DERVİŞ KİM OLA
Gürsel Yıldırım

DERVİŞ KİM OLA

Bu içerik 361 kez okundu.
Reklam

 

 

     “Nereye” demişler dervişe.

     “Bilmem ki” demiş, “Gidiyorum öyle,

      Çiçekleri ezmeden ezele”.

      Sonra şöyle devam etmiş derviş;

     “Nereye gittiğim değil nasıl gittiğimdir önemli olan”.

 

      Yanında oturduğum çoban Mesti bunları söyleyince duraksadım. Hiç böylesine sözler duymamıştık ondan. Sonra kalktı, köy içine doğru, yayılım için toplanacak davarların peşine düştü.

      Önce ikirciklendim. Ayağa kalkıp peşine düştüm.

      Ta Manahos çayırlarına kadar o önde, ben arkasında konuşmadan yürüdük. İnekler, danalar, yeni tosuncuklar dalmıştı çiğden ıslanmış otların arasına. O gitti, gözenin başındaki yalağın çam kütüğüne oturdu. Yanına yaklaştım.

      “Sana niye Mesti diyorlar” dedim.

      “İnsanın adı olur, şu davarların bile adı var” dedi.

      “Elbette herkesin, dağın taşın, kurdun yılanın adı var. Senin niye olmasın!”.

      “Anam beni böyle çağırırdı, öbür köyde herkes böyle derdi; ne bileyim ben, Mesti’yim işte.”

      “Hani Mesti ne demek, merak ettim”.

      “Galiba çoban demek. Ben hep çobanlığı bilirim. Köyümde bir avuç toprağım yoktur ama şu gördüğün dağ taş benimdir. Şu gökyüzünde gelip giden bulutlar bana söyler. Harmanıma kar yağmaz; harmanım yoktur ki yağsın. Çok çok dertlendiğim askerde bana Mesti demediler de Mesut dediler. Anlamadım gitti”.

      “Peki, sen mesut musun?”

      “Mesut olmak ne demek, nasılmış bilmem”.

      “İnsan yaptığı işten, yaşadığı hayattan memnun olunca sevinir, gönenir. Yüzü güler. Başkasına küs olmaz”.

      “Ben insana küsmem. Çünkü insan ağaç gibidir, çiçek gibidir. Dal verir, boyu uzar, çiçek açar, Çiçek gibi kokar. İnsanı koklamak gerek.”

      “İnsan nasıl koklanır ki”.

      “Sofrasına oturursun. Kaşığı yemeğe senden önce uzatırsa o insan güzel kokar. Akşam dönüşünde ona kırların en güzel çiçeklerinden demet verirsin; anlar ki Mesti mesuttur.”

      “Bunca gezip dolanıyorsun. Hangi çiçek güzeldir?”.

      “Şu bulutlar var ya, onun gölgesinde; şu güneş var ya, onun ışığında açan her çiçek güzeldir. Aynı insanlar gibi. Güzellik gece karanlığı gibidir. Görmeyince anlayamazsın. Işık vurunca güzellik ortaya çıkar.”

      “Güzellikler aynı mıdır?”.

     “İnsanın güzelliği içinde saklıdır. Söz ister, davranış ister. Anama sormuştum; ana beni niye beğenmiyorlar, diye. Dediki; senin güzelliğin aynada değil, içinde duran sandıktadır.”

      “O sandığı açan oldu mu?”.

      “Ben şu ağacın gölgesine, kayanın kovuğuna, suyun gözesine çöktüğümde sandığım açılır”.

      “Yani doğayla başbaşa kaldığın zamanlar, öyle mi*”.

      “Ben insanlardan ürkerim. Sadece anamdan ürkmem”.

      “Niye”.

      “Ana, yün yastığı gibidir. Başını koyarsın, rahat uyursun”.

      “Senden bu güzel sözleri hiç duymamıştık”.

      “Kimse Mesti’ in sandığını açmaya uğraşmadı da ondan. Bu sandığın yükünü ancak benim eşek çeker. İnsanoğlu bu yükü zor kaldırır”.

      “Eşeğini hep yanında bunun için mi taşırsın”.

      “He ya”.

      “Ama eşeğin uyuz”.

      “Eğer uyuz olmasaydı sırtına binen çok olurdu, benden uzak kalırdı”.

       Dedimki, bana bir şey söyle de kalkıp gideyim.

       Yüzüme baktı. Elindeki değneğini suya soktu, çıkardı. Sonra toprağı eşelemeye başladı. Başını öne eğip söylendi.

       “Nereye” demişler dervişe.

       “Bilmem ki” demiş, ”Gidiyorum öyle”.

       “Çiçekleri ezmeden, evvelden ezele”.

       “Nereye gittiğim değil, nasıl gittiğimdir önemli olan”.

        Kalktı gitti. Ben gidecektim o gitti.

     

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Aşı sırası 75 yaş üstünde
Aşı sırası 75 yaş üstünde
Son dakika transferi!
Son dakika transferi!