TİTREK HAMSİ HÜCRESİ
Gürsel Yıldırım

TİTREK HAMSİ HÜCRESİ

Bu içerik 431 kez okundu.
Reklam

     

     Hamsi zamanı gelince öncelikle Karadenizliler şenlenir. Balıkçılar büyük bir hevesle denize açılır ve dolu dolu ağlarla geri dönerler. Uzun yıllar  “Fakirin ana yemeğidir” diyerek sofralarımıza buyur ettiğimiz hamsinin ızgarasından başlayarak ekmeğine kadar nelerini yemedik ki!

     “Hamsi koydum tavaya

      Başladı oynamaya”…

türküsüyle mısır ekmeği ve soğanla tatlandırdığımız hamsinin başına gelenler elbette kültürümüzün önemli bir parçasıdır da!. Ne şiirler, ne övgüler yazılmıştır. Hamsiyle yatıp kalkarken kişilerin başına ne dertler açtığını söylemeden de geçmek olmaz. Balıkçılarımızın hamsi öyküleri varken bazı yaşanmışlıklarla da ben katkıda bulunmak istiyorum.

     Rahmetli Fikri Taştemel, Beşikdüzü Köy Enstitüsünü kazanır. Onu okulun Balıkçılık Kolu’nda görevlendirirler. O dönemlerde Enstitüler yöresel ürünler yetiştirir, önce kendilerine, sonra yakın enstitülere ve halka dağıtırlardı. Okulun kayıkları vardı. Hamsiye çıkarlar. Yüklüce yakalayınca dağıtımını yaptıktan sonra çevre ilçelere ve köylere satışa giderler. (.) ilçesine varıp kıyıya yaklaşırlar ama pek rağbet eden olmaz. Bunda o dönemlerde enstitüler hakkında olumsuz dedikoduların yapılmasının da katkısı vardır. Parayla satmaktan vaz geçerler, bedava vermek isterler. “Alın, tarlalarınızda gübre olarak kullanırsınız” derler. Yine almazlar.

Bir kişi yaklaşır. Der ki;

“Bu komünist hamsiyi almayız, varın siz yeyin!”…

     Hamsi komünist te oluyormuş!

     Halbuki günümüzde balıkçılarımız hamsi, balık yakalamak için komünist dediğimiz ülkelerin denizlerine gizli gizli açılmaktadır.

     Z. Livaneli’nin “Sevdalım Hayat” adlı eserinin 146. Sayfasını beraber okuyalım.

     “Bizim içeri alınışımız, daha önce anlattığım Trabzon yıllarına dayanmaktaydı. O dönem öğretmen okulunda resim öğretmeni olarak çalışan ve edebiyat meraklısı bir genç olarak aramıza giren Mustafa Beşgen, hasta düş gücünü çalıştırarak her gün bir rapor yazmış ve ortada olmayan, hayali bir örgüt yaratmıştı: Titrek Hamsi Hücresi…

MİT ve sıkıyönetim de ancak mizah kitaplarına konu olabilecek bu saçmalığı ciddiye almış ve onca insanı toplayarak Yıldırım Bölge koğuşlarına tıkmıştı. Örgütün niye hamsi ve niye titrek olduğunu hiçbir zaman anlayamadım. Şimdi bir Laz fıkrası gibi gelen bu olay dolayısıyla hepimiz zulüm gördük, çoğu kişinin evi barkı dağıldı…”

     Ey hamsi! Senin tadına mı, titrekliğine mi yanayım. Yoksa senin değerini bilmeyen, seni kötü emellerine alet edenlerin zavallılıklarına mı!..

     Çocukluk yıllarım Görele’de deniz kenarındaki evimizde geçti. Şimdi hasret kaldığımız iri istavritler, palamutlar hamsinin peşine düşer; onlar da sahile sığınırlardı. Bu duruma halk arasında “Hamsi karaya vurdu” denirdi. İşte o yıllardan birinde hamsi karaya vurmuş, mahalle çocuklarıyla birlikte sepet ve şeleklerimizi alarak denize koşmuş, hamsileri yakalamıştık. Bazılarımızın uzun paçalı donlarına giren hamsiler sonradan soframıza tat katmıştı!..

     Şunu yazmadan da geçemeyeceğim.

     Rahmetli Tuncer Engin ve can dostum Erol Karaer’le Karadeniz 52 Gazetesi’nde beraber çalıştığımız yıllarda, öğleye doğru beni çağırırlar, Tuncer’in hazırladığı, fırında nefis bir şekilde kızartılmış, biberle soslanmış balık tepsisinin başına çökerdik. Elbette Erol’un çay servisiyle birlikte ortaya konan helvalar bendendi.

     Memleketimin hamsilerine selam olsun.

 

 

    

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
MEMEMENSPOR'U ORDULULAR TAŞIYOR
MEMEMENSPOR'U ORDULULAR TAŞIYOR
AYDIN ÜSTÜNTAŞ ÖDÜLÜ İÇİN BAŞVURULAR BAŞLADI
AYDIN ÜSTÜNTAŞ ÖDÜLÜ İÇİN BAŞVURULAR BAŞLADI