Taşı Delen Suyun Şiddeti Değil Damlaların Sürekliliğidir

" Tebdil-i mekanda ferahlık vardır." diyerek, İstanbul'dan ayrıldım. Vatandaşlık görevimi
yapmanın da iç huzurunu yaşadım.
Her nedense bu güne kadar katıldığım seçimleri genelde kaybettim. Yaptığım tercihlerde çoğunca azınlıkta kaldım.
Ancak toplumsal gelişmelerin acelesi olmadığının da bilinci içersindeydim. Toplumun gücü öyle bir güçtü ki, olgunlaşınca önüne çıkan bütün engelleri siler süpürürdü.
Toplumu oluşturan güç ise bireylerin dayanışmasıyla olasıydı. Bireyler ortak bir duygu etrafında birleşerek toplumsal gücü oluşturabilirlerdi. Bu birliktelik; kimi toplumlarda sevgi, saygı, yardımlaşma, güven duyma, inanma ve kader birliğine dayanırdı. Kimi toplumlarda da; çıkar ilişkileri, pay kapma, korku, güvensizlik ve benzeri nedenlere dayanırdı.
Lider, inandırıcılığını ve tarafsızlığını yitirirse bunun telafisi olanaklı değildi. Eğer lider iktidar kaybına uğrarsa da bunun sorumlusu güvenmediği lidere destek olmayan toplum değildi.


Toplumsal gelişmelerde; sabır, dayanıklılık, direnç, hoşgörü, çok çalışmak ve cesaret gibi kavramlar çok önemliydi. Çünkü; zamanından önce güneş doğmaz, zorla da güzellik olmazdı. Korkudan Gül açmaz, güneş de balçıkla sıvanmazdı.
İstanbul'u çok seviyordum. Rüyalarımın şehriydi. Bir gün o şehirde yaşayacağım demiştim oldu. Ama son onbeş yirmi yıl, bireylerin yaşam alanlarının daraltıldığına tanık oldum. Önceki yıllar boş zamanlarımda Beyoğlu İstiklal Caddesini gezmediğim günü günden saymazdım. Son yıllarda bu bölgenin adını bile anmamaya başladım.
İstanbul'un kültür ve sanat merkezi olan bu bölge, elbirliği ile yok edildi. Bir Ortadoğu kenti olma özelliği kazandırıldı bu kente.


31 Mart Yerel seçimleri ile bu coğrafyada bir umut ışığı doğdu. Ölmeden önce yeniden bu topraklarda halkın uyanışına ve bilinçlenmesine tanık oldum. Halk, mensubu bulunduğu siyasi parti liderlerinin önerilerine itibar etmedi. Taban hareketinin tavanı zorladığını gördük. Halk, laik demokratik cumhuriyete ve onun niteliklerine sahip çıktığını gösterdi.
Artık bundan böyle bu ülkede; demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini içine sindiremeyen bireylerin, grupların ve siyasi oluşumların işlerinin hayli zor olacağı gözüküyor.
O yüzden halkın bu mesajının çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Umarım iktidar yaptığı yanlışların farkına varır, ve biran önce kendini toparlar. Seçimi kazanan siyasiler de önlerine çıkan bu fırsatı gayet iyi değerlendirirler.


Bana gelince; çocuklarımız, torunlarımız ve geleceğimiz için yeniden umutlanmaya başladım. Bir umut ışığının doğduğunu gördüm. Umutlarımızı diri tutmamız gerektiği gerçeğiyle yeniden yüzleşmeye başladım. Çünkü umudunu yitiren herşeyini yitirirdi.
Bu ülkede kısa süren bir Köy Enstitüleri süreci yaşandı. Cumhuriyete sahip çıkacak kuşaklar yetişecekti bu okullarda. İktidar sahipleri, bu güzide kurumları çok gördüler bu ülkeye. Sonunda bu kurumları öğretmen okullarına dönüştürdüler. Benim de mensubu bulunduğum bu kurumlar da cumhuriyet rejimine sahip çıktılar.
Emeklerimizin boşa gitmediğini gördük. Çünkü damlaların sürekliliğiydi esas olan. Suyun şiddetinden daha önemliydi bu süreklilik. Hepimizin bu vatan için çok şeyler yapması gerekiyordu. Onu gördük yeniden.
O yüzden; gürül gürül akamasak bile, damlamaya devam etmeliydik. Eeeee. Hadin o zaman. Ne duruyoruz.

YEKTA AYDIN ŞARKÖY 06.04. 2024 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yekta Aydın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Hayat Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Hayat hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Hayat editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Hayat değil haberi geçen ajanstır.