Advert
TARIM
Gürsel Yıldırım

TARIM

Bu içerik 90 kez okundu.
Reklam

  Dünyanın aç gözlü insanlarının söylediği şöyle bir söz vardır;

     “Tanrım! Amerikan tarımını başımızdan eksik etme!”..            

      Çünkü ABD tarımı dünyanın ilgisini çekiyor ve imrendiriyor. Ülkenin geniş topraklarında uzanan sarı buğday tarlaları ve bu tarlalardan gelen eker-biçer sesleri, makineleşmiş mandıralar, kıyılar boyunca serilmiş meyve bahçeleri dünya uluslarınca hayranlıkla izlenmektedir. Bu ülkenin temel felsefesi “Daha önce bir koçan mısır yetişen tarlada iki koçan mısır yetiştirilmesi ülkenin refahına yönelişine neden olacaktır” şeklinde özetlenebilir. ABD Tarım Bakanlarından  Clifford Hardin “Başka nerede tek bir insan, modern, mekanize  bir borulu beslemeyle 75.000 tavuk veya otomatik bir yemlikte 5.000 sığır yetiştirebilir” diye övünerek söylenmektedir.

     İstatistiklere bakarsak günümüzde 100 milyondan fazla insan açlıktan ölmektedir. 1 buçuk milyar kişi de her gece yetersiz beslenmiş olarak yatmaktadır. Dünyanın nüfus artışına, özellikle geri kalmış ülkelerdeki nüfus artışına bakarsak gıda üretimi talebi müthiş oranda yükselecektir. ABD tarımının üretimi ve diğer ülkelere ihracatı dikkate alındığında bu duruma bağlı kal(a)mamak gibi bir düşünceyi kabul etmekte zorlanırız.

     Peki, gerçek böyle midir?

     Böyle mi olmalıdır?

     Bu üretim şeklinde kullanılan dev makineler, sarf edilen enerji, verimliliğin artırılması için kullanılan sentetik gübreler, böcek ilaçları insanoğlu için ne kadar yararlıdır! Elde edilen ürünün tohumunu kendinde saklayarak kendine özel kaynak yaratan sistem nasıl bir sömürüye yol açar!

     Geleneksel olarak ekim işleminde insan ve hayvan emeğine; verim artışı ve toprağın işlenmesinde doğal gübrelere ve ürün değişimine önem verildiği için daha doğal tarım yapıldığı doğrudur. Bu şekil ayrıca insanı toprağına bağlar, büyük kentlerde nüfus yığılmalarını ve buna bağlı sorunları önler. Özellikle makineleşmiş tarıma bağlı olarak kurulan şirketlerin topluma karşı kurduğu hegemonyayı yok eder. Bu şirketlerin iktidarlara karşı tutumunu engeller.

     ABD türü tarım politikaları sadece ürün bazında hasar yapmaz. Toprak, ırmak ve göllerimizi de kirletir. Sularımızdaki kirliliğin yarısından fazlasının ve topraklarımızdaki atık kirliliğinin üçte ikisi sanayi gübresi sızıntılarından kaynaklanmaktadır. Buna kimyasal böcek ilaçlarını da ekleyebiliriz.

     Seçenek nedir?

     Bir çift öküzün sürdüğü tarım şekline mi dönelim!

     Anadolu bozkırlarının çıplaklığı, sahillerinin yağmalanması, sularına vurulan kelepçeler, taş ve maden ocaklarının ac gözlü dinamitleri, ormanlarına uzanan kapkara elleri karşısında nasıl bir yol izlemeliyiz? Anadolu insanının tarım-toplum ilişkisi içinde kurduğu kültüre saygısız ve aldırışsızca duranlara karşı mı gelmemeliyiz?

     Elbette modern tarımdan, geliştirilmiş teknolojiden korkmuyoruz. Önemli olan gelişmenin halk yararına nasıl kullanılacağıdır. Kendi toprağını işleyemeyen, kendi tohumunu üretemeyen, kendi suyunu kullanamayan; dolayısıyla halkını besleyemeyen toplumların geleceği karanlıktır.

     Direnenlere selam olsun!

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"ZENGİN DAHA DA ZENGİNLEŞTİ"
Şişman görevinden istifa etti
Şişman görevinden istifa etti