Advert
KÖFTE VE BOMBA
Gürsel Yıldırım

KÖFTE VE BOMBA

Bu içerik 371 kez okundu.
Reklam

     

 

     Babasının inşaat artığı harçlı tahtalardan yaptığı boya sandığını lokantanın karşı kaldırımına koydu. Çöplükten bulduğu naylon tabureyi de boya sandığının arkasına atıverince, öylesine rahatlamış gibi limon çamlarının sıralandığı refüje yaslandı. Lokantadan yayılan kokuyu derin derin içine çekip duruyordu. Lokantanın tam giriş yolu karşısında, hem de oto parkın girişindeydi. Oradan lokantaya girip çıkanı ve oto girişlerini izleyebiliyordu.

     Çoğunlukla gözlerini lokantaya girenlere çeviriyor, bazen elini açıp uzatıyor, bazen sessiz bakışlarla yanlarına yaklaşmaya çalışıyordu. Anne babalarının yanlarındaki çocukların neşelerini görünce içinden kopan fırtınayı susturmak için direniyor, kaldırım boyunca gidip geliyordu. Annelerin, ablasına pek benzemeyen kızların başlarından beri sallanan saçlarına, diz boyundan yukardaki eteklerine bakınca kendini bambaşka dünyada olduğunu düşünüyordu. Ne annesi, ne ablası böyle giyinmişti. Geldikleri köydeki kadınlar da böyle değildi.

     Aslında bunları düşünmenin sırası, yeri hiç değildi. Babasının her sabah “Aman oğlum, kötü işe bulanma!” diye tembihini unutmuyordu. Bu nedenle bazen kendisine kuduz bir köpekmiş gibi bakanlara kızsa bile aldırışsız kalıyor, arada bir ayakkabısını boyatanlara yarım öğrendiği Türkçesiyle teşekkür ediyordu.

    Lokantaya girip çıkanlar çoğalıyordu. Girişine yaklaştı. Kirlenmiş giysileri ve dağınık saçlarının görüntüsüyle fark ediliyor, yanından geçenler biraz daha uzak durmaya çalışıyordu. Çoğunun eğreti bakışları arasında kendini fazla bir insan olarak görüyor, açlık çekse de yaşadıkları o eski topraklarda daha mutlu olduğunu içi sızlayarak anımsıyordu. Buraya geleli iki yıl olmuştu. Yemyeşil dağlar, ağaçlar ve masmavi denizin bu insanlara verdiği huzuru kıskanıyordu. İlk geldikleri gün, evcek kendilerini sokağa atmışlar, denizin hırçın hali karşısında şaşkın şaşkın bakışmışlar, sonra evin soğuk bir odasında kala kalmışlardı.

     Ne yapacaklardı, neler olmuştu!

     Kendisine uzatılan ekmeği önce almak istemedi, sonra insanın içini ısıtan bakışlarla karşılaşınca elini uzattı. Paketi aldı. Limon çamlarının arkasına gitti. Paketi gizlice açıverdi. Bir evvelsi gün başka bir lokantanın camından gördüğü köfte yığınının aynısı elindeydi. Yarım ekmeğin ucundan ısırdı, bir köfteyi ağzına attı. Dakikalarca çiğnedi. Yutmak istemiyor, tadını iyice sindirmek ister gibi çabalıyordu.

     Paketi kapadı. Kimbilir aklına ne gelmişti. Küçük kardeşi de çok severdi köfteyi. Beraber oldukları o gün, lokantanın camından köfteleri göstermiş, kardeşini çeke çeke camın önünden zorla ayırmıştı. Ona götürse ne iyi olurdu.

     Boya sandığının yanına gitti. Paketi, sandığın boyaları koyduğu gözüne sokuşturdu. Askısından tutup sırtladı. Sonra oturağı aldı. Yürümeye başladı.

     Arkasından bakakaldım.

     Gökyüzünden bombalar yağdıran uygarlığın resmedilebilecek en kötü, en iğrenç görüntüsü karşımdaydı. Herşeye rağmen yaşamak isteyen insanoğlunun çektiği çileler, bir küçük paket karşılığında umuda dönüşmüştü.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Şahin'den Genç'e teşekkür ziyaret
Şahin'den Genç'e teşekkür ziyaret
LİDERLİĞE 'TİRYAKİ'!
LİDERLİĞE 'TİRYAKİ'!