Reklam Mıydı Masal Mıydı, Bende Anlamadım!

Neyin reklamını yaparsan yap, odak hedefi göze sokma. Satacağın ya da kabullendireceğin vizyonu, bahşedilmiş ve kaçınılmaz olduğunu algılat yeter. Hedeflenen kitleni genişlet. Daha fazla alıcı kazan ve senden iyi hiçbir şeyin olmadığını beylik sloganlarla duyur. Tezat yaptırımları öne çıkarıp kendi fikrinin doğruluğunu benimset. İşte buna göz boyama denir. Bu bir adi reklam oyunudur aslında.

Bu tarz oyunlara herkes alet olur, kitleler oyundaki rolünü farkında olmadan oynar. Ya da farkındalıktan nemalanır.

Görünen oyun ise sadece adalet ve düzeni sağlayan, güçlü değerleri ve buna inanan güçlü kitleleri arkasına alır. Buna da biat etme takıntısı deniliyor.

Yani yemeğin bozuğunu gösterip, tazesi bizde denir. Kendine de uyduruktan tezat kitle algısı düzenler. Karşı çıkan her düşünceyi bozuk yemeğin malzemeleriymiş gibi süsler.

Peki, siz bozuk yemek istemisiniz? “Hayır, tabi ki” Dediğinizi duyar gibiyim.

Madem yemekten reklam yapıyoruz, öylede devam edelim yazmaya.

Örneğin köftenin kurusu çok güzel diyor bir gurup. Diğeri gurup da içeriğiyle biraz oynayıp sulusu da güzel olur diyor.

Ortaokulda münazaralar olurdu, kim güzel savunma yaparsa o kazanırdı o misal.)

Köfte sulu yapılırsa, et çabuk bozulur, derseniz.

Kaybedersiniz...

Ya da köfte kuruyunca yenmez bozulur. Aynı kapıya çıkar. Kaybedersiniz…

Onlar etle oynuyor derseniz. Saha sizindir…

Kitlenizi çok daha genişletirsiniz. Bu bir reklam stratejisidir.

Boş işler ama güzel algı oyunları. 

Bu kadar zam mı yiyeceğinden haberdar bir kitle düşünün. TL’nin değerinin düşeceğinin kaçınılmaz olduğunu bilen yine bu kitle. Tükürdüğünü yer mi, bu kitle yemez.

Çünkü reklamı güzel olan kudretini konuşturur.

Dünya kalıcıdır. Köftelerde, kitlelerde geçicidir.  Bu kadar kaos da gücü elinde tuta bilen alkışıda hak eder.

Peki, tezat gurup yıllık uykusundan uyanıp kendi sulu ve kuru rüyalardan ne zaman çıkacak.

100 yıl sonra bir prensin gelip öpmesini mi bekliyor.

Masalar niye yazılır, efsaneler nasıl doğar bilir misiniz? (Tarih dersinde hocamız “Fatih’ti de biz mi öğrenemedik” derseniz. Tarihte yerinde sayar, hatta geri gidersiniz.)

İşte masalar ve efsaneleri böyle doğar.

Kitleler yazar. Reklamında o kitlenin oluşturduğu, kahramanlar yapar.

Ben yazımı yazdım, köftemizde yedik. Varın gidin kahramanlardan hesap sorun… Gökten üç elmamaydı,  Portakal mıydı, Kabak mıydı, artık düşüncenize ne düşerse o da sizindir.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevinç Erol - Mesaj Gönder

# bir, devam, yıl

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Hayat Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Hayat hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Hayat editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Hayat değil haberi geçen ajanstır.