka fırtınalara benzemezdi. Ellerini kaldırdı avuçlarını gökyüzüne çevirdi “Tanrım şu sıra denizde deryada kalan kullarına yardım et onları hıfz eyle (koru)” dedi yüzünü ve sakalını sıvazladı..

*Ahmet (Özmen) hoca Bolaman‘ın en bilge kişilerinden biriydi. Hayata, insanlara merhamet ve hoşgörüyle bakan, herkesle barışık bir insandı. Belki de bunun için kendisini Kale’ye imam yapmışlardı. Ahmet hoca yaz günleri kahvehane önünde çardak altı sohbetlerinde derin dâvudî sesiyle gençlere vaaz ve nasihat eder, az ve öz konuşurdu. Bu yazıda kendisine atf olunan konuşmalara benzer sözlerini dinlediğimi hatırlıyorum. Rahmet içinde uyusun.

Ayandon fırtınasının dalları kırdığı, ağaçları devirdiği, çatılardan kiremitleri uçurduğu, tilkilerin yuvalarına, kuşların ağaç kovuklarına saklandığı karanlık gece çocuk konağın penceresinde yüzünü buzgibi soğuk cama dayamış fırtınadan Kale limanına sığınan ığrıp kayıklarına bakıyordu. Sözün gelişi liman dediğimiz Kale koyu Yıldız’dan ve karayelden gelen dalgaların Boklutaşı aştığı dolup dolup boşaldığı taştığı yerdi. Kale koyu dalga köpüğünden beyaza kesmişti. Kumda yakılan fanyaların alevi rüzgârla sağa sola eğilip bükülüyor kararır gibi oluyor sonra yeniden canlanıyordu. Çatlayan dalgalardan uçuşan köpük sağanağı kayıkların üstüne yağıyor, denizle boğuşan hamsicilerin nefesini kesiyor adamlara soluk aldırmıyordu.

Başı kumda arkası suda yarı çekili takalar, yan yatmış kayıklar, baş kıç yapan teknelerde denize düşmemek için serenlere küpeştelere talazlıklara tutunan tayfalar, alabora olacak tekneden atlayan, yüzerek kumsala çıkanlar, denizde oluşan girdaba kapılıp dümen dinlemeyen birbirinin üstüne düşen kayıkları kancalarla küreklerle dayanarak ayıranlar. Gedebuz vurmak için göğsüne kadar suya girenler (Gedebuz vurmak: Kayığın bordasında iki yanındaki çıkıntılara halat veya kanca geçirmek), ters akıntıyla açığa sürüklenen kayığı kurtarmak için belinden halatla bağlanıp denize atlayan, yüzerek yetişip içine atladığı kayığı geri getiren uşaklar o gece hep oradaydılar. Kale koyunda bir ana baba günü yaşanıyordu. Irgat kollarına tüm bedeniyle göğsüyle yaslanıp yüklenen adamların haydi beraber nidâları, çelik halatı gıdım gıdım saran ırgatların gıcırtısı. O geceki can pazarında Kaleli kayıkçılar gibi Kaleli gençler de hamsicilerin yardımına koştular. Kayıkların altına felek yetiştirerek, çekme halatından tutarak, takalara alamatralara sırt verip payanda olarak, ırgat kollarını döndürerek, denizden kanca kürek seren direk dümen yeke yelken sandık felek halat ağ barba çapa gibi denize dökülen ne varsa kıymetli kayıkçı avadanlıklarını toplamak için sulara düşüp kalkarak ıslanarak titreyerek buyarak hamsicilerin kavgasını paylaştılar.

"Bir kış gecesi esen Sarıbuz fırtınasında                                                                          kıyıda çatlayıp yarılan dalgaların köpük sağanağında                                                                     sırsıklam ıslanarak soğukta titreyerek, buyarak                                                                kayıkları kumsala çeken yarı beline kadar soyunuk                                                                           dize kadar uzun donlu kiminin sırtında sarı muşamba,                                                               kiminin telis çuval, kiminin başında yün papak                                                                                     ama hepsinin ayakları, baldırı çıplak uşaklar fanyaların alev aydınlığında denizde ve kumsalda koşuşarak,

çağrışarak eski Bolaman’ın son deniz masalını oynadılar".

 

O gece fırtına hiç ara vermedi hiç durmadı gece boyunca rüzgâr arttıkça arttı deniz azdıkça azdı, dalgalar büyüdükçe büyüdü. Kıyıda çatlayan dalgaların uzantısı kumsalı ve aşağıkahveyi aşıp cami duvarını yıkıyor oradan odayanına akıyordu. Deniz öylesine güçlü geldi ki dalgalar alır diye korkulan tekneleri kumdan yukarı çekmek için çarşı içine ırgatlar çakıldı, gece yarısı Kale’de denizin uğultusuna karışan balyoz sesleri vardı. 

(Resim: Argun KADEMOĞLU arşivi, Bolaman)

 

Konakta oturan bizler annem babam annemin halası Ziyneti anne biz çocuklar ve Nesrin sanki fırtınaya tutulmuş bir gemideydik. Konağın sağ yanından gelen dalga cami yanından gelen dalgayla birleşiyor deniz iki karış yükseklikte su kitlesiyle konağı kuşatıyordu. O gece fanyaların kızıl aydınlığında kale duvarını saran ve hızla akışan beyaz köpüklü suları görseniz konak yelken açmış gidiyor sanırdınız. Zaman zaman hızı birden artarak boraya dönüşen rüzgâr vurdukça ahşap konağı sallıyor, kapıları, pencereleri titretiyor, dalga serpintileri camları ıslatıyordu. O gece bin yıllık Ceneviz hisarı denizle çevrili olduğu eski çağları andı.

Kale’de üslenen 40 ilâ 70 parça (kimse saymadı ama) taka alamatra, kancabaş alamana, çırnık aynakıç bütün kayıklar önce kumsala çekildi kumsal yetmedi daha ileri cami sokağından içeri Besire ablanın (Besire Coşkun) evine, Kale meydanına, minarenin yanına, Tonuç’un kahvesine, Aptullah (Şimşek) ustanın kunduracı dükkânına, odayanına, çarşı içine, bahriyeli berber Mustafa (Ergün) amcanın (Mecit Ergün’ün babası) kahvesine, çardak altına, Hikmet (Hazinedar) beyin evine, Halis (Ekiz) dayının fırınına ve terzi dükkânının kapısına, Bâki (Ekiz) reisin evinin altındaki mağazaya kadar gelip dayandılar. Dalgalar kumsalda çekili teknelerin altını oyuyor altı boşalan tekne gerisin geri denize kayıyordu. Kayıkları denize yakın yerlerden uzaklaştırmak gerekti. Dalgaların etkisinden kaçırılan kayıklar çarşıya kadar geldi, eldeki felekler yetmedi üstüne felek yağı sürülen tahtalar kullanıldı. Sokaklar yan yana yanaşan, iskarmozları birbirine karışan, talazlıkları talazlıklara dayalı, borda bordaya, gaga gagaya, ayna aynaya, arka arkaya, kayıklarla takalarla doldu, sokakta adım atacak yer yoktu. Hamsiciler bütün kayıkları güvenli yere çekene kadar uyumadılar. O gece kimse fırtınaya eyvallah etmedi, kayığını takasını ığrıbını ağlarını denize vermedi, canından geçti malından geçmedi. Hamsicilerin gecesinde sabaha kadar yakılan fanyaların ışığında cıt gada (küçücük) Kale çarşısında bütün tekneleri çekecek yer bulundu. Hamsicilerin gecesi gerçek zor bir geceydi. O gece hamsicilerle Kaleliler birlikte Ayandon fırtınasını ve azgın denizi yendiler.

Kayıkların kumdan yukarı çarşıya çekilişi heyecanlı bir oyundu. Satranç, dama, beştaş gibi, köşekapmaca gibi. Oyuncular deniz ve hamsiciler, oyunun taşları da kayıklar. Deniz kayıkları tehlikeye atan bir hamle yapıyor hamsiciler bir karşı hamleyle denizin kumpasını bozuyordu. Bu oyunu sona kadar seyretmek için o gece hiç uyumak istemiyordum ama çocuktum sonunda uykuya teslim oldum. Sabah uyandığımda rüzgâr kalmış, deniz yatmış, hava karlamıştı. Kale’ye kar sessizliği çökmüştü. Koyu gri denizde uçuşan, suya konup kalkan akkuşların beyazı takaların üstünde, kiremit çatılarda, ağaç dallarında biriken karların beyazıyla benzeşiyordu.

Kahvehaneler soba başında zeytin ekmekle çay içen yorgun ama mutlu hamsicilerle doluydu. Dün geceki sınavdan ne cana ne de mala zarar erişmeden yüzakıyla çıkmışlardı. O gün Kale bir açıkhava kayıkhanesiydi, hamsi ığrıplarında kullanılan kayıkların en özgün örnekleri biraraya gelmişti. Bilmem bu kadar büyük ve renkli bir kayık sergisi bir daha hiç olmuşmudur? Sanmıyorum. Keşke belge olacak bir resim çekilebilseydi.

Ertesi gün kar durdu deniz yatışıyordu Kale çarşısı “düğün yeri gibi” (Suat Ekiz’in benzetmesi) kalabalıklaştı. Hemen hepsi yün başlık, gocuk ve lastik çizme giyen hamsiciler kayıkların arasında geziniyor, fırtına gecesi aceleyle gelişigüzel oraya buraya yığılan kürekleri halatları kancaları yerli yerine koyuyor eksiği gediği tamamlıyor karışan dolaşan püsür olan ağları mantarları elden geçirip ayırıyor yeniden denize çıkmaya hazırlanıyorlardı. Ağlar ellenip açıldı, birbirine çatılan küreklere asıldı, yırtıklar örüldü. Alamatralar, kayıklar, takalar üç günlük çarşı safasından sonra yeniden bir bir denize indi.

(Resim: Orhan Naim HAZNEDAR arşivi, Bolaman)

O kış esen Sarıbuz fırtınası Kalelilerle hamsiciler arasında arkadaşlığı, yoldaşlığı pekiştiren bir iyilik olmuştu. Hamsiciler fırtına gecesi gördükleri yardıma karşılık bir şükran borcu olarak çam sakızı çoban armağanı Kale’de her eve birer teneke hamsi dağıttılar. Aradan yarım yüzyıldan çok zaman geçti, bu öyküde anlatılan hayatın ne insanları ne kayıkları ne denizi ne duyguları ne de o günlerin Kale’si kaldı. Onlar sevgili zamanlar sevgi dolu insanlardı.

 

S O N

 

Resim kaynağı: Bolaman Araştırmaları Ve Eski Fotoğrafları https://www.facebook.com/groups/143162725696728/

NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş513
  • 2Trabzonspor513
  • 3Konyaspor511
  • 4Hatayspor510
  • 5Fatih Karagümrük510
  • 6Fenerbahçe510
  • 7Altay59
  • 8Alanyaspor59
  • 9Galatasaray58
  • 10Kayserispor57
  • 11Yeni Malatyaspor56
  • 12Göztepe55
  • 13Gaziantep FK55
  • 14Kasımpaşa55
  • 15Adana Demirspor55
  • 16Antalyaspor54
  • 17Sivasspor53
  • 18Başakşehir FK53
  • 19Giresunspor51
  • 20Çaykur Rizespor51
Gazete Manşetleri
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
istanbul mutlu son ankara mutlu son izmir mutlu son bursa mutlu son antalya mutlu son adana mutlu son konya mutlu son şanlıurfa mutlu son gaziantep mutlu son kocaeli mutlu son mersin mutlu son diyarbakır mutlu son hatay mutlu son manisa mutlu son kayseri mutlu son samsun mutlu son balıkesir mutlu son maraş mutlu son van mutlu son aydın mutlu son tekirdağ mutlu son sakarya mutlu son denizli mutlu son muğla mutlu son bağcılar mutlu son bahçelievler mutlu son esenler mutlu son esenyurt mutlu son kadıköy mutlu son kağıthane mutlu son kartal mutlu son küçükçekmece mutlu son maltepe mutlu son pendik mutlu son sultangazi mutlu son ümraniye mutlu son üsküdar mutlu son aliağa mutlu son alsancak mutlu son bayraklı mutlu son bornova mutlu son buca mutlu son çeşme mutlu son çiğli mutlu son gaziemir mutlu son karşıyaka mutlu son konak mutlu son menemen mutlu son ödemiş mutlu son torbalı mutlu son çankaya mutlu son keçiören mutlu son mamak mutlu son polatlı mutlu son sincan mutlu son alanya mutlu son belek mutlu son kaş mutlu son kemer mutlu son korkuteli mutlu son lara mutlu son manavgat mutlu son serik mutlu son side mutlu son didim mutlu son efeler mutlu son kuşadası mutlu son nazilli mutlu son altıeylül mutlu son bandırma mutlu son edremit mutlu son karesi mutlu son susurluk mutlu son gemlik mutlu son gürsu mutlu son inegöl mutlu son mudanya mutlu son nilüfer mutlu son osmangazi mutlu son yıldırım mutlu son biga mutlu son çan mutlu son gelibolu mutlu son adıyaman mutlu son afyon mutlu son ağrı mutlu son aksaray mutlu son amasya mutlu son ardahan mutlu son artvin mutlu son bartın mutlu son batman mutlu son bayburt mutlu son bilecik mutlu son bingöl mutlu son bitlis mutlu son bolu mutlu son burdur mutlu son çanakkale mutlu son çankırı mutlu son çorum mutlu son düzce mutlu son edirne mutlu son elazığ mutlu son erzincan mutlu son erzurum mutlu son eskişehir mutlu son giresun mutlu son gümüşhane mutlu son ığdır mutlu son ısparta mutlu son karabük mutlu son karaman mutlu son kastamonu mutlu son kilis mutlu son kırıkkale mutlu son kırklareli mutlu son kırşehir mutlu son uşak mutlu son kütahya mutlu son malatya mutlu son mardin mutlu son nevşehir mutlu son niğde mutlu son ordu mutlu son trabzon mutlu son osmaniye mutlu son rize mutlu son siirt mutlu son sinop mutlu son sivas mutlu son tokat mutlu son karahayıt mutlu son pamukkale mutlu son nizip mutlu son şahinbey mutlu son şehitkamil mutlu son antakya mutlu son defne mutlu son iskenderun mutlu son darıca mutlu son gebze mutlu son gölcük mutlu son izmit mutlu son körfez mutlu son akşehir mutlu son beyşehir mutlu son ereğli mutlu son karatay mutlu son meram mutlu son selçuklu mutlu son akhisar mutlu son alaşehir mutlu son soma mutlu son turgutlu mutlu son akdeniz mutlu son anamur mutlu son erdemli mutlu son mezitli mutlu son silifke mutlu son tarsus mutlu son toroslar mutlu son yenişehir mutlu son bodrum mutlu son dalaman mutlu son fethiye mutlu son köyceğiz mutlu son marmaris mutlu son menteşe mutlu son milas mutlu son adapazarı mutlu son serdivan mutlu son atakum mutlu son çarşamba mutlu son ilkadım mutlu son eyyübiye mutlu son siverek mutlu son viranşehir mutlu son çerkezköy mutlu son çorlu mutlu son erbaa mutlu son