Advert
 ELİMDEN BİR KIRIK SAZ GELDİ GEÇTİ
Gürsel Yıldırım

ELİMDEN BİR KIRIK SAZ GELDİ GEÇTİ

Bu içerik 1065 kez okundu.
Reklam

 

 

     “Yaylaya çıkınca Çakır Nine’ye uğramadan olmaz” denilince ne olacağını merak ederek yola koyulduk. Dağların sırtından vadileri görünce insanın içi rahatlıyor. Bulutlar sizle oynaşmak ister gibi başınız etrafında dönüp duruyor.

     Evi gösterdiler. Kapıda sarı saçları büklüm büklüm, gökyüzünün derinliğini gözünün rengine taşımış, serpilmeye yeni koyulmuş bir kız karşıladı bizi. Çakır Nine’yi sorunca, gıcırdıyarak açılan kapıdan içeri seslendi.

     “Nine, konukların var!”

     Ocak başına oturmuş Çakır Nine bizi hoşladı, yer gösterdi. Duvar taşlarının ve hartama çatının aralıklarından akan güneş ışığıyla, odun ateşinin dansı, tek gözlü eve masal görünümü vermişti sanki. “Ateşe yaklaşın, ayaklarınızı uzatın” dedi. Ateşin etrafında yarı çember oluşturarak oturduk. “Söze başlamadan sütümüzü içelim” dedi Nine. Ocağın üstündeki tencereden kepçeyle bardaklara süt aktarıldı. O fidan kız şıpır şıpır hareketleriyle bardakları dağıttı.

     “Ramazan geldiğinde vakti bilmezdik. Obada sadece Rum papazında saat vardı. Akşam vakti gelince büyük taşın üstüne çıkar, “Vakit geldi Müslimler” diye bağırırdı. Pazar günlerinin bilmezdik ama köycüler geldi mi anlardık. Ertesi gün Çambaşı’na gidilecekti. Gelenler şu yukardaki çayıra çıkar, serilmiş dastarlara oturur, yayla efendilerini beklerlerdi. Rum Papazı ile diğer gavurlar da gelince koyu bir sohbet başlardı..”

     Çakır Nine anlatırken ben çoktan dalmışım. Kulağım onda, gözüm ışığın oynayışında, aklım küçük kızdaydı.

     “Obamız şimdilerde yabanlaştı, geleni azaldı…”

     “Şimdi bu yetimle kaldım. Babası hayırsız çıktı. Köyde geçinemiyorum deyip gurbete gitti. Heybeli’de paytonculuk yapmış. Köye haber salmazdı. Daha sonra öldüğünü duyduk. Anası yalnız kalınca, ne yapsın, yalnızlık zor, köy yerinde geçim zor, başka kocaya gitti. Kocası bu kızı istememiş. Bana geldi, yalvardı. Bende de çoluk çocuk yok, yanıma aldım. Okutmak istiyorum. Yaz baharda yaylaya çıkıyoruz. Yardımı çok, eli becerikli…”

      “Adı Dilber!”

      Adını duyunca dilimde “Ala gözlü nazlı dilber/Koma beni el yerine” dizeleri sıralandı. Karacaoğlan kim bilir daha neler söylemiştir. Ama ben bu ülkenin nice Dilber’inin kurtuluş öyküsünü bilmek, yaşamak, görmek istemiştim. Bu Dilber kızın da yaşam mücadelesinde başarısını hissetmek önemliydi. O hala kapının arkasında, ayakta bizi bekliyordu. Eğdiği boynunun üzerine düşen saçlarının arasındaki bakır küpeleri ışıl ışıldı. Kapı aralığından bakan meraklı gözlere arada çubuk sallıyor, Ninesinin bir sözünü kaçırmamak için dikkatle dinliyordu.

     Ayağa kalktık. Çakır Nine’nin çizgi çizgi olmuş, tarih kokan elini öperek ayrıldık. Otomuzun horultusu obanın dinginliğini bozmuştu. Ben en arkaya oturdum. Camdan Dilber kıza el sallıyordum. Yüreğimin sızısını bastırmak için sessiz sessiz mırıldanmaya başladım.

     “Elimden bir kırık saz geldi geçti!”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarım müdüründen anlamlı hareket!
Tarım müdüründen anlamlı hareket!
72 kişi daha koronavirüse yenildi
72 kişi daha koronavirüse yenildi