Çanakkale’de İlkler

Dünyanın en büyük donanma ve ordularının Çanakkale’de durdurulması birçok olayların gelişmesine vesile olmuş, dünya siyasi haritasında değişiklikler oluşmuştur. Dünya tarihinde sömürgecilik ya da emperyalizm denilen hareketin iflas ettiği yer Çanakkale’dir. “Üzerinde güneş batmaz” denilen Büyük Britanya İmparatorluğu’nun veya “Kara Avrupası”nın en büyük İmparatorluğu sayılan Fransa’nın, 1807-1808’lerde “Yaşasın Doğu’nun İmparatoru, Yaşasın Batı’nın İmparatoru” diye haykıran I. Alexandr ve I. Napolyon İmparatorluklarının iflas ettiği, dolayısıyla sömürgecilik ahtapotunun kollarının kanatlarının kırıldığı, boğazının kesildiği yer yine Çanakkale olmuştur.[1] Onun için Dünya tarihinde Çanakkale’deki Türk Zaferi’nin yeri ve önemi büyüktür.

Dünya üzerinde çok az millet, Çanakkale tarzı savaşları gerçekleştirebilecek güce ve potansiyele sahiptir. 1915 yılında, o dönemde dünyanın en güçlü iki ülkesi olan İngiltere ve Fransa’ya direnebilecek güce ve cesarete sahip olmak, Türk Milletinin büyüklüğünü kanıtlar.[2] Turgut Özakman şöyle der:

“Çanakkale’de karşımızdakiler dünyanın dörtte üçüne egemendi. Çok güçlü, çok zengin ve çok etkiliydiler. Atalarımız bu kudreti yendiler.”[3]

17. yüzyıldan bu yana ilk kez büyük bir Avrupa gücünün yenilgiye uğratıldığı bu savaş Türkler için yeni bir ulus kimliğinin ve gururun doğmasındaki eşik noktasını teşkil eder.[4]

Çanakkale bizlere ebedi Başkomutanımız M.Kemal Atatürk’ü kazandırmış[5], tüm dünya M.Kemal ismini bir daha unutmamak üzere Çanakkale’de öğrenmiştir.[6] Milli Mücadele’de Türk Ulusu, Çanakkale Zaferi’nin verdiği güven duygusu ve moral gücü ile Anafartalar Kahramanı M.Kemal’in etrafında birleşmiş, büyüyen bir kitle halinde kurtuluşa yürümüştür.[7] Ölümsüz şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın değişi ile “Çanakkale, yeni Türkiye’nin Önsözü” olmuştur.[8]

Biz bu çalışmamızda; günümüzde bile ilgi duyulmaya, araştırılmaya devam edilen, Birinci Dünya Savaşı’ndaki diğer herhangi muharebeye göre hakkında en fazla kitap yazılmış olan Çanakkale Savaşı’nda[9], ilk kez görülen, ortaya çıkan ve uygulanan olaylardan ve gelişmelerden söz edeceğiz.

18 Mart 1915 : 18 Mart Deniz Muharebesi, o zamana kadar tarihin kaydettiği karayla deniz arasındaki en büyük muharebedir.[10] Amiral Carden’in istediği gemiler, Şubat ayının ilk haftasında Limni Adası sularında toplanmaya başladı. İngiliz gemilerine destek olarak Fransızların 4 zırhlısı ile Rusların “Askold” adlı bir hafif kruvazörü de bu harekâta katıldı. Böylece 16 zırhlı, 4 kruvazör, 14 muhrip, üzerinde 6 uçak taşıyan bir uçak gemisi, 30’dan fazla mayın tarama ve imha botu, 1 muhrip ana gemisi, 1 gambot ve çeşitli yardımcı gemilerden oluşan toplam 100’den fazla gemiden oluşan bu donanma, o zamana kadar dünyada ilk kez uygulanacak bir harekât için bir araya gelmiş en güçlü armadayı ortaya çıkarıyordu.[11]Mehmet Şevki Yazman, bu donanma için şunları söylüyor: “Ne büyük harpte, ne de ondan evvel kara kuvvetleriyle deniz kuvvetleri arasında Çanakkale’nin zorlanmasına benzeyen bir çarpışma görülmemiştir. Ne bundan evvel devletlerin bu kadar fazla harp gemileri vardı, ne de bu gemiler bu kadar fazla kuvvetli idi. Bunun en müthiş günü 18 Mart’tır.”[12]

İngilizlerin 18 Mart’tan beklentileri o kadar çoktu ki, tarihlerinde ilk ve belki de son defa Anavatan filolarından en değerli parçaları Çanakkale sularına göndermişlerdi.[13] Ancak, sonuç İngilizler için tam bir felaket oldu.[14] 18 Mart 1915, 200 yıldan beri zaferden zafere koşan, dünyanın tek yenilmez gücü olan İngiliz Donanması’nın yenilgiyi tattığı gün oldu.[15]

25 Nisan 1915: 18 Mart’ta Boğaz’ı geçmek için toplanan donanma nasıl ki dünyada o zamana kadar bir araya gelmiş en büyük deniz gücünü oluşturmuş ise, 25 Nisan 1915’te de Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapmak için oluşturulan irili ufaklı 200 savaş gemisi ve 80 bin dolayında kara ordusu da o güne kadar tarihin kaydettiği en büyük amfibik (kara, deniz ve hava güçlerinin birlikteliği) çıkarmayı oluşturuyordu.[16]

Çanakkale kara muharebelerinin başladığı 25 Nisan 1915 tarihi itibarı ile Müttefik Donanma ve ordularında; 18 zırhlı, 12 kruvazör, 17 muhrip, 12 denizaltı, 1 uçak gemisi (daha sonra 12’ye çıkacaktır), 1 balon gemisi (daha sonra 6’ya çıkacaktır), 36 mayın gemisi, 2 hastane gemisi, 86 nakliye gemisi, 222 çıkarma gemisi, 2 tamir gemisi, 42 uçak ve 80.000 kişilik savaş gücü vardı.[17] Alan Moorehead, 25 Nisan 1915’te başlayan, o güne kadarki dünyanın en büyük amfibik çıkarma harekâtı için şu değerlendirmeyi yapar:

“1588’de İspanyol Armadası, askerlerini İngiltere’ye çıkarmayı başaramadı. Ne 1799’da Napolyon Mısır’da ve ne de 1854’te İngiliz ve Fransızlar Kırım’da, 25 Nisan’da Liman von Sanders’in (Türklerin) Gelibolu’da hazırlamakta olduğu siperli bir savunmaya çarpmamışlardı. Gerçekte de bununla kıyaslanabilecek biricik harekât, 30 yıl sonra, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Normandiya çıkarmasında olacaktı”.[18]

Siper Savaşı: Dünya tarihinin ilk en büyük teknolojik ve stratejik savaşı olan, kara, deniz ve hava güçlerinin yoğun koordinasyonuna ilk kez tanık olunan Çanakkale Savaşı[19], aynı zamanda dünya savaş tarihinin en engebeli alanda, en yakın siper savaşı unvanını taşır.[20] Çok küçük bir alanda çok büyük asker topluluğu yığılmıştır. Bugün, milli park alanı olarak kabul edilen 33.000 hektarlık bir alandan 1 milyonun üzerinde asker geçmiştir.[21] Alan, oldukça dar olduğu gibi, oldukça da engebelidir. Bu dar alanda siperler birbirlerine öyle yakındır ki, Haluk Oral’ın deyişiyle, “Ayağı kayan askerin düşman siperine düştüğü tek cephe Çanakkale’dir.”[22]

Çanakkale Savaşları’na İstihkâm Teğmen rütbesiyle katılan Mehmet Şevki Yazman Çanakkale’yi şöyle tarif ediyor:

“Savaş vardır; dar bir çukur içerisinde hançerle dövüşe benzer. Dövüşenler için saha yoktur, ileri geri yoktur. Ya ölüm, ya kazanmak vardır. Burada, değil sinirlerinin kuvvetini kaybeden, bir an için gözünü kırpan mahvolur… İşte Çanakkale bu çeşit bir savaştı. Çünkü yer; orduların çarpışmasına müsait olmayacak kadar dar, dava ölüme hiçe sayacak kadar büyüktür.”[23]

Hava Kuvvetleri: Çanakkale Savaşı, hava gücünün de sınandığı bir savaş oldu.Uçak gemilerinden sabit balonlara, savaş uçaklarından hava bombardımanlarına hava gücü her yönüyle Çanakkale’de sınav vermiştir.[24] Tarihte ilk hava stratejisinin ve taktiklerinin oluşturulmaya başlandığı yer Çanakkale Cephesi oldu.[25]

Türk havacılık tarihinde ilk kez, havadaki bir Türk uçağı, düşman uçağını makineli tüfek atışıyla düşürmeyi bu savaşta başardı. 30 Kasım 1915’te Ütğm. Ali Rıza idaresinde havalanan Albatros CI modeli uçakla, rasıt (gözetleyici) Tğm. İbrahim Orhan, bir Fransız tayyaresini makineli tüfek atışı ile vurarak düşürdü.[26]

30 Kasım 1915 günü, Boğaz girişinde karaya oturan bir Fransız gemisine hava saldırısı düzenleyen pilotlarımız, yaklaşmakta olan bir Fransız uçağına yönelmişler ve Ütğm. Ali Rıza’nın isabetli atışlarıyla düşürmüşlerdir. Böylece Üsteğmen Ali Rıza, Türk havacılık tarihinde ilk düşman uçağı düşüren pilot unvanını almıştır.[27] Türk havacılarının bu buluşlarını daha sonra Almanlar da kendi uçaklarına uygulamışlar ve uçaklardaki rasıt yerine makineli tüfek yerleştirmişlerdir. Makineli tüfek yerleştirilmiş bu uçaklar özellikle 2. Dünya Savaşı’nda adeta ölüm kusmuştur.[28]

Denizaltılar: Çanakkale’de savaş tekniği ve yöntemleri açısından bir başka yenilik denizaltılardı. Denizaltı korkusu yüzünden filolar rahat edemiyorlardı. Alman U-21 denizaltısının 25 Mayıs’ta Kabatepe önlerinde Triump ve 27 Mayıs’ta Teke Burnu önünde – 8 muhrip tarafından korunan -Majestik zırhlılarını batırması Müttefik Donaması’nı oldukça korkutmuş, hareketlerini önemli ölçüde kısıtlamıştı.[29]

Bilindiği gibi Mesudiye zırhlısı, Alman uzmanlar tarafından Boğaz’ın korunmasında görevlendirilerek, Sarısığlar Koyu’na demirli olarak sabit batarya gibi kullanılmaya başlanmıştı. Ancak, İngiliz B-11 denizaltısı 13 Aralık 1914’te gizlice Boğaz’a girip Mesudiye Zırhlısı’nı torpilledi.[30] Bu olay üzerine denizaltılar için tedbirler alınmaya başlandı. Bu tedbirlerden biri de Nara Burnu hizasına bombalı mayınlı ağlar gerilmesidir.[31] Denizaltılar için uygulanan bu ağ engeli, dünya savaş tarihinde ilk olarak Çanakkale’de uygulanmıştır.[32]

Çanakkale’de, Türk Deniz Kuvvetleri tarihine geçen denizaltı batırma olayı da yaşandı. 25 Nisan 1915’te Boğaz’ı geçerek Marmara’ya ulaşan ilk denizaltı olan Avustralyalıların AE-2 denizaltısı[33] 30 Nisan 1915’te Erdek Körfezi önlerinde Sultanhisar Torpidobotu tarafından 2,5 saat süren bir mücadele sonrası batırılmıştır. Sultanhisar’ın süvarisi Yzb. Ali Rıza, Türk Deniz Kuvvetleri tarihinde denizaltı batıran ilk bahriyeli olmuştur.[34]

Batırılan İlk Uçak Gemisi: Dünya denizcilik ve savaş tarihinde ilk uçak gemisini batırma şerefi bir Türk topçu subayı olan Mustafa Ertuğrul’a aittir.[35] İlk uçak gemisi Çanakkale Savaşı sonrası günlerde batırılmıştır. Çanakkale’de İngiliz ve Fransız filosuna ait toplam 12 uçak gemisi, 6 adet de balon gemisi yer aldı. Bu uçak gemilerinde 10’u üzerinde uçaklar denize indirilerek uçurulurken, HSM Ark Loyal ve Ben-My-Chree isimli uçak gemilerinde bulunan pistler sayesinde uçaklar gemiden havalanıyordu. Dünyada yapılıp kullanılan ilk uçak gemisi olan İngiliz Donanması’na ait HSM Ark Loyal bu savaşta sırasında kullanılmıştır. Çanakkale’de önemli rol üstlenen Ben-My-Chre uçak gemisi ise, Antalya’nın Kaş ilçesi açıklarında, Meis Adası’nda demirlemiş durumdayken Türk askerlerinin top atışıyla batırıldı. Böylece, Dünya harp tarihinde ilk kez bir uçak gemisi batırılmış oldu. Meis Adası İngiliz ve Fransızların denetimindeydi. Tğm. Mustafa Ertuğrul, 4 adet 7,7’lik Alman yapımı Erhard dağ topu olan küçük bir batarya ile Aydın’dan kaş’a intikal ettirildi. Görevi, Meis Limanı’ndaki İngiliz uçak gemisi Ben-My-Chree’yi vurmaktı. 27 Aralık 1916 Pazar günü harekât başladığında, gizli, mevzideki obüs ilk çatışmada isabet alarak savaş dışı kalınca tüm yük Tğm. Mustafa Ertuğrul’un küçük bataryasına kaldı. Batarya isabetli atışlarla mermilerini uçak gemisinin üstüne yağdırdı. 3 mermi geminin küçük tayyare hangarına isabet etti ve müthiş bir yangın çıktı. Koca uçak gemisi yanarak battı.[36]

Mustafa Ertuğrul olayı kendi kaleminden şöyle anlatıyor:

“İlk grubun bir mermisi gemiye isabet etti. Müteakip grubun üç mermisi birden geminin kıç tarafındaki küçük tayyare hangarına isabet ederek müthiş bir yangın yaptı. Benzin deposuna isabet ettiğini sonradan öğrendiğimiz mermilerden çıkan yangın o derece çabuk büyüdü ki, gemi baş toplarını bize çevirdiği halde ateş etmeye imkân bulamadı. Mürettebatın birçoğunun denize atlayarak kaçtıkları görülüyordu. Koca gemi karşımızda homurdanarak yanıyor, yavaş yavaş yaralı başını denize sokuyordu. 36 dakika süren fasılalı ateşimiz karşısında fazla dayanamayan Ben-My-Chree baş tarafından denize gömüldü.”[37]

Siyon Katırcı Birliği: Çanakkale’de Türklerin karşısında 5 ayrı kıtadan gelen güçler yer almıştı. Bunların çoğu, İngiliz ve Fransız sömürgelerinden getirilen askerlerdi. Ancak Çanakkale’de Yahudi gönüllülerden oluşan “Siyon Katırlı Alayı” adında garip bir birlik daha vardı. Bu Yahudi birliği 2.000 yıldan bu yana Yahudi tarihinde, savaşa atkılan ilk birlik olacaktı.[38] Bu birlik sayesinde İsrail Devleti’ne giden yol açılacaktır.[39]

İngilizler, sömürgeleri dışında hiçbir milletten asker almazlardı. Ancak bir ilk olarak bir Yahudi birliği Çanakkale Savaşı’nda yer almıştır. Mısır’da bulunan Yahudi sürgünler içinden bin kişilik bir birlik teşkil edilip, Siyonist liderler tarafından Mısır’daki İngiliz komutan Gen.Sir John Maxwell’e müracaat ettiklerinde, Maxwell, haklı olarak, “İngiliz Ordusu kurallarının yabancı ulusların mensuplarından asker almaya izin vermediğini” belirterek bu teklifi reddetmiştir.[40] Fakat daha sonra, 18 Mart yenilgisi ardından planlanan kara harekâtı gibi askeri gerekçe ve Siyonistlerin siyasi baskısı vs. sebeplerle bu teklif kabul edilir.

Gelibolu harekâtını yöneten Orgeneral Ian Hamilton’un da belirttiği gibi, Britanya İmparatorluğu tarihinde dominyon olmayan, ayrı bir bayrak altında (sarı renkli, altı köşeli Davut Yıldızı) savaşa katılan ilk ve tek birlik Siyon Katırlı Birliği olmuştur.[41]

Üçüncü Kirte Muharebesi: 25 Nisan’da başlayan Çanakkale Kara Muharebeleri’nin Seddülbahir’deki birinci gününün hedefi 10 km. ilerideki, yarımadanın uç kısmına hakim Alçıtepe’yi ele geçirmekti. Çıkarmanın 40. Gününde tepe yine hayli uzaklardaydı. Arıburnu bölgesinde 19 Mayıs’ta yapılan Türk taarruzunun başarısızlıkla sonuçlanması ve Türk kıtalarının zayiatının fazla olması, Seddülbahir’de yeni bir taarruz için Gn. Hamilton’a fırsat verdi. Türkler zayiatlarını telafi edemeden bir taarruz yapılmalıydı.[42]

Seddülbahir’deki bu Üçüncü Kirte Muharebesi 4 Haziran 1915’te sıcak bir Cuma sabahı başladı. Taarruz için seçilen tarih, İngiltere Kralı’nın doğum günüydü.[43] Ancak Müttefikler için sonuç tam bir başarısızlık olacaktır. Bu muharebede Müttefikler ilk kez “konserve kutusundan” yapılma el bombaları kullandılar. Müttefiklerin Gelibolu Harekâtı boyunca cephane problemi olmadı. Sıkıntı çektikleri tek silah, özellikle siper saldırıları sırasında kullanılan el bombalarıydı. Hatta savaşın başında Müttefik askerlerin elinde el bombası yoktu.[44] İngiliz askerleri boş konserve kutularına çivi, dikenli tel ve şarapnel parçaları koyarak basit el bombaları ürettiler. Fazla etkili olmayan bu bombalar ilk kez 4 Haziran 1915’teki Üçüncü Kirte Muharebesi sırasında kullanıldı.[45]

Üçüncü Kirte Muharebesi’nde Türklerin muharebe gücü 18.500, İngiliz ve Fransızların 30 bin kişiydi. Ek olarak ilk defa ilkel zırhlı araçlar da harekâta katılacaktı.[46] Bu taarruzda Deniz Piyade Tümeni’ne bağlı zırhlı otomobiller görevlendirilmiş, bu amaçla araçların hareketi için özel olarak yollar onarılmış ve yenileri yapılmıştır.[47] Askeri açıdan yeni bir teknoloji olarak, günümüz zırhlı araçlarının ilk modeli burada kullanılacaktı.[48] Bu araçlar, Türk ateşini üzerlerine çektikleri için ilk etapta İngiliz piyadesi biraz rahatlamıştır.[49] Kullanılan 8 zırhlı araba, arazinin yoğun bombardımanlar yüzünden tahrip olması ve beklenmedik gelişmelerden dolayı yolda kalmış, arabalardan bir kısmı devrilerek kullanılamaz hale gelmiştir. Alçıtepe’ye giden patika yoldaki zırhlı araçlar Türk siperlerine ulaştılarsa da, Türkler tarafından hazırlanan 2 metre genişlikteki siperlerden geçememiş, arabalardan hala çalışanlar yoğun ateş sebebi ile geri çekilmişlerdir. Savaşların devamında bu arabalar bir daha kullanılmamıştır.[50]

Son Centilmenler Savaşı: Siper savaşları tam anlamıyla bir ölüm-kalım savaşıydı. Çanakkale’de her iki taraf için de siperin gerisi yoktu. Bir Tarafta deniz, öbür tarafta yalçın sırt; siper, tam bir kapandı. Onbinlerce asker yerinde mıhlanmıştı. İşte bu ölüme yakınlık ve çaresizlik iki taraf askerlerini kader birliğine sevk etmişti. Çanakkale’de savaşmış güçler arasında günümüzde oluşmuş dostane ilişkilerin zeminini, orada paylaşılan ortak kader hazırlamıştır. Ölüme bu denli yakın insanların birlikteliği başka bir cephede görülmemiştir.[51]

Çanakkale Savaşı, insanların kıyasıya öldürüldüğü bir savaştı. Ancak bu savaşta, birbirleri ile savaşanlar, karşılıklı olarak birbirlerine saygı duymuşlar, centilmence vuruşmuşlardır. Ara bölgede kalanların birliğine dönmesine göz yumma, yaralıya ateş etmeme, siperler arası sigara meyve alışverişi, esir askere kendi yemeğinden ikram etme gibi yüzlerce, binlerce insanlık örneği bu savaşta yaşanmıştır. Bu nedenle İngilizler, Çanakkale Savaşı’na “Centilmenler Savaşı” demişlerdir.[52] Çanakkale, “Son Centilmenler Savaşı” olmuştur. Çünkü aynı dönemde Batı cephesinde karşılıklı olarak ve sıklıkla kullanılan kimyasal silah Çanakkale’de kullanılmamıştır.[53]

 

Not: Bu makale, Düşünce ve Tarih Dergisi’nin Yıl:4, Sayı:44, Mayıs 2018 tarihli nüshasında yayınlanmıştır.



[1] Azmi Süslü; “Çanakkale Zaferi ve Atatürk”, AAMD, Sayı:34, Mart 1996, s.284.
[2] Vahdettin Ergin, Muzaffer Albayrak; Tarihin Akışını Değiştiren Savaş, Çanakkale 1915, Kültür ve Turizm

   Bakanlığı Yayınları, İst. 2016, s.199.
[3] Turgut Özakman; Diriliş, Çanakkale 1915, Bilgi Yayınevi, 13. Baskı, Ank. 2008, s.17.
[4] Edward J. Erickson; Gelibolu Osmanlı Harekȃtı, Çev.:Orhan Düz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı,

  İst. 2015, s.2.
[5] Turhan Olcaytu; “18 Mart Çanakkale Zaferi’nin Tarihteki ve Ulusal Yaşantımızdaki Yeri”, AAMD, Sayı:30, Kasım

  1994, s.609.
[6] Kemal Zeki Gençosman; Atatürk Ansiklopedisi, Cilt II, May Yayınları, İst. 1981, s.14.
[7] Samime Yüceer; “Çanakkale Savaşı Sırasında Dış Gelişmeler”, Silȃhlı Kuvvetler Dergisi, Sayı.:374, Ocak 2004,

 s.88.
[8] Özakman; a.g.e., s.551.
[9] Erickson; a.g.e., s.1.
[10] Gürsel Göncü, Şahin Aldoğan; Siperin Ardı Vatan, MB Yayınevi, 2. Baskı, İst. 2006, s.18.
[11] Erol Mütercimler; Destanlaşan Gemiler, Kastaş Yayınları, İst. 1987, s.163.
[12] M.Şevki Yazman; Türk Çanakkale, Ulus Basımevi, Ank. 1938, s.34.
[13] Cemal Kutay; Türkiye İstiklȃl ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi, Cilt 17, Alioğlu Yay. 2. Baskı, İst. 1981, s.10318.
[14] Erickson; a.g.e., s.2.
[15] Alan Moorehead; Çanakkale Geçilmez, Çev.:Günay Salman, Milliyet Yayınları, İst. 1972, s.92.
[16] Vahdettin Ergin, Muzaffer Albayrak; a.g.e, s.70.
[17] Halil Ersin Avcı; Çanakkale Ruhu, Metropol Yayınları, İst. 2007, s.34.
[18] Moorehead; a.g.e., s.149.
[19] Haluk Oral; Arıburnu 1915, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, İst. 2005, s. xxi, xxxiii.
[20] Oral; a.g.e, s.xvii.
[21] Gürsel Göncü, Şahin Aldoğan; a.g.e., s.148.
[22] Oral; a.g.e, s.xxxv.
[23] Yazman; a..g.e, s.3.
[24] Oral; a.g.e, s.xiv.
[25] Murat Duman; Çanakkale Destanı, Akis Kitap, İst. 2009, s.90.
[26] Duman; a.g.e., s.90.
[27] Kaptan Levent Karataş; “Çanakkale Savaşı’nda İlkler”, www.sircantam.com.tr.
[28] Bülent Yılmazer; Çanakkale Hava Savaşları, Mönch Türkiye Yayıncılık, Ank. 2005, s.40,41.
[29] Tayfun Çavuşoğlu; Çanakkale 1915, İftiralar, Yalanlar, Polemikler, Kastaş Yay., İst. 2014, s.242.
[30] Özakman; a.g.e., s.89.
[31] Oral; a.g.e, s.xviii.
[32] Kaptan Levent Karataş; “Çanakkale Savaşı’nda İlkler”, www.sircantam.com.tr.
[33] Erol Mütercimler; Gelibolu 1915, Alfa Yayınları, 5. Baskı, İst. 2005, s.413.
[34] Nejat Gülen; Dünden Bugüne Bahriyemiz, Kastaş Yayınları, İst. 1988, s.304.
[35] Hasan Hamdi Aşa; “Ben Bir Türk Zabitiyim”, Kara Kuvvetleri Dergisi, Sayı:41, Ocak 2013, s.12.
[36] Duman; a.g.e., s.91,92.
[37] Aşa; a.g.m., s.14.
[38] Özen Topçu; “Çanakkale’de Tuhaf Bir Birlik: Siyon Katırlı Alayı”, Düşünce ve Tarih Dergisi, Sayı:31,  Nisan

   2017, s.45.
[39] Vehbi Vakkasoğlu; Bir Destandır Çanakkale, Nesil Yayınları, 110. Baskı, İst. 2001, s.169.
[40] Çanakkale ve Yahudiler; www.canakkalemuzesi.com
[41] Tuncay Yılmazer; Alçıtepe’den Anafartalar’a Çanakkale Kara Muharebeleri, Yeditepe Yay., İst. 2006, s.88.
[42] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi (04 Haziran 1915 – 09 Ocak 1916) V. Cilt, III. Kitap, Gnkur.

   ATESE Bşk.lığı Yay.,Gnkur Basımevi, Ank. 2012, s.43.
[43] Mütercimler; Gelibolu 1915, s.489.
[44] Focus Popüler Bilim ve Kültür Dergisi, Yıl:11, Nisan 2005, s.45.
[45] Mütercimler; Gelibolu 1915, s.492.
[46] Faruk Sanal; Çanakkale, Acı, Destan, Diriliş, Cedit Neşriyat, 2. Baskı, Ank. 2016, s.108. Mütercimler; Gelibolu 1915, s.480.
[47] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, V. Cilt II. Kitap, s.52
[48] G. Göncü, Ş. Aldoğan; a.g.e., s.148.
[49] Recep Şükrü Apuhan; Çanakkale Geçilmez, Timaş Yayınları, İst. 2005, s.122.
[50] Sanal; a.g.e., s.109.
[51] Oral; a.g.e, s.xxxv.
[52] Turhan Seçer; Anılarla Çanakkale Savaşı ve Neticesi, Gnkur. ATESE Bşk.lığı Yayınları, Ank. 2008, s.325.
[53] G. Göncü, Ş. Aldoğan; a.g.e., s.149.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Özen Topçu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Hayat Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Hayat hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Hayat editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Hayat değil haberi geçen ajanstır.