Advert
AYASOFYA ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ
Ayşe Ünal

AYASOFYA ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ

Bu içerik 3283 kez okundu.
Reklam

 

Arkeoloji eğitimini İstanbul Üniversitesinde  aldım. Okulumuz  Beyazıt’daydı ve  Sultan Ahmet semtinde  bir öğrenci yurdunda kaldım.  Okul da ona yakın kaldığım öğrenci yurdu da İstanbul’un en yoğun tarihi dokusu için de yer alıyordu.  Gülhane parkı içinde bulunan Arkeoloji müzesinde hocalarımızla birlikte ders yaptığımız günler çok olmuştur.  Topkapı Sarayı müzesi hemen karşıdaydı. Arkeoloji müzesinden ya da Topkapı müzesinden çıktığımda yolum mutlaka Ayasofya müzesinin önünden de geçiyordu. Tek tanrıyı simgeleyen bu büyük görkemli yapı, hem Bizans uygarlığının hem de Osmanlı uygarlığının bir sentezi konumundaydı.  Tek tanrıya inanış ilk kez  Bizans uygarlığında 6. yüzyılda resmi olarak mimariye yansımış, ibadet edilen mekanın üzeri  her şeyin sahibi/hakimi anlayışıyla kubbeyle kapatılmaya başlanmıştı. Çok büyük bir iç hacmi ve kubbe derinliği olan yapının tüm iç duvarları, tavanları ve döşemeleri mozaik ve fresk sanatının en görkemli bezemeleriyle süslüydü. Kuran’da da geniş yer bulan peygamber İsa, annesi Meryem ve Hıristiyan dininin kutsal kişileri  betimlenmişti en çok.

Ayasofya , Grekçe kökenli bir kelimedir ve “ kutsal /Tanrısal bilgelik” anlamına gelir. Anadolu’da Bizans döneminde inşa edilen, Ayasofya adı taşıyan (Trabzon ve İznik’te) iki küçük kilise daha vardır. Doğu Roma imparatorluğunun başkenti İstanbul’da inşa edilen Ayasofya, dünya mimarlık tarihinin en önemli birkaç yapıtından biri  olarak kabul edilir. Sanat tarihi otoritelerine göre , yapının örtü sistemi , türünün yer yüzündeki ilk örneğidir. İstanbul’un fethini izleyen yıllarda camiye dönüştürülerek , bazı mekanlarda değişiklikler ve ilaveler yapılmıştır ama bezemelere dokunulmamıştır. Fetihten sonra  Tüm Osmanlı topraklarında en iyi korunan ve Kabe’den sonra  en çok saygı gören yapı olarak görüldüğünü de yazar tarihçiler.  Bu nedenledir ki o semte başka camiler inşa edildiği göz önünde bulundurularak , Cumhuriyet döneminde ulu önder Atatürk’ün başını çektiği bir kurul tarafından yapıya “dünya tarih ve mimarlık anıtı” olarak müze işlevi verildi.

Resmi devlet konukları başta olmak üzere İstanbul’a gelen tüm yabancı diplomatlar ve turistlerin ilk görmek istediği anıt ve ziyaretçi sayısı en çok olan müze niteliğindeydi.  Ayrıca yıllık bilet geliri Türkiye ortalamasına göre oldukça yüksekti.

 Öğrencilik yıllarımda zaman zaman İstanbul dışından gelen arkadaşlarımı , diğer müzelerle birlikte Ayasofya müzesine de götürmüştüm. Kubbenin büyüklüğü ve derinliği,  bezemelerinin  yoğunluğu,  yapıya olan hayranlığımızı artırırdı ama  sonrasında gezdiğimiz hemen yanı başındaki Sultan Ahmet Camiine girdiğimizde ferahladığımızı duyumsardık. Çünkü Osmanlı döneminde inşa edilen  camiler, pencerelerinin konumundan kaynaklanan havadarlığı ve aydınlığı, bitkisel ve geometrik bezemelerinin , izleyeni yormayan iç açıcı dizaynıyla  çok daha güzel duygular bırakır insanda. Allah’a en yakın olduğumuz/olmamız gereken namaz ibadetinde , mekanın ruhumuzu hafifleten aydınlığı ve ferahlığı çok önemlidir.  Tek tanrılı dinlerin sonuncusu olan ve ondan öncekileri de kucaklayan, barış anlamındaki İslam dini , peygamberi Muhammed’in sade , akılcı ve tüm insanlığı kucaklayan yaşam felsefesi de aynı ferahlığı vermek üzerinedir.

 

 

 

 

Okul bitince Trabzon Ayasofya Müzesinde yıllarca görev yaptım.  13. Yüzyılda kilise olarak küçük ölçekte  inşa edilen yapı, tıpkı İstanbul’daki gibi bir süre cami olarak kullanılmış, sonra yakınına yeni bir cami inşa edilince , Vakıflar Genel Müdürlüğünün önerisiyle,  “ sanatsal özellikler taşıdığı” gerekçe gösterilerek  müzeye dönüştürülmüştü.  Trabzon il merkezinde  resmi konuklar ile yerli ve yabancı turistler tarafından en çok ziyaret edilen anıtlar listesinin başında geliyordu . Yapının dışındaki bir frizde kabartma olarak yer alan “Yaratılış, Ademle Havva’nın cennetten kovuluşu “ hikayesi Kuran’da anlatılanla aynıydı ama bazı ziyaretçiler buna inanmıyor, hatta melek figürlerinin bile uydurma olduğunu sanıyorlardı.  Müzeye dönüştürülürken içine konan bir levhada Cin suresinden evrensel bir ayete de yer verilmişti: “ Bütün mabetler Allah içindir. O halde Allah’tan başkasına ibadet etmeyiniz”.

  Ayasofya müzesinin ara sıra,  sayısı çok olmayan dinci fanatik gruplarca cami olarak kullanımına ilişkin girişimlerde bulunuluyor,  bazı siyasetçilerden de bu konuda baskılar gelmeye başlıyordu. O dönemlerde arşivimizde hassasiyetle koruduğumuz Vakıflar Genel Müdürlüğünün  gerekçeli kararını gündeme getiriyor, kopyasını ilgili kurumlara gönderiyorduk .  Sonrasında uzunca bir süre ses seda çıkmıyordu.  Görev yaptığım dönemdeki valiler bu konuda çok duyarlıydılar ve her zaman sanatı ve kültürü önemseyerek biz müzecilerin yanında durdular.  Tek tanrılı dinlerin çıkış noktalarının aynı olduğunun ve evrensel ilkeler taşıdığının bilincindeydiler.  Görmedim ama şimdi o yapı da cami olarak kullanılıyormuş.  Sürekli cemaati var mı bilmiyorum.  

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
DEMİR ALİ ABD YOLCUSU
DEMİR ALİ ABD YOLCUSU
ÇAY OCAKLARI DA BİTTİ
ÇAY OCAKLARI DA BİTTİ