Kuş Cıvıltılı Berber Dükkânı

Berber dükkânı Fatsa meydanının güneydoğu köşesindeydi. Dükkânın yazın hep açık duran pencerelerinde müşteriler gazete okuyarak çay kahve içerek tıraş sırası beklerdi. 1950’lerde 6000 nüfuslu Fatsa’da bütün yollar meydana çıkardı. Meydan Fatsa’nın merkezi, kalbi, atar ve toplardamarı, miting ve nutuk alanı, tanışma buluşma kavga ve barışma yeri, iskeleye Tahıl Pazarı’na Reşadiye caddesine Sülükgölü’ne giden caddelerin başladığı, Ünye Samsun Ordu yolcularının vasıta beklediği, otobüslerin durduğu alandı. Meydanın deniz tarafında köylere giden orman yeşili Villiz cipler yan yana sıralı ve Manuğun fındık fabrikası. Çapraz karşı köşede otel, kahvehane, kırmızı benzin pompası, batı kenarında Mektepliler Pazarı. Meydanın doğu yakasında CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) DP (Demokrat Parti) MP (Millet Partisi) ilçe merkezleri, avukat yazıhaneleri.

Kuş Cıvıltılı Berber Dükkânı

Pazartesi pazarına gelenler çarşıda döner dolaşır Fatsa meydanında hep aynı yüzlerle karşılaşırdı. Gebeşoğlu Rasim Efendi (Doğan) buraya Fatsa pazarına gelenlerin günde en az beş kere raslaştığı ve birbirine cik bee yaptığı meydan derdi.

Berber Mehmet amcanın dükkânında iki berber koltuğu iki lavabo ve duvarda boydan boya bir büyük kristal ayna vardı. Aynanın üst kenarı orta yerde mihrap gibi yüksek barok taklidi oyma floral (bitkisel) desenli beyaz boyalı bir çerçeveyle çevriliydi. Çerçevenin aynaya bitiştiği yerde 4 parmak genişlikte rafın üstünde sıralı kutu kutu dikdörtgenlerde denizden çekilmiş Fatsa Ünye Perşembe Ordu manzaraları ve Yavuz zırhlısı resmi. Dükkânın güney duvarında göğsü İstiklâl Madalyalı sarı saçlı mavi gözlü Atatürk, Maraşal Fevzi Çakmak ve Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın resimleri. Dükkânın ortasına yakın tavandan sarkan kafeste güzel ötüşlü kanarya türü bir kuş vardı. Mehmet amca bu kuşu hiç ihmal etmez işe ara verir kanaryayla ilgilenirdi. Kuş sesi çıkararak cilveleşir parmak uçlarıyla bir tutam yem verir kanaryayı sever şımartır berber dükkânında kuş cıvıltısı eksik olmazdı.

Dükkânın kuzey duvarına ekli sundurma çatıyla örtülü yarı açık bir manav dükkânı vardı. İki dükkânı ayıran ortak duvarda hep açık duran pencerenin manav yanında berber Mehmed Karabacak’ın babası tek kulaklı dede otururdu. Sol kulağını savaşta bir Rus kurşunu alıp götürmüştü. Açık pencereden baba oğul birbirine para bozar, para üstü verir, gazete simit çay kahve gazoz karpuz üzüm elma dükkândan dükkâna gider gelirdi. Tek kulaklı dede hep eski hikâyeler anlatırdı. Bu dükkânı berber Mehmet 80 yaşını geçkin babası oyalansın diye açmıştı…

Ah babuşka goda godica rostosiya karman çiga...

Berber Mehmet amca arada bir Gürcüce veya Rusça bir türkü tuttururdu. Bu bir sevda ya da ayrılık türküsü müydü? Keşke bu dili bilen biri sözlerini çevirse 70 yıllık bilmece sona erse!

Kuş Cıvıltılı Berber Dükkânı

Berber Mehmet Karabacak Fatsa’nın en mutemet en güvenilir en hatır bilir insanlarındandı. Mehmet amcanın dükkânında yere altın düşse kaybolmaz saklanır aranır sorulur mutlaka sahibini bulurdu.

Köylere posta hizmetinin olmadığı yıllarda başta bizim ailemizin olmak üzere Bolaman’da Güvercinlik’te Yenipazar’da birçok kimsenin postası Berber Mehmet’in dükkânına gelirdi. Üstünde Berber Mehmet Karabacak eliyle yazılı postalar kaybolmadan açılmadan yırtılmadan sağ esen sahibinin eline varırdı. Berber Mehmet Karabacak adı bir garanti ve güvenlik damgası ve birçok ailenin dünyaya açılan penceresiydi. Bazan gelen postalar (mektuplar dergiler gazeteler irili ufaklı paket kutu ve torba koliler) birikir bir hafta veya daha çok süre aileden biri Fatsa’ya gidene kadar dükkânda beklerdi. Berber Mehmet amcanın dolup taşan postalardan şikâyet ettiği hiç sitem ettiği duyulmamıştı melek huylu sabırlı yardım ve hizmet gönüllü diğergâm bir insandı.

Hatır için yapılan bu hizmet Bolaman’da postane açılana ve Server Efendi posta telgraf memuru olana kadar sürdü. Postacı Server Gürcü asıllı uzun boylu kışlık gocuğun altında uzun deri yelek giyen altın dişli ciddi bakışlı bir adamdı. Boyu epeyce uzundu başını hafif yana eğerek yukardan aşağı bakışı bana sanki yüksek ağaçların arasından bakıyormuş gibi gelir öyleyse niçin yaprakları yok diye çocuk aklımdan geçerdi(!).

Habere ulaşımın zor olduğu yıllarda berber dükkânları hem traş olunan hem de taze haber kaynağı olan yerlerdi. Berberlerin kulağı delik olur derlerdi. İlginç haberlerin ilk duyulduğu yer berber dükkânıydı doğruluğu berberden icazet alan haber ışık hızıyla yayılırdı.

Berber Mehmet Karabacak hoş bir Karadeniz aksanıyla konuşurdu. Siyaset, ekonomi, seçim, sandık, yeni buluşlar, Rusların uzaya gönderdiği köpek Layka, Fisko birlik, fındığa başlama günü, yevmiye ve okkacı fiyatı, balık, sel, uçkun, sarıbuz fırtınası, maden ocağında grizu patlaması, Kore, Kıbrıs, hava durumu...                                                                

Burada gerçek hayat kadar hamasi (kahramanlık üzerine) hikâyeler de anlatılırdı. Maraşal Çakmak’ın zafer duası, Sakarya’da düşman taaruzu sürerken başında kalpak, omuzunda asker kaputu, elinde kitapla Kuran okuyarak siperleri dolaşan Fevzi Paşa portresi, gökten inerek yardıma gelen ve savaş kazanılınca ortadan kaybolan yeşil sarıklı mücahitler masalı gibi kulağa hoş gelen insana moral veren esâtirî öyküleri duymak da güzeldi. Halkın hayal gücünün ürünü bu sözlü edebiyat elbette folklorik değer taşıyordu ama gerçek tarihle karıştırmamak gerekti.

O günlerde Kozlu kömür ocaklarında grizu (gaz) patlaması olmuş maden işçileri ölmüştü. Grizunun ne olduğunu ve neden bu kadar çok can aldığını merak edenlerin ısrarlı sorularına karşılık berber Mehmet madencilerin ölümüne üzülenleri teselli edecek bir yanıt bulmuş olaya biraz mizah katarak - Grizunun atom bombasından bir derece aşağı bir bomba olduğunu, Kozlu’da kazara patladığını, bu silahın dünyada Amerika’dan başka bir de Türkiye’de bulunduğunu söyleyerek yürekleri biraz soğutmuştu.

Berber Mehmet Karabacak dürüst güvenilir, mesleğinde sanatkâr, hoşsohbet, mizah sever, yerinde şakacı yerinde ciddi, görgülü altın kalpli örnek bir insandı hatırası yaşasın kayda geçsin unutulmasın istedim bu anıları yazdım.

Fatsa meydanında bir kovboy olayı!

50’li yılların sonu ya da 60’ların başı olmalı işte o yıllardan birinde bir toprak uyuşmazlığı yüzünden 2 hısım aile hasım olmuş birbirine silah çekip Fatsa meydanında yarım saat çatışmıştı yanlış hatırlamıyorsam çatışanlar 2 gürcü aileydi.

Fatsa meydanında günün birinde o yıllara çok revaçta olan kovboy filimlerinin benzeri bir olayın yaşanacağı çatışan yedi adamdan üçünün ölüp dördünün yaralanacağı kimsenin aklına gelmezdi. Şaka bir yana belki de bu adamlar bir kovboy filmini örnek almış Fatsa’yı Wild West (vahşi batı) sanmıştı(!). Bu kanlı olay güpe gündüz meydanın orta yerinde oldu. Bu kere vuruşanlar Amerilaşı kovboylar değil Fatsalı Gürcülerdi, başlarında kovboy şapkası yoktu 8 köşeli kasket vardı. Konu western (batılı) değil easterndi (doğuluydu). O gün Fatsa meydanında aynen kovboy filimlerinde olduğu gibi nagantlar çekilmiş mermiler yakılmış bina köşelerine, duvar diplerine, briket yığınlarının arkasına çöken, benzin istasyonuna yanlayıp mevzilenen, park etmiş jiplerin altına, Fındık fabrikasının önünde park etmiş kamyonların kasasına sinenen silahşorlar 25 dakika karşılıklı mermi yağdırmış Fatsa meydanında silah patlaması, gurşun vınlaması, vurulup düşen, yere yığılan, yandım anam bağıranlar, tutukluk yapan Sürmene işi çakma silahlar, kızaran şişen çatlayan namlular, genize dolan barut kokusu gözü yakan kara duman!

Çatışmada aklımda kaldığına göre 3 kişi öldü 4 kişi yaralandı. Bu sayı ortalama bir kovboy filmine göre az sayılırdı. Meydanda olan düellodan berber dükkânıda payını almış büyük kristal aynada kurşun izleri kalmıştı.

O yıllarda Fatsa asayişsizlikte Trabzon’un Tonya kazasıyla yarışırdı hatta Tonya Fatsa’nın eline su dökemez bizim kaza daha önde diye övünen Fatsalılar da vardı. Bu çatışma olunca silahşorlukta Fatsa’nın şöhreti Tonya’yı geçmiş Karadeniz’de Fatsa haytalıkta birinci gelmişti (!). Bu olay bardağı taşıran damla oldu. Fatsa’ya yedi-belâ bir jandarma üsteğmen komutan atandı. Yeni komutan kasaba çarşısına at sırtında girmeyi, silah taşımayı ve acizki giymeyi yasak etti. Köylerden atla gelenler atını Sülükgölü’nde bırakmak oradan bu yana çarşıya yayan gelmek zorundaydı. Bu kurala uymayanları karakolda sopalanma ya da sigara söndürme gibi zezalar bekliyordu. Komutan üsteğmen köyleri teftişe geldiğinde köy muhtarı koşarak gelir kasketi koltuğunun altına alır resmi jipin önünde patayı çakar selam dururdu.

Sonraki yıllarda Fatsa hem büyük kumar oynanan, hem de aşırı faizle köylünün soyulduğu, tüm ürünün yüksek faizli borca karşılık tefeciye yazıldığı çok can yakılan bir yerdi. Sonraki yıllarda Uzunisa köyünde yedek subay öğretmen Ali Dilberin öncülük ettiği ilk büyük fındık yürüyüşü, belediye başkanlığına büyük eşitlikçi aday Terzi Fikri’nin seçilmesi, sol yumrukların havaya kalkması, sol uyanışın Fatsa’da olması raslantı değildi. Fatsa’da yaşanan Tarihi Hak İsyanı’nın elbette haklı nedenleri vardı!

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kademoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Hayat Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Hayat hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Hayat editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Hayat değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ordu Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler