Atatürk, Milli Birlik ve Beraberlik

Millî birlik ve beraberlik; milletin birliğini, bir arada yaşama arzusunu ve ülke bütünlüğünü ifade eder. Milletlerin doğuşunu, yaşamasını ve ilerlemesini sağlayan yegâne unsur millî birlik ve beraberliktir. Ortak bir tarihî mirası paylaşan, ortak bir kültürün sahibi olan ve bir arada yaşayan millet fertlerini sımsıkı birbirine bağlayan, millî birlik ve beraberlik duygusudur.1

Birlik ve beraberlik Türk ulusu için her şeydir. Bilindiği gibi Yüce Atamız Onuncu Yıl Nutkunda, “Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir” dedikten sonra bu başarının sırrını: “Çünkü Türk milleti, millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir”2 sözleriyle açıklar. Yine yüce Atamız, “Millî birlik ve beraberlik kader-i ilâhiden başka her türlü güçlüğü yener. Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez” diyerek, birlik ve beraberliğin önemini en güzel şekilde ifade etmiştir.

Türk Ulusu birlik ve beraberlik içerisinde olduğu müddetçe dünyada ona karşı koyabilecek bir güç olmamıştır. Tarih bunu ispat etmiştir. Bilge Kağan VII. Yüzyılda yazdırdığı Orhun Abidelerinde şunları söylüyor: “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabiidir. Bunca milleti hep ben düzene soktum. Ey Türk Oğuz Beyleri işitin. Yukarıda mavi gök çökmedikçe, aşağıda yağız yer delinmedikçe senin ilini, senin töreni kim bozabilir.”3

İlk etapta bir meydan okuma gibi görünen bu sözler aslında millî birlik ve beraberliğin ortaya koyduğu neticeyi ifade etmek için söylenmiştir. Bilge Kağan, yine bu yazıtlarda, “Küçük kardeş ve büyük kardeş birbirine düştüğü için Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk Beyleri Türk adını bıraktı” sözleriyle de, ulusal birliğin ve ulusal kültürün bozulması sonrasında oluşacak kahredici felâketlere dikkat çeker.

Türklerde millî birlik ve beraberliğin bozulması neticesi uğranılan felâketler pek çoktur. Tarihte 16 sı büyük 140’a yakın devlet kuran, dünyada devlet tecrübesi en fazla millet olan Türkler, tarihinde yıkımları önce kendi içinde yaşamıştır. Ulusal birliğin, birlik ve beraberliğin bozulması neticesi yaşanan felâketlere tarihimizden bir iki örnek vermek istiyorum. Bildiğiniz gibi tarihimizde bir “Fetret Devri” olayı vardır. Bu devir, Yıldırım’ın Ankara yakınlarında, Çubuk Ovası’nda 1402 yılında yenilmesiyle oluşmuştur. Yıldırım’ın Ankara Meydan Savaşı’nda Timur’a yenilmesinin tek sebebi, Anadolu’da henüz birlik ve beraberliği sağlayamamış olmasıdır. Savaşın henüz başında Saruhan, Menteşe, Aydın, Germiyan, Karaman ve Candar tımarlı sipahilerinin, aynı soydan gelen ve aynı dili konuşan karşı tarafa geçmesiyle her şey bir anda değişmiştir.

Ankara Meydan Savaşı, Osmanlıların gelişmesine büyük darbe indirecek, Türk birliğinin tesisi için yapılan bunca mücadeleler heba olacak, tekrar beylikler kendi başına buyruk hale gelecektir. Artık, Anadolu’da birlik ve beraberliğin, dirlik ve düzenin alt üst olduğu, hak ve adaletin ayaklar altına alındığı Fetret Devri başlayacaktır.4

Türk tarihinde, kendi içimizde birlik ve beraberliğin bozulması sonucu uğranılan felakete bir örnek de II. Viyana bozgunudur. Osmanlı tarihinde en büyük ordu ile yapılan bu kuşatma, Kırım Hanı Murat Giray’ın ihaneti neticesi bozguna dönüşmüştür. 90.000 kişilik kuvvetiyle Tuna Nehri’nden gelecek olan Avrupalı yardım kuvvetlerini durdurmakla görevli Murat Giray’ın, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya olan şahsi kini onu ihanet etmeye kadar götürmüştür.5

Bilindiği gibi, Türk milletinin en kara günleri 1.Dünya Savaşı sonrası imzalanan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi ile başlayacaktır. Ordu terhis edilmiş, ülke dünyanın en güçlü devletleri tarafından yer yer işgal edilmiştir. Hele Yunan ordusunun 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarılmasıyla başlayan günler Türk tarihinin en kara günleridir. Böyle bir durumda kurtuluş nasıl olacaktı? İşte, yabancıların Mustafa Kemal mucizesi dediği bu durumu daha iyi anlayabilmek için 1919 yılı şartlarını iyi bilmemiz gerekir. 1919 yılının şartlarını çok iyi bilmeden Atatürk’ün yüceliğini ve yüksekliğini net olarak ortaya koyamayız.

F. Rıfkı Atay, 19 Mayıs adlı eserinde 19 Mayısı şöyle tarif ediyor: “Nasıl ki bir insan, elleri bağlı, gözleri kapalı, sürüklene sürüklene mezar başına kadar getirilir ve ölümün pençesi ta çiğerlerine kadar işlediği halde bile gene kendi kendini kurtarabilir. İşte, 19 Mayıstan önceki ve sonraki günlerin tarihi bizlere bunları öğretir.”6

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Millî Savaş Hikâyeleri” adlı kitabında, “Teslim! Teslim!” başlığı altında Kurtuluş Savaşı yıllarında Aydın ilimizin bir dağ köyünde yaşanan bir olayı şöyle nakleder:

Yunan askerleri bir dağ köyünü basmış, halkı sırayla süngüleme işlemi başlatmıştır. Sıra kendisine gelen 7 yaşındaki bir kız çocuğu bu şekilde bir ölüme gönlü razı olmaz. Kendisini ölüme hazırlayamamıştır. Nerden akıl ettiyse iki elini havaya kaldırıp, “Teslim, teslim!” der. Yunan subayından af mı dilenilir? Ona, boyundan daha uzun süngüyle saldıran Yunan subayı onu tüfeğinin ucuna taktığı gibi ta gerilerdeki damların üzerine fırlatır. Bu olaya, bağlarının arasından şahit olan yaşlı köylü, ömrünün sonuna kadar bu “Teslim, teslim” sözlerini tekrarlamıştır.7 İşte Mustafa Kemal olmasaydı hepimizin sonu buydu.

Sizlere 19 Mayısın Türkler için ne derece dönüm noktası olduğunu gösteren ilginç bir örnek vermek istiyorum. Askerlik hayatımın 15 yılı Kara Kuvvetleri Karargâhı’nda geçti. O günlerde nöbet tutarken, Komuta katının altında bulunan nöbetçi amirliğinin duvarında bir pano vardı. Bu panoda, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın konuşlu bulunduğu arazinin bilgisi yer alıyordu. Orada şunlar yazılıydı: “Bu arazi Ali Yar Bey’in çiftliğidir. Ali Yar Bey, 1919 yılı ortalarında Ermeni çetelerin baskınına uğrar. İstenen para çıkışmayınca çiftlikte bulunan herkes, kâhya dâhil katledilir ve cesetleri çiftliğin girişine asılır. Beşikteki bebekler bile katledilir. Araziyi üstlenecek bir varis kalmadığı için devlet bu araziye el koyar.” Bakınız, bu olay Ermeni zulmünün en çok yaşandığı Erzurum’da, Van’da değil, Anadolu’nun ortasında, Ankara’da oluyor. İşte bunlar, ne hallere düştüğümüzün, ne hallerde mücadele verdiğimizin göstergeleridir. 

Atatürk 19 Mayısı şöyle tanımlar:  “Ben, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığım gün elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız Büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran büyük ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu millî kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım.”8

Atatürk, Türk Millî Mücadelesinin temeline, milliyetçilik, ulusal egemenlik ve ulusal bağımsızlık ilkelerini yerleştirmekle, hem Türk Milleti’nin birlik ve beraberliğini sağlamış hem de bu ölüm kalım savaşını zaferle sonuçlandırmıştır. Türk Bağımsızlık Savaşı, aynı zamanda XX. yüzyılda emperyalizme, sömürgeciliğe karşı girişilen ilk büyük kurtuluş hareketidir.9 Atatürk, dünyada ilk kez olarak Avrupa devletlerinin egemenliğine karşı yürütülen her türlü hareketin başarısının milliyetçi bir temele dayanması gerektiğini anlamış bir liderdir. Bu konuda daha sonra üçüncü dünya ülkelerine de örnek olmuştur.

Atatürk, Samsun’a ayak bastığı günden başlayarak bütün nutuklarında Türk Ulusu’nun kurtuluşuna ve yükselişine ait prensipleri ortaya koyarken, her defasında, “millet”, “irade-i millîye”, “milliyetçilik”, “vicdan-ı millî” kavram ve düşüncesini, kurmayı tasarladığı yeni devletin temel direkleri olarak bilinçli ve sistemli bir şekilde kullanmıştır.10 Atatürk’ün Samsun’a çıkışından birkaç gün sonra İstanbul’a başbakanlık makamına gönderdiği ilk telgraf metninde yer alan:

“Millet birlik olup, millî hâkimiyet esasını ve Türklük duygusunu kendisine rehber edinmiştir.” sözleri, milletin ortak tavrının, birlik ve beraberliğinin ifadesidir. Bu ifade, ümmet toplumundan millet topluma geçişin ilk adımıdır. Bu ifade, artık bu topraklarda hanlara, hakanlara, sultanlara dayalı yönetimin sona erdiğini, halk egemenliğine dayanan demokratik, laik bir cumhuriyetin kurulacağının ilk resmî belgesidir.11

Atatürk’ün millî mücadeledeki başarısının altında, mücadeleyi halka mal etme gerçeği yatar. Memleketi ve milleti artık padişah, halife değil, Türk halkı kurtaracaktır. Ulu Önder’in, Türk’ün istiklâl ve bağımsızlığa giden yol güzergâhında, Samsun ve Havza’dan sonra üçüncü istasyonu oluşturan Amasya’da yayımladığı ve ihtilâl bildirgesi olarak anılan, “Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözleri millî mücadelenin ana programını teşkil eder.12

Millî birlik ve beraberlik herşeyden önce millî devletin gerçekleşme vasıtasıdır. Atatürk’ün millî birlik ve beraberlik ilkesinin temelini, bütün vatandaşların hangi din, mezhep ve ırktan gelirse gelsinler, hepsinin Türk olduğu düşüncesi oluşturur.13 Cumhuriyetimizin temeli ulus devlettir. Atatürk’ün ulus ve ulusçuluk anlayışında din, ırk, mezhep kavramlarına yer yoktur. Atatürk, ulusu tarif ederken 3 temel unsuru baz almıştır. Bunlar; dil, kültür ve ülkü birliğidir.14

Yüce Atamız şunları söyler; “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.”15

Atatürk’ün bu sözlerinden de anlaşıldığı gibi, yüksek Türk kültürüne, binlerce yıllık ortak zengin tarihî mirasa ve nihayet Misakımillî bilinci ve Kuvayımilliye ruhuna dayanan Atatürk milliyetçiliği; ayrımı kabul etmeyen toplayıcı, birleştirici ve kaynaştırıcı bir anlayıştır. Hiçbir millet ferdi kendisini diğerinden ayrı ve üstün göremez.

Atatürk’ün millî birlik ve beraberliğin sağlanmasında ve bunun idamesinde en fazla önem verdiği nokta ulusal kültürün geliştirilmesi olmuştur. Çünkü bir ulusun başına gelebilecek en büyük felâket, onun ulusal kültürünü kaybetmesidir. Beş bin yıllık yazılı insanlık tarihi şu gerçeği çok açık ve net olarak ortaya koymuştur ki; bir ulus, ne bir savaşta yenilgi, ne ülkesinin işgali, ne de ekonomik çöküntü sonucunda varlığını yitirmiştir; ancak, ulusal kültürünü kaybetmekle tarih sahnesinden silinmiştir.16 Yine tarih şunu da açıkça ortaya koymuştur ki; ulusal kültürünü oluşturamayan, ulusal birliğini kuramayan toplumlar, uygarlaşmayı da bağımsız olmayı da başaramamışlardır.17

Ölüm kalım savaşının zaferle sonuçlandırılmasından sonra “çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak” şeklinde belirlenen millî ülkü, fertleri bir bütün hâlinde ortak bir hedefe yönlendirmede dinamik bir güç oluşturmuştur. Birbirini izleyen devrim hareketleri, milletin birlik içerisinde medeniyet dünyasındaki saygın yerini almasını hızlandırmayı amaçlamıştır. Atatürk devrimlerinin aslında en büyük amacı ve hedefi ulusun birlik ve beraberliğini sağlamaktır. Falih Rıfkı Atay diyor ki: “Dumlupınar Zaferi (30 Ağustos Zaferi) vatan bütünlüğünü kurtarmıştır. Millet bütünlüğünü kurtaran ise eğitim birliği ve laikliktir.”18.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranlar, bugünkü insanlarımızın babaları ve dedeleridir. Bugünkü toplumsal farklılıkların tamamı, belki de fazlasıyla o zaman da vardı. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi bunun açık örneğidir. Her kesimden, her gruptan, her görüşten insanın yer aldığı bu meclis, Yüce Atamızın Önder kişiliği ile toplumsal farklılıkları değil, millî birlik ve beraberlik ile ülkenin bütünlüğü fikrini öne çıkararak sorunların üstesinden gelmiş ve bugünkünden belki de yüzlerce defa daha kötü şartlardayken Kurtuluş Savaşı’nı kazanmıştır.19

Millî birlik ve beraberlik, Yüce Atamızın işaret ettiği gibi, güçlü ve huzurlu bir Türkiye’nin yaratılmasında en önemli unsurdur. O, bu konuda şunları söyler: “Bir yurdun en değerli varlığı, yurttaşlar arasında ulusal birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgunluğudur. Ulus varlığını ve yurt erginliğini korumak için bütün yurttaşların canını ve her şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olmak, bir ulusun en yenilmez silâhı ve koruma vasıtasıdır. Bu sebeple, Türk ulusunun idaresinde ve korunmasında ulusal birlik, ulusal duygu, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz idealdir.”20

 

Bu sözden de anlıyoruz ki, Atatürk Türk Milleti’nin birliğini kuvvetlendirecek manevî harcı kültür milliyetçiliğinde bulmuştur.21 “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür” diyen Atatürk’ün başta dil ve tarih çalışmaları olmak üzere millî kültüre önem vermesinin en önemli sebeplerinden birisi budur. Millî birliğin sağlanmasında ve güçlendirilmesinde millî eğitime büyük görevler düştüğünü vurgulayan Atatürk, bu konuda şunları söylüyor: “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri eğitimin sınırı ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığı için kendi benliğine ve millî geleneklerimize düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. ”22

 

Kurtuluş Savaşının kazanılmasında ve Cumhuriyetimizin kurulmasında, Atatürk’ün, “ülke ve millet bütünlüğünü esas alan, ırkçılığı, bölücülüğü, bölgeciliği ve sınıf kavgasını reddeden; çağdaşlaşmayı ve medenî olmayı amaçlayan, millî dayanışma ve sosyal adaleti esas alan, demokrasiyi ve millet egemenliğini hedef alan, aynı kültürden olan insanlardan oluşan toplumu aynı millet olarak algılayan, barışçı ve insancıl, toplayıcı, kucaklayıcı ve kaynaştırıcı”23 ilke ve ideolojisi temel etken olmuştur.

 

 

 



1 Ali Güler, Suat Akgül; Kurtuluştan Kuruluşa Atatürk, Truva Yayınları, İst. 2010, s.98.
2 Mustafa Baydar; Atatürk Diyor Ki, Varlık Yayınevi, 9 ncu Baskı, İst. 1979, s.178.
3 Prof.Dr.Cemal Anadol; Tarihe Hükmeden Millet Türkler, Cilt 1, Kamer Yay., 2. Baskı, İstanbul, Tarihsiz, s.35.
4 Prof.Dr. Yaşar Yücel, Prof.Dr. Ali Sevim; Türkiye Tarihi, Cilt 2, TTK Yay., Ank. 1991, s.63-76.
5 Ord.Prof.Dr. İ.Hakkı Uzunçarşılı; Büyük Osmanlı Tarihi, Cilt 3, 6.Baskı, TTK Yay., Ank. 2004, s.445-456.
6 Falih Rıfkı Atay; 19 Mayıs, Ank. 1944, s.43.
7 Yakup Kadri Karaosmanoğlu; Millî Savaş Hikayeleri, Varlık Yay., İst. 1972, s.23-30.
8 Utkan Kocatürk; Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ank. 1984, s.1; Atatürkçülük, 1nci Kitap, Gn. Kur. Bşk.lığı

Yayınları, Ank. 1984, s.49.
9 Turhan Feyzioğlu, “Millî Kurtuluş Önderi Atatürk ve Milletlerarası Etkisi”, AAMD, KASIM 1986, s.13.
10 Peyami Safa; Türk İnkılâbına Bakışlar, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ank. 1988, s.49.
11 Şerafettin Turan; Atatürk Milliyetçiliği, Atatürk Konferansları III, Ank. 1970, s.70,

    Hamza Eroğlu; Atatürk ve Cumhuriyet, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ank. 1989, s.103.
12 Suna Kili; Türk Devrim Tarihi-II; Yenigün Haber Ajansı, İst.2000,s.45.
13 Refik Turan, Mustafa Safran, Semih Yalçın ve Diğerleri; Atatürk İlkeleri ve İnkılâp tarihi, Siyasal Kitapevi, Ank. 2000, s.318.
14 Afet İnan; Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, TTK Yay.,Ank. 1969, s.18.
15 Atatürkçülük (Birinci Kitap), Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Gnkur. Basımevi, Ank. 1982, s.13.
16 Prof.Dr. Salim Koca; Türk Kültürünün Temelleri II, KTÜ Yayınları, Trabzon 2000, s.1.
17 Ergün Aybars; “Millileşme ve Çağdaşlaşma Lideri Atatürk”; Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi ,

TEMMUZ 1985, s.864.
18 Falih Rıfkı Atay; Bayrak, İst. 1990, s.35.
19 Ali Güler, Suat Akgül; a.g.e, s.97.
20 Atatürkçülük (Birinci Kitap), Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Gnkur. Basımevi, Ank. 1982, s.13.
21 Ercüment Kuran; Atatürk Üzerine Denemeler, Ank. 1981, s.27.
22 Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni Açış Konuşmaları, TBMM Yayınları, Ank. 1987, s.75.
23 Prof.Dr.Reşat Genç; “Atatürk ve Millî Birlik”, Makaleler, Cilt 2, Yayına Hazırlayanlar: E.Semih Yalçın, Uğur Ünal, Togay S. Birbudak, Berikan Yayınevi, Ankara 2007, s.122.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Özen Topçu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Hayat Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Hayat hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Hayat editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Hayat değil haberi geçen ajanstır.