HER TARAF TUVALET
Gürsel Yıldırım

HER TARAF TUVALET

Bu içerik 448 kez okundu.
Reklam

   “Mezopotamya’da kurulmuş en büyük sitelerden biri” diye sorulur bulmacalarda. Yanıt kısa ve tek heceli olduğu için sık sık karşımıza çıkar. Düşünüyorum; uygar Mezopotamya’nın en büyük sitesinde yüznumara var mı, diye. İlk atandığım köy bu bölgenin tam ortasındaydı ve böyle bir şey yoktu. Ovaya serpilmiş binlerce köye, obada yoktu böyle bir şey!

     Öğretmen Okulu’nda bu tür sorunları pek konuşmamıştık. Bizleri zor koşulların beklediğini biliyorduk ama sorunu yaşamayınca ne olduğunu anlamak kolay değil. Hem gençtik. Yürekliydik. Atatürk’ün yurdunda bizleri bekleyen çocuklara, insanlara kavuşmanın heyecanı vardı.

     Tiren, minibüs, at sırtı yolculuğundan sonra ilk görev yerim olan köyüme ulaştım. Akşama doğruydu, muhtar geleceğimi duymuş, köyün kasabaya uzanan yolu üzerinde birkaç köylü vatandaşla beni bekliyordu. Tahta bavulumu elimden aldılar. O gece muhtar evine konuk etti. Yemekten sonra söyleşirken başka köylüler de gelmişlerdi. Ayrıca bazı meraklılar da oturduğumuz odaya bakan küçük pencerenin aralığından bizleri izliyorlardı. Köylerine öğretmen gelmişti, niye izlemesinler! Oturduğumuz odanın tabanı nakışlı kilimlerle kaplıydı. Kalın bir mindere buyur edilmiştim. Muhtar da yanı başımdaydı. Gelenler ellerimi iki elleri arasında sıkarken “Hoş geldin öğretmen bey” diyerek hoşluyorlardı. Muhtarın ortaya attığı sigara paketi gelenler arasında dolanıyor, habire sigara içiliyordu. Biraz sonra oda koyu bir sigara dumanı ve kokusuyla kaplandı. “Sen de yak öğretmen bey” ısrarına, onlardan ayrı olmamak için katıldım. Eski öğretmenden, okulun durumundan, çocuklardan konuştuk. Sohbeti seviyorlardı doğrusu. Belki de yaban bir kişiyi tanımak, hele konuşma biçimini şaşılayarak dinlemek ilginç geliyordu.

     Muhtar bana döndü: “Öğretmen bey, yakında seçim var. Şimdi sen Avni bey’in partisine mi, yoksa Erfani bey’in partisine mi oy vereceksin?” diye gümbedek sordu.

Soru hakikaten ortaya “Güm!” diye düşmüştü. Şaşırdım. Hepsi de bana bakıyordu. Herhalde olmam gereken bir yer vardı. Ayrıca muhtarın bu sorusu altında tuhaflık ta sezmiştim. Benim köye gelişimden bir pay çıkarmak ve o payı bir yere dayandırmak istiyor gibiydi. Belki de bana öyle gelmişti ama yeni köye atanan birisine; tuhaf!..

Çayları yudumlarken yutak sesleri duyuluyor, soran gözlerle izlenirken, sigaralar derin derin çekilip üfleniyordu. Avni bey, Erfani bey kimdi, bilmiyordum. Arkama yaslandım. Muhtara bu kişileri tanımadığımı, kim olduklarını sordum.

     Muhtar, Avni beyin CHP’yi, Erfani beyin AP’yi tuttuğunu, bunların kasabanın tanınmış kişiler olduğunu hemen söyledikten sonra sözlerine şöyle devam etti:

“Bizler genelde Erfani beyi tutarık. Niye dersen, Erfani bey düğünümüzü yapar, tümden ihtiyaçlarımızı karşılar. Hasat zamanı bitende ürünümüzü ona götürürük. Hesabını yapar, artanı varsa bize verir. Eksik gelirse faiziyle seneye bırakır. Hökümetle işimiz olursa onu da halleder. Yeter ki haberi olsun…”.

     “He ya! Diye diye köylüler de onayladı bu sözleri. Arada konuşanlar da aynı tür anlattılar. Erfani beye söz yoktu doğrusu.

     “Avni bey nasıl?” diye sordum. Yaşlı birisi “Avni bey de aynı işi yapar amma biz Erfani beyi daha yakın buluruk” deyince hemen hemen hepsi onayladı.

     “Benim beylerle pek işim olmaz ama siz, kovandaki arılar gibi beyinizi bulmuşsunuz. Karışmak, çomak sokmak olmaz. Hayırlı olsun” dedim. Konuşmalar uzadı. Partiler anlatıldı. Geçmişten tekrar tekrar konuşuldu. Saat epey ilerledi.

     “Öğretmen bey, hele yatalım da sonra devam ederik” dedi muhtar. Gelenler hep kalkınca aynı odaya yer yatağı yapıldı.

     “Yat” dediler.

     “Ben tuvalete gitmek istiyorum” dedim. Yer yatağının yastığının altından el feneri çıkarıp bana uzattılar. Aldım. “Hadi benle gel” dedi birisi. Peşine düştüm. Odadan çıktık. Dıi kapıyı açınca ayazın soğuğunu hissettim. Önüm kapkaranlıktı.

    “Hiç söndürme, ileri git, yap” dedi yol arkadaşım. “Aman söndürme, kurtlar seni parçalar sonra!” diye de tembihledi. Çekindim, ikirciklendim.

“Nereye gideceğim?” dedim. “Git meydana, her taraf tuvalet” dedi bana refakat eden kişi.

     Sıkıldım, çekinerek birkaç adım attım. Çöktüm…

     Altı ay gündüzleri tuvalete çıkmadan idare ettim. Bazen öylesine sıkışıyordum ki!. Bazen de çevreye geziye çıkıyor, işimi görüyordum. Geceleri de dışarıya çıkmaya alışıvermiştim. Ama okulun bahçesine basitte olsa bir tuvalet yaptırmayı aklıma koymuştum. Kasabaya gidip gelirken bazı dostlar edinmiştim. O köyde bir kırtasiyeci vardı. Alışverişimi hep ondan yapıyordum. Sorunumu ona anlatınca yardımcı oldu. Malzeme giderlerini karşıladı. İmece usulüyle duvarları kerpiçten tuvaleti yaptık.

     Açılışı görmeye değerdi. Herkes “Önce muhtar girsin” diye takılıyordu. Köyün okula en uzak yerinde oturan Hüseyin dayı “Olmaz” diye atıldı. “Ben senede ya bir gelirim ya iki gelirim. Önce ben çökeyim de hakkımı savuşturmuş olurum” deyince gülüştük. Köyün bekçisi ortaya atıldı. “Bana sorarsanız, kim ossurmadan sıçarsa o girsin” dedi. Memigilin Dönük yanımıza geldi. “Ey ahali! Erfani beyin yanına gide gele ben de ossuruk kalmadı. Öyleyse hak benim!” diye bağırdı.

     “Yok” dediler, “Öğretmen girsin”.

     Anlaşıldı. Herkesin gözü önünde oraya girmek elbette zordu. Çocukların arasından Atçaloğlu Ömer’i çağırdım. Ona “Tuvalete sen gireceksin” dedim. Köylüye de “Çocuklarınızdan öğreneceğiniz çok şey var” diyerek Ömer’i tuvalete gönderdim.

     Ömer tuvalete yürürken tüm köylü alkışlıyordu.

     Ömer’in gidişide gidişti ha!..

 

ÖNEMİ NOT: Bu öykü 1963 yılı Perşembe İlköğretmen Okulu öğretmenlerinin anılarından derlenmiştir. Ben devre arkadaşlarımla 22 yıldır toplanıyor, dertleşiyoruz. Onlardan dinlediğim anıları bir kitap haline topladım. Seçtiğim bir öyküyü aktarmış oldum.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
MEMEMENSPOR'U ORDULULAR TAŞIYOR
MEMEMENSPOR'U ORDULULAR TAŞIYOR
AYDIN ÜSTÜNTAŞ ÖDÜLÜ İÇİN BAŞVURULAR BAŞLADI
AYDIN ÜSTÜNTAŞ ÖDÜLÜ İÇİN BAŞVURULAR BAŞLADI