Vámbéry Ermeni Olaylarını Anlatıyor

Müftüoğlu Ahmet Hikmet Bey’in  “Türk âleminin mümtâz ve eşsiz bilgini,  azîz üstadı”  diye nitelendirdiği Macar milletinin de mümtaz şahsiyetlerinden biri olan Vámbéry Ármin, (Hermann Vamberg, Arminius Vámbéry) Türkolojinin en önemli mümessili ve Türkologların pîr’i durumunda olan önemli bir kişidir. 

Vámbéry Ermeni Olaylarını Anlatıyor

O çalışmalarıyla dünyanın Türklüğe ilgi duymasını sağlamıştır. Ne yazık ki yurdumuzda Onun hakkında fazla kitap yazılmadığı, akademik çevreler de makaleler yayınlanmadığı gibi,  hakkında “Sahte Derviş” “İngiliz Casusu” (2) , “Siyonist Ajanı” gibi iddialar da ileri sürülmüştür. 

Vámbéry Ermeni Olaylarını Anlatıyor

Ne Macaristan’da ne Avusturya’da ne de İlim dünyasında hak ettiği yeri bulabilmiştir.  Vámbéry krallarla, sultanlarla, başbakanlarla,  veliahtlar, prensler, paşalar ile yakın arkadaşlıklar kurabilmiş ilginç bir adamdır. Sultan Abdülhamid’in, Kraliçe Victoria’nın III. Napolyon’un arkadaşıdır.  Vámbéry Orta Asya’da bir derviş, Türkiye’de Müslüman, İngiltere’de Hıristiyan ve Macaristan’da Yahudi olabilecek kabiliyette biridir.  Bütün Müslümanlık, dervişlik, hatta Hıristiyanlık dönüşlerine rağmen O aslında bir Macar’dır ve Macar olarak kalmıştır.

Ermeniler, özellikle 1895 yılı içerisinde Trabzon, Mamuratülaziz, Diyarbakır, Antep, Gümüşhane gibi Anadolu’nun birçok şehir ve kasabasında birbirini takip eden isyan ve olaylar çıkardılar.  İsyanlara rağmen, Devletimiz Ermenileri korumuş,  İsyanlarda zarar gören Ermeni vatandaşların zararları karşılanmıştır. İşte bu karanlık günlerde Macar Hükümeti adına Sultan’ın hazinesindeki Macaristanla ilgili tarihi nesne ve belgeleri araştırmak ve bulunacak nesneleri Sultan Abdülhamid’in izni ile Macaristan Ulusal Sergisine götürmek için İstanbul'a giden  Ünlü oryantalist ve akademisyen Profesör Ármin Vámbéry ile Budapeşte’ye dönüşünde Viyana’da yayınlanan “Neue Freien Presse” Gazetesi  muhabiri 27 Ekim 1895 günü önemli bir mülakat yaptı. Bu mülakatta Vámbéry Ermeni olaylarını anlattı (3).

“Dünyanın dört bir yanında Türkiye'nin en sıcak dostlarından ve en yetkili uzmanlarından biri olarak bilinen Profesör Vámbéry, İstanbul'da kaldığı süre boyunca son  haftalarda Avrupa’da herkesin nefesini tutarak izlediği yaşanan olayların görgü tanığıydı. Bu yüzden onu Tuna kıyısındaki sevimli evinde görmeye gittim. Yürüme zorluğu çeken âlim  “ Ah Sevgili dostum Ermenistan konusuna gireceğinizden eminim. Fikrimi dağın arkasına saklamak istemem, açıkça söylerim. Bazı hususları dikkate almam gerektiğini takdir edersiniz. Şimdi oturunuz ki sadete gelelim.” diyerek iki ellerini açarak beni karşıladı.  

Peripatetik (gezimci) sohbetlerin bir muhibbi olan Profesör Vámbéry, çalışma odasında bir aşağı bir yukarı, bir ileri, bir geri adım atarak konuşmasını sürdürdü:

"Yânî bana  Ermeni hareketinin bir görgü tanığı  olarak nelere tanık olduğumu mu  soruyorsunuz?  Yanıtım çok kısa ve nettir. Başından sonuna kadar bütün mesele Avrupa basınının büyük bir kısmı tarafından çok abartılarak anlatılmıştır. Kürtler ve Ermeniler arasındaki sürtüşmenin varlığını reddetmek haksızlık olur. Çünkü bu mesele sekiz yıldan fazla bir süredir Ermeni ayrılıkçı gazeteler tarafından Londra, New York, Paris ve Atina’da mayalanan ayrımcı çabaların sonucudur. Böylelikle Ermeni halkının büyük bir bölümünde ulusal fikir uyanmıştır. Bu ulusal fikir Aşıkyan'ın patrikliği sırasında fazla gelişemedi. Çünkü o sakin belki de fikire karşı bir adamdı (4).    Ancak, çekilmek zorunda kaldı ve ondan sonra Mateos İzmirliyan daha sonra da ünlü Türk düşmanı  Eçmiyazin'lı (5)   Mığırdıç (6)  en yüksek Ermeni Ruhsal makamı olan Patrikliğe  getirildi. Bu adam yıllarca sürgün edilmişti ve şimdi sahneye çıktı. Batıdaki çeşitli komiteler ve Ermenistan’daki, Hindistan’daki, Amerika’daki ve Rusya'daki zenginler tarafından desteklenen bu iki din adamı, gerçekten Ermenilerin “pigra massa”larını (vurdum-duymaz kütlesini)  ayağa kaldırdı. İşin garibi, ulusal fikir konusunda Ermenilerin alt tabakaları daha hevesli idiler. Bulgaristan ve Sırbistan gibi  “ad novum” (yeni)  bir Ermenistan devleti kurmak istiyorlardı. Bu hareket hakkındaki görüşümü dünyanın çeşitli yayın organlarında zaten yayınladım. Şimdilik Konstantinopolis'teki son kargaşa hakkında konuşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi olaylar 19 Eylül'de başladı. Olaylar daha önce Kostantinopolis’te kargaşa çıkartıp da hapsedilen veya sürülen, ancak,  daha sonra Sultan tarafından affedilen Ermeniler tarafından başlatılmışdı (7).  Söylendiğine göre, aftan yararlananlar Anadolu’daki  evlerine dönmek, el konulan  pasaportlarını yeniden alabilmek, acı çektikleri adaletsizlik için tazminat istiyorlarmış. Bab-ı Âli’yi işe karıştırarak hedeflerine ulaşmak için önce Kumkapı'daki Patriğe saldırdılar. Patrik, bayılma numarasıyla olaya karışmadı. Daha sonra büyük bir Ermeni kalabalığı Sadrazam makamı olarak bilinen Bab-ı Âli’ye yöneldiler. O anda tesadüfen şehrin o mahallesindeydim. Ermeni kalabalığının Bab-ı Âli’ye doğru gidişlerine şahid oldum. Hemen arabacıma geri dönerek Pera’ya (Beyoğlu) doğru sürmesini söyledim.  Pera’ya gidişim sırasında neler olduğu gazete haberlerinden oldukça iyi biliniyor. Ermeni kalabalığı Bab-ı Âli nizamiyesi önüne gelerek nöbetçi polis binbaşısının önüne dikildiler, bir dilekçe vermek için Sadrazamla görüşmek istediklerini söylediler. Nöbetci subayı, dilekceyi kendisinin alabileceğini ya da bir kaç Ermeni ile birlikte makama gidilebileceğini söyledi. Ermeniler buna itaraz ettiler ve karşılıklı münakaşa başladı. Bu tartışma sırasında Polis Binbaşısı Sabri Bey’e (8)  ateş açılarak öldürüldü. Polis de kalabalığa ateş açarak onları dağıttı. Kavgaya müslüman halk da katıldı. Çok kötü olaylar yaşandı. Çok kolay söyleyebilirim ki Ermeniler hemen en kısa süre içinde dağıldılar. Bu tartışma konusunda hemen Avrupaya 700 kişinin öldürüldüğü haberleri ulaştırıldı. Bu tam bir yalandır.  Resmi veriler Ermenilerin defin için Patrikhaneye sadece 87 ceset verdiklerini göstermesine rağmen, en az 150-200 Ermeni ölmüş olabilir. Eğer daha fazla ölen olsaydı, Ermeniler acıklı olayı daha da acıklı hâle getirmek için Patrikhaneye bildirdikleri ölü adedini muhakkak daha fazla gösterirlerdi. Daha sonra şehrin başka semtlerinde de özellikle Kasım Paşa’da bazı çatışmalar oldu. Ancak,  yabancı gazetelerin bildirdiği gibi bu çatışmalar uzun sürmedi. Bunun ötesinde Sason, Talorik (Talori)  ve Muş İline bağlı diğer köylerde yapılan mezalim hakkındaki haberler tam nanası ile abartmadan ibarettir.

Diğer şeylerin yanı sıra, bazı İngiliz kaynaklı haberlerin çok abartılı inanılmaz şeyler olduğunu garanti edebilirim. İngiliz muhabirlerden biri Muş’ta cesetler üzerinde çalışma yaptığını otopsi örnekleri topladığını bile iddia etti.  Geçen yaz topladığı örnekleri Contemporary Review’de yayınladı.   Bu makale Gladstone'un [ 6.8.1895 günü ] Chester'daki ünlü konuşmasına ana kaynak oldu. Gladstone diğer şeylerin yanı sıra, dehşetten ürkmüş okuyucu kitlesine Sason’da katledilen on bin kişiden bahsetti. Şimdi ise Sason’da Müslümanlar da dâhil olmak üzere tüm nüfusun 3000 ila 4000 arasında olduğu ortaya çıkıyor! Ermeni meselesini düzeltmek için ele alınan  her adımda benzer korkunç abartılara ve ateşli bir hayal gücünün salgınlarına rastlanır. Özellikle İngiliz gazeteleri, hiç yaşanmamış korku sahneleri hakkında haber yapma görevini üstlenmiş gibi görünüyorlar. "

Kısa bir aradan sonra, Profesör Vámbéry, talebimiz üzerine reform sorusuna geçti.

 “Aynı,” dedi ve devam etti: “Lord Rosebery’nin geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Ermenistan’da (Doğu Anadolu) Kürtler ve Ermeniler arasında meydana gelen kanlı  olayları  Türkiye  aleyhine diplomatik bir  eylemin başlangıç  noktası olarak  ele aldığı girişimi, kısmen Gladstone'n un eski fikirlerinden, kısmen Ermeni Komite'sinin fısıltılarından ve özellikle de bakan meslektaşı Mr. Bryce'den kaynaklanmaktadır.  Hâlâ Rus-İngiliz ittifakından yana olan Rosebery'nin  bu sözde insanlık kampanyasına Rusları da  dahil etmesi kolay oldu. Rusya işe dahil olunca tabii ki Fransa dışarıda kalamazdı. Böylelikle Ermenileri desteklemek için bu Üçlü İttifak kuruldu.  Ama daha başında Lord Rosebery’nin Ruslar tarafından ihanete uğratıldığı ortaya çıktı.  Yukarıda bahsettiğim Ermenilerin en yüksek din adamı Patrik Mıgırdıç Efendi’nın ısrarlı görüşme istekleri Petersburg tarafından birçok defa red edilmesine rağmen, sonunda çabasının semeresini gördü.  Soğuk karşılansa da Çar tarafından kabul edilmeyi başardı.  Ayrıca, yakında Rus basınının Petersburg’daki soğuk davranış nedeniyle Üçlü İttifaktan dışlanmak istemedikleri hususundaki tutumunu fark edeceksiniz. Orta Avrupa Birliği üyeleri olan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya bu ittifaktan uzak durdular.

Ancak bu güçler bile insanlık ve Hıristiyanlık sevgisini inkar edemediler ve Türklere artık bu işi fazla uzatmamalarını, pes etmelerini tavsiye ettiler. Bana öyle geliyor ki Sultan üç Orta Avrupa Birliği Güçünün dostane tavsiyelerini  nazar-ı itibare aldı, diğer üç  gücün tehditlerine  aldırmadı.    Bu arada, Haliç'teki entrika numaraları son derece garip durumlar doğurdu. Örneğin,  Rusya Büyükelçisi İngiltere’nin dümen suyunda giderken, Drogoman’ı hem Bab-ı Âli’ye hem de saraya Türkiye'yi uzlaşmamaya teşvik eden tam karşıt tavsiyelerde bulunuyordu. Ancak resmî olarak, tüm Avrupa bu konuya karışmıştı. Bu da, Padişah'ı çok önceden tasarlanmış bir planı uygulamaya yöneltti ve tüm Küçük Asya için islahatlar yapmaya teşvik etti. Saray seve seve bir süre daha bekledi. Bu ıslahatlar artık Komisyon'un önerileriyle kolayca tarafları uzlaştırabilir.  Komisyon ne istedi? İlk olarak Ermenileri muhatap alıp kayırmak stedi. Ama Sultan

Bütün Anadolu ıslahata muhtaçtır. Koşullar daha sonra yerine getirilirse Rumlar hatta diğer bütün unsurlar yararlanmalıdır diyerek bunu kabul etmedi.  Bu ıslahatla beraber Ermenilerin nüfusça yoğun olduğu yerlerde Kaymakam Hıristiyan olacaktı. Amma Ermeni olmayacaktı.

Bu sayede geçimsizlik azaltılabilir veya tamamen giderilebilir. Çünkü Hristiyan valiler daha tarafsız olabilir. Bu konuda ki benim görüşüm Türk valilerin asla taraflı olmadıkları şeklindedir. Yeni karakollar kurulması veya jandarma mevcudunun arttırılması olası şiddeti önlemek için daha uygundur. Benzer şekilde, vergi toplamanın yeni şekli, eski kötülükleri iyileştirmek için önemli bir adımdır, çünkü eski aşar vergisi, koyun ve davar vergisinin toplanması halk için gerçekten baskıcıydı. İşin garip tarafı, vergi toplama memurlarının çoğunlukla Ermeniler olmasıydı ve zulüm onlardan kaynaklanıyordu! ...Bilindiği gibi Konstantinopolis Komisyonu üç Türk ve üç Hıristiyan’dan oluşmaktaydı. Komisyon başkanı, Suriyeli bir Hıristiyan olan Fethi Bey’dir.  Erkek kardeşi Nasri Bey, Viyana'daki Türk Büyükelçiliği Müşteşarıdır.  Fethi Bey, Türkiye'nin hizmetinde kendini her zaman kanıtlamış tanınmış bir Hıristiyan aileden geliyor; babası bir zamanlar Lübnan valisi olan Franko Paşa idi. Bu komisyon Konstantinopolis’ten ıslahatın uygulanmasını izlerken eski Petersburg Büyükelçisi Sultan'ın askeri kabine şefi, Pasificator Candias Şakir Paşa (9)  Ermenistan’da (10)   tam yetkili olarak görev yapacaktı.”

Sorduğumuz bir soruya Prof. Vámbéry   "Çok haklısınız"  diyerek devam etti.

“ Islahatın hemen iyi sonuçlar vereceği hususunda aşırı umutlar beklememeliyiz. Her şeyden önce, Ermenistan'ın derin vadileri ve engebeli yollarının şiddetli kar nedeniyle bütün kış boyunca tamamen ulaşıma kapalı olduğu unutulmamalıdır. Islahat ancak kademeli olarak uygulanabilir. Öte yandan,  padişahın düzeni sağlama konusunda gayet ciddi olduğuna şüphe yoktur.

Osmanlı İmparatorluğu'nun doğu sınırında yaşayan göçebe kabileler, özellikle Bedeviler ve Kürtler, Türk devlet yönetiminin eski baş ağrısı olarak bilindiği için Sultanın, üç güç ortaya çıkmadan çok önce bu alanları sakinleştirmeyi düşündüğünü biliyorum. Sultan yıllar önce İstanbul’da göçerler için bir “Aşiret Mektebi” kurdu.  Başkente getirilen Bedevî ve Kürt çocukları bu okulda modern eğitim alıyorlardı.

Bu okula gittim. Elde edilen başarıdan çok şaşırdım, çünkü bu okulda kaba ve vahşi Asyalılar çok güzel modern yabancı diller öğrenmişler ve batı kültürü almışlardı. Sultan hakkında hiç yaltaklanmaktan ilerici eğitime Avrupa müdahalesi olmadan bile, bu okuldaki eğitimle yararlı bir fayda sağlanabileceğini iddia edebilirim. Şimdi bu yöntem uygulanmaya konulmuştur ve bu nedenle şöyle diyebiliriz: Eğer Avrupa yeni bir baş ağrısı yaratmazsa Ermeni Meselesi kolayca giderilebilir ve Türkiye’nin bu kuzey bölgesine barış gelebilir”

İşte tam burada Ona Türklerin davranışları hakkında can alıcı bir soru soruldu.  Profesör Vámbéry özel dostları hakkında konuşmaya başlamadan önce hafifçe kızardı.

“Bakınız, bu konuda da en tuhaf, kana susamış haberler yayıldı. Unutmamak gerekir ki Türk sultanına sadece bir hükümdar olarak değil, bir baba ve dinin yüce temsilcisi olarak hürmet eder, nadiren başkaldırır,  tüm hatalarına rağmen gerçekten vatansever ve ülkesini iyiliğini isteyen şimdiki sultana karşı en azından başkaldırmaz. Türk halkının sultanı Avrupa tarafından baskı altına alınmış ve korkmuş gördükleri anda hükümdarlarına isyan edeceğini söylemek saçmalıktır. Gerçi, Türk kamu hizmetinde özellikle genç unsurlar arasında sarayın katı rejiminden memnun olmayanlar, hürriyete susayanlar vardır, Ancak kamu hizmetindeki sağduyulu memurlar sultanın daha fazla özgürlük veremeyeceği gayet iyi bilirler. Çünkü Türklere verilen özgürlük, Ermenilerin ve diğer hoşnutsuz Hıristiyan tebaanın başkaldırması demektir. Türk sabırlıdır, olayların doğal gelişimini bekler. Sizlerin kulağına daha önce sarayda devrim söylentileri ima edildiği için sizlere şunu söylemek isterim:  Avrupa basınının yaydığı bu zırva söylentilerde kötülükten daha fazla cehalet var. Tahtın muhtemel varisi Reşid Efendi'nin (11)   kardeşine isyan edeceği ve Eski Türk partisini de isyana teşvik edeceği söyleniyordu. Her şeyden önce, Sultan ve Reşid arasındaki ilişkinin çok mükemmel olduğunu garanti edebilirim; ayrıca Eski veya Genç (jön)  Türk partisi yoktur. Eski Türk olarak belki de toplumun en alt tabakasında bulunan, iradelerini ifade etme gücü olmayan, tamamen eğitimsiz, fanatik Müslümanları tanımlayabiliriz. Her makul eğitimli Türk, mevcut hükümetin ruhuyla hemfikir bulunuyor. Avrupa'da Genç Türkler hakkında bilinenler ciddi bir yanılgıdır. Yurtdışında söylenti yayan yaygaracı bazı sıkıntılı ruhlar var.  Londra'da  “Hürriyet” (12)  adlı bir devrimci Türk gazetesi yayınlanıyor. Bu gazete Jön Türklerin organı olarak kabul ediliyor. Bunu kesinlikle inkâr edebilirim. Başyazarı şahsen tanıyorum. Başyazarın hiçbir parti ile ilgisi yok.  Kişisel çıkarları zedelendiği için gazete çıkarıyor. Gazete yabancı kurye ile Türkiye’ye kaçak sokuluyor, ancak, ne okuyucusu ne de etkisi yok. Ayrıca bazı güçler dost görünerek, yayınladıkları gazeteler aracılığıyla devrimci bir parti yaratmaya çalışıyorlar. Başaramayacaklarından eminim. Çünkü günümüzde her Türk, artık dost ve düşmanı ayırt edebiliyor. Bütün Türkler tehlike halinde birbirlerinden ayrılmamaları, birbirlerine sıkı sıkıya sarılmaları gerektiğini biliyorlar. Ayrıca Softalardan da bahsediliyor. Aman Ya Rabbim!  Softalar da Avrupa basınının yarattığı  “diable roussi” (kızıl şeytanlar) dır. Gerçekten softalar günde üç ince dilim ekmek ve iki tas çorba ile karnını doyuran fakir kişilerdir. Üstleri başları perişandır. Bir eski halı veya hasır üzerine uzanıp bir arada yatıp uyurlar. Sabah akşam meslek hayatlarında onlara faydalı olacak Arap teolojisini araştırırlar. Onlar hakkında yanlış düşünüyorlar.  Söylendiğine göre Türk Rus savaşı sırasında 20 softa Budapeşte’ye gelmiş. Bu gelen 20 kişiden hiç biri softa değildi. Hepsi mükemmel Fransızca bilen, Avrupalı gibi giyinmiş itibarlı ailelerin çocukları idiler. (DİP NOT TEVFİK ÇAYLAK Hakikî softalar asla çalıştıkları konuların dışına çıkmazlar, siyasete karışmazlar. Ancak, bir defa yeniçerilerle birlikte din elden gidiyor diye kazan kaldırdıkları oldu.”

Son olarak hikâyeyi dramatik bir canlılıkla anlatan muhatabımdan Türkiye'deki duruma bakışı hakkında genel bir değerlendirme yapmasını istediğimde, Prof. Vambéry şunları dedi:

“ Benim görüşüme göre; Eğer Avrupa bir kavgayı başlatmak isterse, muhtemelen Ermeniler, Makedonlar veya Candiot'larla (13)   başarılı olacaktır. Ancak Avrupa, işlerin doğal, normal seyrinde yürümesine izin vermek istiyorsa, mevcut reformlardan memnun olunmalı, yürütülmesini izlemeli ve sonuçları beklemelidir. Türkiye'de hiçbir koşulda çözülme veya anî bir felaket söz konusu olamaz. Kişisel tecrübeme dayanarak konuşuyorum. Bugünün Türkiye'sini kırk yıl öncesiyle mukayese edersem,  bu gün tüm uyuşukluk, oryantal tembellik ve ihmalkárlığa rağmen büyük bir gelişmenin gerçekleştiğini görüyorum. Türkiye eğitim konusunda dev bir gelişme göstermiştir. Okuma yazma bilmeyenlerin oranı Avrupaya göre daha azdır. İlk ve Orta Okulların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Yabancı dil eğitim ve öğrenimine aşırı önem verilmektedir.  Benim Türkiye’ye ilk geldiğim yıllarda hiç bir kız çocuğu okula gitmez iken, bu gün sayısız kız öğrenci okulları bulunmaktadır. Öğrencilerin sayısı onbinleri buluyor. Hatta İstanbul’da bir kadın dergisi bile yayınlanlanmaya başladı. Orduya gelince;  Türk Ordusunun Alman ordusu ayarında olduğunu bütün dünya biliyor.  Daha önceleri çekilen subay sıkıntısı son çeyrek yüzyılda önemli sayıda genç Türkün Almanya ve Fransa’da askerlik eğitimi almalarıyla giderildi. Bu arada İstanbul Harbiye Mektebinden bahsetmezsek olmaz.  Von der Goltz Paşa bu okulda çok önemli işler başardı. Tek kelime ile derim ki eğer Türkiye rahat bırakılırsa Şark Meselesi diye bir sorun kalmayacaktır. Ama onun sırtına vurmak istiyorsanız, zahmet etmeyin,  savunması Avrupalıların zannettiğinden çok daha şiddetli olacaktır. Çünkü Türk ulusu uyandı, vatansever bir ruha sahip ve varlığının elinden alınmasına o kadar kolay izin vermeyecektir. "

Sultan, Bulgar meselesinin sona ermesinden çok memnundu. Ama Onu esas meşgul eden sorun Ermeni Meselesiydi. Ermenistan‘da Müslüman ahali halkın üçte ikisini teşkil ettiğinden Sultan Bulgaristan’a benzer özerk bir Ermenistan kurulmasını tüm gücüyle reddetmektedir. Vámbéry Sultan’ı günlük gazeteleri okutan dosyaları inceleyen ve sadece halkının iyiliğini düşünen ciddi bir hükümdar olarak nitelendirmektedir.” (14)

Dip notlar:

[1] Emekli İş Bankası Müdürü, Araştırmacı-yazar, Türk Macar Dostluk Derneği Başkanı, Macaristan Şovalyesi 

2 Paul Lendvai, The Hungarians 1000 Years of Victory in Defeat, translated by Ann Major, C. Hurst & Co. (publishers) Ltd. London, 2003, s.344 

3 Neue Freie Presse, 29.10.1895,s.2 Professor Wámbéry über die armenische Frage. 

4Horan Aşıkyan, Harutyun Vehabedyan'ın ölümü üzerine onun yerine geçti. İstanbul Ermeni Patrikliği görevini (1888-1894) yılları arasında yaptı. Patrik Aşıkyan, Ermeni çetelerinin terör eylemlerini tasvip etmedi. Bu sebeple Ermeni militanların hedefi oldu. Aşıkyan Efendi Osmanlı idaresi ve özellikle de Sultan II. Abdülhamit’le ilişkisi iyi olan bir ruhani önder idi. Ermeni komitelerinin faaliyetlerine açıktan karşı çıktı.

5 Ya da bazen kullanılan şekliyle Eçmiadzin, Erivan'dan batıya doğru 20 kilometre mesafede bulunan Ermenistan'ın Armavir İdari Bölgesi'ne bağlı bir şehir.

6Mıgırdiç Hrimyan veya Kırımyan, Hrimyan Hayrik  ya da diğer bilinen adıyla Vanlı I Mıgırdiç (Van, 20 Nisan 1820 - ö. Eçmiyadzin, 27 Ekim 1907), 1869-1873 yılları arasında İstanbul Ermeni Patrikliği, 1880-1885 arası Van episkoposluğu, 1892-1907 arası da Tüm Ermeniler Katolikosluğu yapmış Ermeni dini lider. 

7 28 Temmuz 1890 tarihinde Kumkapı’daki Ermeni Patrikhanesi ve Kilisesinin basılması hadisesidir. Eylemi Hınçak komitesi düzenlemişti. Çatışmada iki eylemci hayatını kaybetti. Yedisi ağır olmak üzere 17 asker yaralandı. Örgüt elemanlarından bir çoğu ele geçirildi. Yapılan yargılama sonucunda elebaşı olduğu tespit edilen Vanlı Artin Cangülyan idama mahkûm edildi. Sivaslı Artin Vateryan, Sivaslı Nezaret ve Rum Nikola ise 15’er sene kalebentliğe mahkûm oldular. Bunların yanında Erzincanlı Karabet, Kumkapılı Hacik, Baltacı Avadis, Kütahyalı Baron ve Kayseri Rumlarından Yuvan beşer sene mahkûmiyet cezası aldılar. Cezalar onay için Padişaha sunulduğunda, II. Abdülhamid bir irade ile idam kararını müebbede çevirip diğer cezaları onayladı. Padişah, iradesinde, vatandaşlardan bir kısmını devlet aleyhine isyana teşvik etmek ve ülkenin bir parçasını bölmek için teşebbüse girişmenin cezasının idam olmasının tabii olduğunu belirterek, bir defalık olmak üzere bu cezayı affettiğini ifade etmişti. (Kaynak: Prof. Dr. Vahdettin Engin, “İstanbul’daki Ermeni Eylenleri”

8Tümgeneral Ahmet Hulki Saral  “Ermeni Meselesi” adlı kitabında (s.91)   şehid edilen Binbaşının adını Servet Bey olarak vermektedir. “Göstericiler Kumkapu’dan Bâbıâlî’ye  doğru ilerlemeye başladılar. Sultan Mahmud Türbesi yakınlarında  Jandarma Binbaşısı  Servet Bey bunların taarruzuna uğradı ve şehid düştü.”

9Yâver-i ekrem  ve Teftîş-i Askerî Komisyonu üyesi Müşir Ahmed Şâkir Paşa,    (İstanbul,  1838-Sinop,20.10.1899) Bozulus aşiretinden Bozok âyanı Çapanoğlu ailesine mensuptur. Babası Yozgatlı Çapanzâde Ömer Hulûsi Efendi, ağabeyi Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyesi, ilk gazetecilerden, Postahâne-i Âmire nâzırı ve Atina ortaelçisi Çapanzâde Âgâh Efendi’dir. İlk ve orta öğreniminden sonra  1856 da Mekteb-i Fünûn-ı Harbiyye’den mezun oldu.  Anadolu Islahatı Umum Müfettişi sıfatıyla vilâyât-ı sitteye tayin edildi (27 Haziran 1895). Çok geniş yetkilerle getirildiği bu görev II. Abdülhamid’in deyimiyle pek büyük bir memuriyetti ve devletin, İslâm’ın saadetini temin edeceği gibi harabiyetine dahi sebep olabilecek nitelikteydi.

10Ermenistan olarak adlandırılan Anadolu topraklarına biz Vilâyat-ı Sitte deriz.   13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması'na göre Osmanlı Devleti'nin Erzurum, Van, Mamüretü'l Aziz, Diyarbekir, Sivas, Bitlis olmak üzere yoğun Ermeni nüfuslu altı vilayetin adıdır.    

11Sultan V. Mehmet Reşat

12Hürriyet’in ilk sayısı 28 Haziran 1868’de çıktı. Daha önce Londra’da yayınlanan Muhbir'in geniş halk kitlelerine yönelik anlatım diline karşın Hürriyet, aydınlara yönelik bir gazete idi. Osmanlı aydınlarına özgü düşünce ve kavramları kullanmasından ötürü “Türkiye’nin ilk düşünce gazetesi” olarak nitelendirilmiştir. Hürriyet, İsmail Paşa'dan gelen destekle Ziya Paşa tarafından çıkarılmaya devam etti ve sadrazam Âli Paşa karşıtı bir polemik gazetesine dönüştü. Hidiv'in himayesi altındaki Hürriyet'in artık Genç Osmanlılar'ın davasına hizmet etmediğini düşünen Namık Kemal, 1870 yılı Ocak ayında gazeteyle bütün bağlarını kestiğini bildiren bir ilan basıp dağıttı.Hürriyet'in 78. sayısında yayımlanan Ali Suavi imzalı yazıdan sonra İngiliz hükümeti tarafından tutuklanan Ziya Paşa, kefaletle serbest kalıp Fransa’ya kaçtıktan sonra matbaaya el konuldu. Ziya Paşa, Nisan 1870'te İsviçre'ye geçerek İsmail Paşa’nın yardımı ile bir matbaa kurmak istediyse de başaramadı. Hürriyet’i Cenevre’de taşbasması olarak yayımlamadı. Cenevre sayılarında Sultan'ı savunan gazete, 100. sayıda kapandı.

13 Giritliler, Candia, Heraklion, Hanya

14Bregenzer/Vorarlberger Tagblatt, 26.101889,s.1, Die Ansichten des Sultans.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Tosun Saral - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Hayat Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Hayat hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Hayat editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Hayat değil haberi geçen ajanstır.