ANADOLU VE DEPREMLER – 2

Yüzyıllar sonra Anadolu’da kurulan devlet ve imparatorluklarda deprem daha kaçınılmaz bir doğa olayı olarak kabullenildiğinde, yöneticiler daha rasyonel önlemler almaya başlamışlar. Anadolu Selçukluları ve Osmanlı Dönemlerinde taştan yapılan özellikle cami, medrese gibi insanların toplandığı anıtsal yapılarda deprem göz önüne alınarak bazı düzenekler kullanılmaya başlanmış. Deprem kilidi de diyebileceğimiz bu düzeneklerden biri, yapıların iç bölümünde, mimari bütünlüğe uygun bir görünümde taştan küçük silindirik bir gövdeden ve oturduğu yuvalardan oluşmaktadır. Alttan tabanı, üstten tepesi her iki bölümdeki oyuklara sokularak sabitlenmiştir. Bina sağlam yapılmışsa, esnekliğinin kanıtı olarak, deprem olmadan gövdenin kendi etrafında dönmesi gerekir. (Mardin’de, Artuklu Döneminde 1385 de yapılan ve ayakta olan Zinciriye Medresesinde, mihraba yakın bir yerde günümüze ulaşan bu düzeneği görmek olasıdır.) Mimar Sinan’ın yapıtlarında da bu tür düzeneklerin kullanıldığı bilinmektedir.

Osmanlılara uzun yıllar başkentlik etmiş İstanbul, tarihi dönemler boyunca yıkımlar yaşanılan pek çok depreme tanıklık etmiş. En şiddetli ve dolayısıyla en çok can kaybına neden olanları 1509 ve 1776 yılındakiler olarak düşülmüş tarihe.

Padişah II. Beyazıt (1481-1512) depreme karşı önlem olarak yerin altında biriken gazın yerin üzerine verilmesi amacıyla İstanbul’un çeşitli yerlerinde 2 bin adet deprem kuyusu açtırmış.

  1. Abdülhamit döneminde ise Avrupa’dan sismograf alınmış.

Günümüze dönersek, en son bir ay önce ve yakın yıllarda yaşadığımız can kaybı çok olan depremler, ülkemizde deprem gerçeğinin hiçbir zaman akıldan çıkarılmaması gerekliliğini/ gerçeğini hatırlatır bize sürekli.

Teknolojik olarak her türlü donanıma sahibiz. Deprem ölçerlerinin en gelişmişine, bilgi birikimi ileri düzeyde olan uzmanlara… Her türlü inşaat malzemesine… Zemin etüdü yapabilen aletlere, araç-gerece, şehir plancılara, inşaat mühendislerine, mimarlara… Öyleyse ne eksik ki yine çok can kaybı yaşıyoruz, yüreğimi dağlanıyor. Gösterişli lüks binalar yerle bir olabiliyor.

Öyleyse sorun nerede?

İnsan unsurunun hep göz ardı edilmesinde mi?

Yöneticilerin, Hititli mimara yüklenen sorumluluk bilincini bile taşımamasında mı?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayşe Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Ordu Hayat Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Ordu Hayat hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Ordu Hayat editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Ordu Hayat değil haberi geçen ajanstır.