“Bolaman’dan Düveli Muazzamaya, Sadâret-İ Uzmâya”

 

Dünden Devam
 

Sonunda kutlu haber bir telgrafnâmeyle Ordu’ya ve Ordu’dan Zaferi Milli’deki eve geldi erişti. Belediye tellalı Sürmeneli Hüseyin Efendi tüm mahalleleri dolaşarak haberi bütün Ordu’ya duyurdu. Büyük zaferin muzaffer başkumandanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Ordu’ya geliyordu, paşayı yeni Türkiye’nin en genç kuşakları ülkenin geleceği çocuklar mutlaka tanımalı bu tanışmanın duygu seli çocuk yüreklerinde yer etmeli bu çocuklar da kendi çocuklarına, kendi çocukları da kendi çocuklarına Gazi başkumandanı anlatmalıydı.

İki yıl önce İzmir’in kurtuluş haberi Ordu‘ya bir gece yarısı şenlik şâdumanlıkla sevinç gözyaşlarıyla gelmiş silahlar atılmış meşaleler yakılmış davullar çalınmış uykudan kalkıp evlerinden dışarı uğrayan halk sabaha kadar büyük zaferi sokaklarda kutlamıştı işte şimdi bu kutlu zaferin kutlu Başkumandanı Ordu’ya geliyordu.

Zaferi Milli’deki evin bahçesi bir yapma cennet gibiydi. Kalfazâde Rıfat Bey içinde fıskiyeli oval bir havuz ve geceleri mehtap seyredilen, korkulukları dantel gibi oymalı ahşaptan, altı köşeli konik çatılı kameriye bulunan bahçede çiçeklerle meyva ve süs ağaçlarıyla sarmaşıklarla oyalanır işten çıkıp eve gelince üstünü değişip hazırlandıktan sonra, eline keseri makası alıp hemen bahçeye çıkardı. Bahçeyi her gün tepeden tırnağa bizzat elden geçirir, sebzelere, meyvelere, ağaçlara ve çiçeklere bakım yapar, otları kesip toplar yemeyi içmeyi unutur saatlarca bahçede kalır bazan tüm gününü bahçede geçirirdi.

Ordu’nun en güzel kokulu, en al ve en beyaz gülleri bu bahçede yetişiyordu. Yarın gelecek olan büyük misafire sunulacak çiçekler ülkenin geleceği olan çocukların eliyle verilmeliydi. Kendisi de bir kuvayı milliyeci olan İstiklâl Madalyalı Kalfazâde Rıfat Bey Ordu’da sözü geçen tanınmış bir insandı. Şerefnur’un Gazi’ye çiçek vermesi eniştesi Rıfat Beyin fikriydi. Rıfat Bey gece yarısı eşine seslendi   - Ziyneti hanım yarın Şerefnur’u ve Beşir Fuat’ı hazırla. Gazi paşayı karşılamaya gidecekler dedi. Rıfat Beyin planına göre Şerefnur Gazi Paşa’ya çiçek verecek ağabeyi Beşir Fuat da ona refakat edecekti.

Şerefnur’un beline kadar inen güzeller güzeli saçlarının bakımı taranması giyimi kuşamı evdeki yardımcı kadınların en kıdemlisi Akgül ablaya emanetti. Sabah erken hala Ziyneti Hanım koşarak gelen Şerefnur’u kollarını açarak karşıladı - Küçükhanım gel bakalım, bugün seni büyük bir vazife bekliyor Gazi Paşa’ya çiçek vereceksin dedi.

Henüz soyadı yasası çıkmamıştı. Birbirinden ayırd etmekte kolaylık olsun diye öğretmenler ilkokulda çocuklara ikinci bir ad verirlerdi. Bunun için seçkin erdemli huyları, güzel ahlâkı özendirecek lâkaplar seçilirdi. Çocuk ruhiyatı kendisine yakıştırılan güzel mânâlı ismin betimleyip tanımladığı hüsnü hali (güzel duruşu) benimseyerek ondan esinlenerek yakıştırılan sıfatı kendine rol model edinerek hayat yolunda yürüyecekti. Öğretmenleri Şerefnur’un haline tavrına terbiye ve görgüsüne bakarak ona Şerefnur Devlet Hatunu adını uygun görmüşlerdi.

Şimdiye kadar hep erkeklerin sahip çıktığı, tâlip olduğu hatta el koyduğu devlete kadınları da ortak eden, olması istenen bir ideali tanımlayan bu yüce lakâbın Şerefnur’a yakıştırılmasında rahmetli babası Trabzon milletvekili Haznedarzâde Mahmud Mazhar Beyin devlet hizmetinde sergilediği şaşmaz adalet, vatan sevgisi, dirayet ve dürüstlüğün, bir kuruş harama değmemiş namusu mücessem (varlıklaşmış ahlâk) örnek kişiliğinin de etkisi olmuş olabilir.

Devlet Hatunu adı aynı zamanda o yıllarda yeniden yükselişe geçen Türklük bilincine devlet işlerinde erkek kadar kadına da yer veren eski Türk töresine de uygun düşüyordu. Şerefnur 19 Eylülde Devlet Hatunu sıfatıyla devletin başını karşılayacak ona çiçek verecekti.

Şerefnur çok heyecanlıydı sabah kahvaltısını bile doğru dürüst yememiş çok sevdiği bir bardak sıcak sütü soğutmuş içememişti. Arada bir kahvaltı masasından kalkıp Gazi’yi getirecek geminin görünüp görünmediğini anlamaya pencereye koşuyordu. Giresun yönünde ufuklar henüz boştu ama denizin üstü Büyük Gazi’yi karşılamaya hazırlanan kayıklarla motorlarla doluydu. Ordu denizinde olduğu gibi Ordu yolcu iskelesinde de alışılmadık bir hareketlilik vardı. İskele ayyıldızlı bayraklarla kırmızı beyaz örgülerle donanmış, iskele tahtaları deniz suyuyla yıkanıp parlatılmış kırmızı bir yol halısı yayılmıştı. İskele meydanında halkın toplanacağı orta alan çalı süpürgesiyle süpürülmüş direklere asılan çiçeklerle kordonlarla fenerlerle gelin gibi süslenmişti. Meydandan şehir merkezine giden yolun başına Ordulu bir dülgerin yaptığı tâk-ı zafer kurulmuş ve tâkın orta yerine HOŞ GELDİNİZ BÜYÜK HALASKÂR (kurtarıcı) ibaresi yazılmıştı.

O gün Ordu halkı en güzel kıyafetlerini giyerek Gazi’yi karşıladı. Paşanın yenilikçi reformist fikirlerini, milletin geleceğine dair öngörü ve tasarılarını okuma yazma oranı sadece yüzde 8 olan halkın özümlemesi kolay bir iş değildi. Bu yurt gezilerinde millet Gazi Paşanın yüce zâtını, cismâni varlığını yakından görerek iknâ olacak ona güvenecek, bu sayede milli bünyede yapılacak yenilikler konusunda o günün tâbiriyle bir genel ittihad-ı milli teessüs edecekti (milli birlik kurulacaktı). Büyük Gazinin yurt gezilerinin amacı da zaten buydu. Mustafa Kemal paşa yaptığı ve yapacağı yenilikleri halka anlatmak hem de yurdun durumunu yakından görmek halkla dertleşmek istiyordu. Büyük zaferle yükselen milli duyguların ışığında yeni kurulan cumhuriyetin erdemleri üzerinde millet nezdinde bir güven duygusu uyandırmak görüş birliği ve uzlaşma sağlamaktı.

Gazi’yi bizzat görerek tanıyacak olan kamunun henüz bir tasarı bir hayal aşamasında olan Cumhuriyet kurumlarını ve kazanımlarını benimsemesi amaçlanıyordu. Millet bu hakikate Ordu’da bizzat şahit oldu. Paşanın bizzat kendisini görerek, onun kutlu kişiliğinin, müessir göz kamaştıran temaşâsını, yaratanın ona bağışladığı yüksek kabiliyetleri, erdemleri algılayarak ona duyulan sınırsız itimadın tanığı oldu. Amerikalı gazeteci Clarence K. Streit’in dediği gibi “Mustafa Kemal Paşa’nın yüzünde hayalperest bir şey vardı özellikle gözlerinde, ama o gözler hayallerini gerçekleştiren bir idealiste aitti”.

Büyük zaferin arsıulusal (uluslararası) bir başka anlamı da emperyalist (sömürgeci) devletlerin sultası altında yaşayan esir ve mazlum milletlerin kurtuluşuna örnek olacak bir hareket bir dönüm noktası olmasıydı.

Rıfat Bey öğlen üzeri çocukları evin giriş katında bahçeye bakan misafir odasına çağırdı. Bu oda önemli bir konu veya önemli bir konuk olmadıkça açılmayan, çoğu zaman kapısı kilitli tutulan evdeki en tertipli en seçkin mobilyaların olduğu mekândı. Oda hazeran koltuklar, elips biçimi iki kat camlı orta masası ve küçük sehpalarla döşeliydi. Normal zamanda çocuklar bu mekâna izinsiz giremezdi. Bugün çağrıldıklarına göre onlara önemli bir sey söylenecekti. Duvarda mobilyası masif ceviz, pandülü (sarkacı) altın işlemeli, üç yanı kristal camlı bir duvar saati asılıydı. Duvarda çerçevesi altın varaklı   El Rızk-ı Âl-Allah   yazılı hüsnühat (güzelyazı) levha dikkati çekiyordu.

En güzel kıyafetlerini giymiş olan iki kardeş misafir odasına geldiler. Siyah redingotlu ve papyon kravatlı Rıfat bey çocukları ayağa kalkarak karşıladı. Serefnur ve 5 yaş büyük ağabeyi Beşir Fuat Rıfat beyin karşısında yanyana hazeran koltuklara oturdular. Rıfat Bey elleri arkasında bağlı olarak ayakta duruyordu yüzünde ciddi bir ifadeyle çocuklara hitab etti:

 “Sevgili yavrularım iki yüzyıldır Avrupa karşısında gerileyen ve sürekli toprak kaybeden devletimiz sonunda Anadolu yarımadasının orta yerinde dar bir alanda sıkışıp kaldı. Bize elimizde kalan son toprakları bile çok gören, öz yurdumuzdan sürüp çıkarmak işteyen düşmanlar vatanın harîm-i ismetine (mukaddes ocağına) girdiler. Düşman süngüsü Anadolu’nun bağrına saplandı. Ve millet-i merhume önüne geçen bir ulu kumandanı önder edinerek aynı Ergenekon destanında olduğu gibi yine bir bozkurtun peşine düşerek bir kere daha ayağa kalktı, bu cendereyi parçaladı çıktı. İstiklâl savaşında çok kederler yaşadık çok şehitler verdik ama düşmanın bize çektiği süngü sonunda düşmana döndü, son kertede süngü Türk askerinin elinde parladı. Son gülen iyi güldü şükürler olsun zafer bizim oldu.

Çocuklarım siz bugün milletin ruhunda saklı tuttuğu milli kalkışma iradesini kuvveden fiile geçiren (düşünceden gerçeğe yükselten) büyük önder Başkumandan Gazi Paşa’yı karşılayacak onun mübarek ellerine çiçek sunacaksınız. Bu vazife sizin için büyük bir talihdir ve yerine getireceğiniz vazifeye yüreğinizi koyacağınızdan şüphem yoktur.

Gazi Paşa’nın kurmayı hedeflediği yeni devlet biz yaşlılardan çok siz çocukların geleceğini ilgilendiriyor. Yetişen yeni nesillerin, gençlerin yaşayacağı modern Türkiye’nin temelleri atılıyor. Bugün onun şahsını görecek olmanız sizin için kutlu bir kazanım olacaktır. Akıl zekâ cesaret ve ahlâk timsâli Gazi paşa Türk milletine tanrının bir lûtf-u ilâhisidir. Size onun yüce varlığından esinlenmeyi, ışığından aydınlığından yaralanmayı sağlık veriyorum. Bu nasihat siz çocuklarıma verdiğim en değerli mürşid (yol gösterici) ilke olacaktır. Beni ençok böyle hatırlamanızı dilerim!”

Mustafa Kemal Paşa egemenlik kayıtsız şartsız milletindir demişti çağdaş yeni bir ülke kuruyordu. Osmanlı toprakları üstüne açılan kumar ve paylaşım masasını deviren, Sevr’i yırtıp atan insan bugün medeniyet yolunda yeniden yapılanmayı öngören gelecek tasavvurunu millete anlatmaya geliyor. Yüzlerce yıldan bu yana Ordu Ordu olalı antik Kotyora’dan beri Ordu’ya ilk defa bir devlet başkanı geliyordu. Şehir 19 eylülde yeni bir kimliğe adım atacak artık halkı ayağına çağıran değil ama halkın ayağına giden bir Reisicumhurla şereflenecekti.

Şimdiye kadar hiçbir devlet başkanı ne bir kıral, ne padişah ne bir sultan halkıyla tanışmaya halkın derdini dinlemeye halkın ayağına gitmemişti.  Gazinin gelişi halk ile devletin başı arasında bir buluşma, çığır açacak bir öncü olay bir başlangıç olacaktı. Ordu tarihinde bu bir ilkti. Halkın devlet ve devlet adamı tanımınında yüz yıl sonrasının anlayışına uygun çok ileri bir kavramın güncelleşmesi, yönetimde yeni bir sayfanın açılması demekti. 19 Eylül bir tarihsel dönemeçti, halkın idrâkine sunulan Cumhuriyetin, çağdaş devletin köşe taşı mirengi noktası olacaktı.

Onbir yaşında çocuk Şerefnur’un o gün çiçek sunacağı yüce kişi beybabasının ayrılışıyla boş kalan hayat ufkunu yeni esinlerle dolduracak ruhunda yeni ateşler yakacaktı. Çocuk artık kendisine oyuncaklar kitaplar müzik notaları alarak âtiye (geleceğe) hazırlayan beybabasının yerine yaşı genç kızlığa yaklaşan dönemeçte düşünce dünyasına yeni ülküler katacak bir büyük adamla tanışacağını zaferler kazanmış Başkumandan’ın kişiliğinden esinleneceğini sezinliyordu. 19 eylülde rüyası gerçek oldu.

Saat öğleden sonra 14.00 sularında Zaferi Milli’deki evin üst kat salonundan denizi gözleyenler uzakta ufuk çizgisinde Giresun yönünden gelen kruvazörün bacasından salınan dumanı gördüler. Bir ince dumanın Boztepe eteklerinde bir evde bu denli büyük heyecan uyandırması görülecek bir şeydi. Tüm aile bireyleri Ziyneti Hanım, Kalfazâde Rifat Bey, Akgül abla, Şerefnur ve ağabeyi Beşir Fuat önceden giyinip kuşanmışlardı. Kapıda bekleyen bir paytona binerek yola çıktılar. Güneşin kah görünüp kah saklandığı ışıklı ve rüzgârlı bir gündü. Boztepe eteklerinde yüksekçe bir yer olan Zaferi Milli mahallesinden yaklaşan kruvazörün görünüşü heyecan veriyordu. Paytonlar 15-20 dakikada iskele meydanına geldi.

Meydanda büyük bir kalabalık vardı. Halk bugün ilk adım anıtının bulunduğu meydanda yoğun bir hilâl oluşturmuştu. Hilâlin denize göre sağ yanında Ordulu kadınlar kümelenmişlerdi. İskeleden meydana yürüyecek olan Gazi Paşa insan kalabalığından oluşan hilâlin iki ucunun tam orta yerinde, Albayrak’ta yıldızın olduğu yerde duracak ve oradan millete hitap edecekti. Ordulu kadınların çoğu kahverengi lâcivert siyah ekose atkılara, şallara, örtülere sarınmışlardı.

Hamidiye Ordu açıklarında demir attı top atışlarıyla Ordu’yu selamladı. Tarihi zaferlerle dolu Hamidiye kruvazörü çok zarif çok görkemli bir savaş gemisiydi. Direkleri renk renk bahriye flâmalarıyla, kırmızı beyaz kordonlarla rüzgârda uçuşan renkli şeritlerle donanmıştı, pupasında Riyaset-i Cumhur flâması dalgalanıyordu. Hamidiye’nin bu kadar görkemli bir temâşâ (görüntü) göstermesinin nedeni belki de gemide bulunan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın mânevi yüceliğinin denize yansımasıydı.

Şerefnur kucağına verilen 19 kırmızı ve beyaz gülden oluşan buketi sımsıkı kucaklıyor kalbi göğsüne dayadığı gül demetinin içinde atıyordu. Kucağındaki güllerin arasından yaklaşan uğurlu gemi Hamidiye’ye bakan kız çocuğunun dünyasında gül kokuları ve biraz sonra yaşayacağı kutlu anın heyecanı vardı. 19 çiçeğin anlamı 19 Mayıs 1919 tarihiyle 19 Eylülün sayısal birlikteliğindeki güzel raslantıyı Gaziye sunulacak çiçek sayısıyla bir kez daha vurgulamaktı.

Hamidiye’yi lebâleb dolu yüzlerce kayık karşıladı. Bulancak’tan Piraziz’den Ordu’dan, Efirli, Bozukkale, Kumbaşı, Akçaova, Tavşanlı, Perşembe, Kışlaönü, Çamburnu, Aziziye, Mersin, Hoynat, Çaka, Yasun Burnu, Büyükağız, Okçulu, Medreseönü, Belice, Yalıköy, Bolaman ve Fatsa’dan, sahil boyu nerde bir kayık varsa hepsinin orada olduğunu söylemek yanlış olmazdı. Tüm sahil halkı milletin kararan bahtını ışıtan, yüzünü güldüren büyük Başkumandan’ı karşılamaya gelmişti.

 

Şerefnur’un eynindeki yakası düz, kolları truvakar, belden büzgülü dökümlü leylak rengi ipek elbisenin etekleri pastel yeşildi. Ordu sokaklarının en gözde iki rengi leylak moru ve yaprak yeşiliyle benzeşiyordu. Başının arkasında aynı yeşilden ipek fiyonk kordela, belinde yine aynı kumaştan sol yanda düğümlenen bol ve dökümlü çift kat kuşak vardı. Boynunda kalp şekilli altın kolyenin içinde beybabası Mahmud Mazhar Beyin minik bir resmini taşıyordu. Ayağında dize kadar çorap ve çift atkılı topuksuz düz pabuç vardı.

Şerefnur’un heyecandan başı dönüyordu. Beline kadar inen açık kumral saçları omuzlardan aşağı akışan bir şelâle gibi başını döndürdükçe dalgalanıyor, gün vurdukça ışıklanıyordu.

Burada Ordu iskele meydanında yeni Türk devletinin başıyla geleceğin aydın Türk çocuğu bir tören vesilesiyle karşılaşacaktı. Bu tanışma bir karşılama töreninden çok daha yüce bir anlam yüklüydü. Çocuğun iç dünyasında tutuşan ateş hayat boyu ışıyacak gelecek kuşakları aydınlatacak güçteydi.

Kruvazörün istimbotuyla iskeleye gelen Mustafa Kemal Paşa yanında seyahat arkadaşlarıyla Ordu valisiyle belediye başkanıyla birlikte iskeleden karşılama alanına geldi. O gün deniz biraz çırpıntılı olduğu için karaya çıkamayan Latife Hanım’a Ordulu hanımlar hoş geldine gemiye gideceklerdi.

Paşa halkın oluşturduğu yarım ay şekilli kalabalığın önünde olası yıldız yerine geldiği sırada Paşa’yı bekleyen iki kardeş Şerefnur ve Beşir Fuat bacaklarını titreten ayaklarını yerden kesen coşkun bir heyecan seliyle ürpererek Gazi paşa’ya yaklaştılar. Şerefnur göğsüne sımsıkı bastırdığı gül demetini göğsünden kopardı paşaya sundu. Gül demetinin içinden uzanan birkaç diken çocuğun giysisine takılmıştı ama heyecandan titreyen çocuk giysiyi delen tenine batan dikenlerin çok sonra farkına varacaktı. Gazi paşa ve çocuk 19 çiçekli demetin gülleri arasından birbirini gördüler. Bu milletin kurtarıcısıyla geleceğinin göz göze gelmesiydi. Bu anda yaşanan duygulardan annemin hissesine düşeni ancak ifade edebilirim. Bir yıl kadar önce kaybettiği babasının yokluğunu unutturacak sadece kendisinin değil ama tüm milletin babası olacak bir yüce insanla tanıştığının müjdesini sezinlemiş onbir yaşın çocuk ruhu bu sezişle ürpermişti.

DEVAMI YARIN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Kademoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Hayat Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Hayat hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Hayat editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Hayat değil haberi geçen ajanstır.