GÜNCEL
Giriş Tarihi : 09-06-2021 08:50   Güncelleme : 09-06-2021 08:50

PONTOS-ERMENi SORUNU

PONTOS-ERMENi SORUNU

Dünden Devam

TÜRKÇE KONUŞUP GREKÇE YAZAN HALK ORTODOKS KARAMANLILAR

(Kaynak : Cem ÜLKER) İster Kiril, ister Latin, ister Arap, isterse de Yunan olsun. Bütün harfler kullanıldığı dilin yalnızca bir aracıdır ki, Türkler tarihleri boyunca Türk, Rünik, Mani, Soğd, Uygur, Brahmi, Tibet, Süryani, Arap ve Kiril Alfabelerini kullanmışlardır.         Bunlardan Grek alfabesi ise Türklerin kullandığı en eski alfabelerden biridir. Mevcut bilgilerimiz ışığında Grek alfabesiyle yazılmış en eski Türkçe kelimeler, Bizans         kroniklerinde geçen Türkçe kişi adları ile unvanlardır. Ayrıca Tuna Bulgarları kitabelerinde  Grek alfabesiyle yazılmış metinler de bulunmaktadır. Bugün Yunanistan’ da yaşayan ve Türkçe konuşup Grek alfabesiyle duygu ve düşüncelerini yazıya aktaran Karamanlılar vardır. Bunlar Osmanlı İmparatorluğu zamanında Orta Anadolu ve civarında Türkçe konuşan Ortodoks Hıristiyanlar olarak bilinir. Yunanlılar’ın     iddiasına göre Karamanlılar Yunanca konuşan Bizanslıların doğrudan torunlarıdır. Bizim iddiamız ise Bizans imparatorları tarafından Anadolu’ ya yerleştirilmiş ve bölgede ikame olmuş Türk askerleridir. Yani Ortodoksluğu benimsemiş ama ana dillerini konuşmayı sürdürmüş Türklerdir. Osmanlı belgelerinde “Zımmiyan-i Karaman” ya da “ Karamaniyan” adıyla anılıyor. Mübadele ve başka dönemlerde Yunanistan’a gönderilen bu insanlar, Hıristiyan oldukları halde Yunan ülkesinde Türkçe konuştukları için Müslüman Türklerle Yunanlılar arasında kaldılar. Karamanlılar dillerini “Anadolu Lisanı” olarak tanımlıyorlar. Karamanlı Türkçesi Evliya ÇELEBİ’ nin Seyahatnamesi’ne de girmiş. Şöyle diyor; “Urum keferesi sakindir, ancak bunlar Rumca değil, batıl Türk lisanı üzere kelimat ederler”. PONTUS RUM CEMİYETİ Pontus Rum Cemiyeti ilk defa 1904 yılında Merzifon Amerikan Koleji’ nde gizli olarak kurulmuştu. 1908 yılında Samsun’ da (Müdafa-i Meşrute), daha sonra (Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti” kurulmasıyla Pontus teşkilatı genişletilmiştir. Batum’dan İnebolu’ya kadar olan bölgede bir çok şube açılmıştı. Pontus Rum Cemiyeti 1909 yılında Atina’daki Küçük Asya (Asya-yı Sugra) Cemiyeti’ nin altına girmiş, ertesi yıl “Pontus” adlı bir risale yayımlayarak çalışmalarını daha da yoğunlaştırmıştı. I. Dünya Savaşı sırasında Rus işgal döneminin himaye ettiği bu faaliyetler, Mondros Ateşkesi sırasında bu kez Yunanistan’ın güdümünde yeniden hız kazanmıştı. Cemiyetin amacı Batum’dan Sinop’a kadar uzanan Karadeniz sahillerinde başkenti Trabzon veya Samsun olan bir KARADENİZ RUM CUMHURİYETİ kurmaktı. Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra yörede oluşturulan Rum çeteleri Türk köylerini basarak terör estirmeye başladılar. Diğer taraftan aynı amaç doğrultusunda siyasi faaliyetlerde bulunmak üzere Avrupa’ya heyetler gönderdiler. Bu cemiyetin iç yüzü 16 Şubat 1921’ de TBMM kuvvetleri tarafından Merzifon Amerikan Koleji’ ne yapılan ani baskın sonucunda ortaya çıkarıldı. Ayrıca, kolejin Amerikalı yönetiminin ele geçen belgelerinde; İslam ve Osmanlı Devleti Hıristiyanlığın en büyük engeli ve düşmanı larak gösterilmekte, Rum ve Ermeni çocuklarını din ve devlet düşmanı olarak eğitirken, amaçları anlaşılmasın diye birkaç Müslüman çocuğa yaptıkları yardımı büyük günah saydıkları ve bunun için Hz. İsa’ dan af diledikleri belirtilmekteydi. Yunanlıların 1880’ li yılların ortalarından beri uyguladıkları büyük Yunan politikası (MEGALİ İDEA) artık gerçekleşme noktasına gelmiş olarak görülüyordu. Yunan tarihçi P. Pipinellis 1919 yılının 40. Yıdönümü nedeniyle yazdığı makalesinde, Yunan emperyalizminin 1919’ daki amacı olan bu büyük ideali şöyle tanımlıyor : “.. Yunan varlığının anlamı, Yunanistan’ı, tüm Yuna ırkını ir sınır içinde toplayarak, birleşik ulusal bir devletin çekirdeği haline  getirmeye zorluyordu.. Herkes kendisini Bizans İmparatorluğu’ nu yeniden canlandırma hayaline kaptırmıştı.. Yunan isteklerinin oluşmasında ve Yunan askeri güçlerinin İzmir’ e çıkmalarında Efes Metropoliti C. Kristsostumos nasıl etkili rol oynadıysa, Trabzon Rum Metropoliti Krisantos da Pontusçuluk propagandasında aynı rolü uyguluyordu. Dini liderlerin bu dönemde ne derecede ve ne ölçüde bağnazlıkla hareket etmek yeteneğinde oldukları, İznik Başpikoposu Vasilios’un şu sözleriyle anlaşılabilir; “Geride bir tek ferdi kalmamak üzere Türklerin tamamıyla yok olmasını ne kadar sterdim”. 02 Aralık 1918 ‘de İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na Marsilya’daki kongre başkanı C.G. Konstantinides imzasıyla gelen yazıda “..Vaktiyle Komnen İmparatorluğu’nun olan bu memlekette halkın çoğunluğu hala Rumca konuşmakta olup Rum adet ve geleneklerini muhafaza etmektedir. İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na gelen bu dilekçeye Arnold F. Toynbee şu derkenarı eklemiş; “Bu muhtırada ileri sürülen istatistik ve hudutlar hayal mahsülüdür..”. M.Kemal ATATÜRK Söylev’ inde “.. Çetelerin çatışma  bölgeleri ayrılmıştı. Pontus haydutlarının kuvveti, başlangıçta 6 000- 7 000 silahlı idi. Daha sonra her yerden katılanlarla 25 000’ i buldu. Bu kuvvetler ufak birliklere ayrılarak türlü yerlerde barınıyorlardı. Pontus çetecilerinin işi gücü Müslüman köylerini yakmak, Müslüman halka karşı usa, imgeye sığmaz ağır suçlar işlemek gibi, kan dökücü bir sürünün yaptıklarından başka bir şey değildi. Biz Anadolu’ ya çıkar çıkmaz Türk halkını uyardık. Akla gelen tehlikelere karşı önlemler almaya başladık. Merkezi Sivas’ ta bulunan III. Kolordu bütün çabasını, türlü bölgelerde gözüken çeşitli çeteleriizleyip tepeleme işini özgüledi.Trabzon bölgesinde dolaşan “Köroğlu” adındaki Rum çetesiyle “Eftalidi” çetesini ve öbür çeteleri merkezi Erzurum’ da bulunan 15. Kolordu izleyip tepeliyordu. Bir yandan Pontus hudutlarının dönüp dolaştıkları yerlerde, halk silahlandırılarak ulusal örgütler kuruldu..” ANADOLU’ DA (Melih Cevdet ANDAY) “Eskiden Anadolu Tarihi denince “Yunan” sözcüğü çıkarılırdı karşımıza ve çoğu zaman, bundan ürkülerek konu örtbas edilirdi. Bunca zengin tarihsel kalıntının açıkça Avrupa’ ya taşınmasına göz yumulması başka nasıl açıklanabilir? Biz Asya’ dan gelmiş “üç yüz aslan” olmakla övünürdük. Bugün bile çocuklarımızın ilkokul kitaplarında Orta Asya’ dan         “Anayurdumuz” diye söz edilmektedir. Buna üzülmek azdır, çıldırmalıyız. Bizim anayurdumuz Orta Asya ise Anadolu nemiz oluyor? Bu soruya karşılık bir Yunanlı çıkıp ta “O da bizim yurdumuz” dese hoşlanacağımızı pek sanmıyorum”. PONTUS KÜLTÜRÜ (Ömer ASAN) Türkler MS XI. Asırdan sonra Anadolu’yu iskan ettiklerinde, iki bin yıllık tarihsel geçmişi olan yerli bir nüfusa rastladılar. Ünlü İngiliz tarihçisi Bernard Lewis’e göre bu yerli nüfus imha edilmediği gibi, hiç te yok olmadı. Bunu bize Lewis’ in söylemesine ne gerek vardı?  Çeşitli etnik mozaikten oluşmuş yerli halk kitleleri, eşsiz kültür cevherleriyle, gelenlerle karşılıklı olarak bütünleştiler.  Karadeniz Bölgesi, özellikle doğu yöresi böyle yaşayan bir kültür mirasının beşiğidir. Malum, yetmiş beş küsur yıl önce  zorunlu göçe tutulmuş, Elen (Rum) Karadenizliler, kendilerinin veya anababalarının, ecdatlarının toprağına yüz sürmek için turist olarak Türkiye’ yi ziyaret edince .. Bilindiği gibi Mevlana Celaleddin-i Rumi’ nin Türkçe,  Arapça, Farsça şiirleri olduğu gibi Elence (Rumca) şiirleri de vardır. Mevlana’ nın Elencesi XIII. Yüzyılda Konya’ da  konuşulan halk Elencesidir ve bugünkü Elencenin Anadolu şivesine ait bulunan hususiyetlerini taşımaktadır. M.Kemal Atatürk’ ün Samsun’ aayak basmasının resmi sebebi bir hafta öncesi İzmir’ e çıkan Yunan askerinin, çıkışının resmi sebebinin aynısıdır. Ve her iki resmi sebep “müttefiklerce” onaylanmış ve teşvik edilmiştir. “Müttefikler” adına resmen hareket eden Yunan askerinin amacı, İttihak ve Terakki döneminde çile çekmiş ve çekmekte olan Anadolu’daki Rumları “çetecilerden” korunması idi. M.K. Atatürk’ün ise padişahtan ve “ müttefiklereden” aldığı talimata göre Karadeniz’ de yine aynı mealde. Resmi görevi “çetecilerden” eziyet çeken Karadeniz Rumları korumak ve asayişi sağlamak idi. Günümüzde Pontos/Karadeniz halkı iki ayrı ulus olarak iki ayrı ülkede, Türkiye ve Yunanistan’ da yaşıyor. Bu böyle  olmuştur ve kesinlikle böyle kalacaktır. (Atina Panteion Toplumsal ve Siyasal Üniversite Tarih     Sosyolojisi Prof. Dr. Neoklis SARRİS) TARTIŞILMAMIŞ BİR KONU : PONTOS Türkiye’de Başbakanlık yapmış ve aynı zamanda Atatürk’ün Başdanışmanı olarak Türk Tarih Kurumu’ nun kurucusu ve başkanlığı görsvinde bulunan Ord. Prof. Şemseddin Günaltay’ ın, yine TTK tarafından yayımlanan (1951) Pont Krallığı adlı çalışması Cumhuriyet döneminde Pontos üzerine yapılan ilk ve geniş araştırmadır. TBMM’ de DP Trabzon milletvekili olarak görev yapmış olan ünlü tarihçi Mahmut Goloğlu ise, Pontos üzerine yaptığı araştırmasını 1973 yılında “Anadolu’ nu Milli Devleti Pontos” adı altında yayımlamıştır. Her iki kitap incelendiğinde görülecektir ki, Pontos sözcüğü bir milletin/ulusun veya etnik grubun adı değildir, bu nedenle Pontos Milleti/Ulusu diye bir tanımla tarih içerisinde hiçbir zaman yapılmamıştır. Dolayısıyla Pontos adlı bir ırk ve etnik grup yoktur. Pontos sözcüğü Toros, Kapatokya, Trakya, Ege gibi bir bölgenin tarihsel adıdır. Bir farkla; bu isimle tarihte yaklaşık iki yüz yıllık bir krallık hüküm sürmüştür. (Pontos Krallığı MÖ 281-63) İşte bugüne kadar tartışılmamış, tarih     kitaplarımıza bilgi olsun diye dahi konulmamış konu budur. GÜNÜMÜZDE PONTOSLULAR/PONTUSLULAR Cumhuriyet öncesi tehcir ve sonrası mübadele yoluyla Karadeniz’i terk etmek zorunda kalan ve Rumlar olarak tarif ettiğimiz eski yurttaşlarımız bugün kendilerini “Pontoslular” olarak tanımlamaktadırlar. Yunanlılar da bu resmi yurttaşlarını aynı anlama gelen “Pontoi” sözcüğüyle tanımlamaktadır. Bugün Pontosluların Yunan nüfusu içindeki oranı %15, yani 1.5 milyon olarak tahmin edilmektedir. Yine Osmanlı’ nın son dönemlerinde  tehcir ve  anavatanlarında yaşama ortamını kaybetmelerinden dolayı Kafkasya’ ya sürülen/göç eden Pontosluların, bugün çeşitli ülkelerde olmak üzere (Gürcistan, Abhazya, Kırgızistan, Özbekistan, Kırım ve Rusya) yaklaşık olarak 500 000 kişi oldukları tahmin edilmektedir. Ayrıca Amerika, Almanya, Kanada ve Avustralya’ da bir arada yaşayan ve kendilerini Pontos Diasporası olarak tanımlayan gruplar vardır. Şu duruma dikkat edelim: . Trabzon’da Pontosça konuşan insanlar hangi dilde konuştukları hakkında sorulan sorulara farklı yanıtlar vermektedir. Romeika, Lazca, Türkçe, Latince .. gibi. . Hiç öğrenim görmemiş yaşlı insanlar kullandıkları sözcüklerin hangisinin Türkçe, hangisinin Pontosça olduğuna dar ayırım yapamaktadırlar. . Konuştukları dilin alfabesini bilmiyorlar. . Yabancıların yanında Pontosça konuşmaktan sakınmaktadırlar. . Kimlikleri sorulduğunda Türk ya da Müslüman olduklarını ifade ediyorlar. . Türk ve Müslüman, Rum ve Hıristiyan sözcükleri eş anlamda kullanılıyor. . Son kuşak artık bu dili bilmiyor.  EUKSEİNOS PONTOS (KARADENİZ) “Oy gidi Karadeniz Suların ne karadır Senin de benim gibi Yüreğin mi yaralıdır”.  Halk Türküsü Efksinos, Pontos/Pontus, Mavri Thalasa, Karadeniz Mavri Thalasa, Yunanca da Kara Deniz demektir. Efksinos, Karadeniz’in en eski adıdır. “Mutluluk veren, dost ve     konuksever” anlamına gelir. “Pontos” ise “Deniz” anlamındadır. “Dost deniz, Mutluluk veren deniz” gibi anlamları vardır. Amasyalı coğrafyacı Strabon (MÖ 63-MS 21) Geographika adlı eserinde “ Pontos Eukseinos’ un har tarafı, keza Propontis ve diğer birçok bölgeler Miletoslular tarafından kolonize edilmiştir” diyor. Peki, Miletliler Karadeniz’e gelmeden önce burada yaşayan uluslar yok muydu? Mutlaka vardı. Kimi tarihçilerimize göre yörede Kafkas kökenli uluslar yaşamaktaydı. Hatta içlerinde Türk boyları da olabilirdi. Orada yaşayan halklar hakkında en ayrıntılı bilgileri KSENEFON’ dan alabiliyoruz: “Kardukhlar, Armenler, Taokhlar, Khalybler, Skythenler, Makronlar, Kolkhlar memleketlerinde Trabzon varış (MÖ 401-Şubat 400). Bugün yukarıda sayılan kavimlerden hiçbirinin esamesi okunmuyor. Tarih sahnesinden yok olup gittiler mi? Sebahattin Eyüboğlu’ na göre “fetheden de biziz, fethedilen de”. Ona göre halkımızın tarihi Anadolu tarihidir. Paganmışız, bir zaman sonra Hıristiyan olmuşuz, sonra Müslüman… Tarihçiler Miletlilerin Pontosa gelişini MÖ 750’ li yıllara  rastlatırlar. Ksenefon MÖ 400’ lü yıllarda geçtiği Pontos’ta gördüğü Trabzon, Giresun ve Sinop’ tan Elen kentleri olarak bahseder. Ama dağlarda rastladığı kavimlerin hiçbiri Yunanca bilmiyordu. Miletliler, Miletos denilen, Batı Anadolu’da, İonya bölgesinin güneyinde, Meandros (Büyük Menderes) ırmağının ağzında kurulmuş kentte ikamet ederlerdi. NEYİ DÜŞÜNÜYORUZ ? Pontos/Pontus denen bölge genelde Doğu Karadeniz bölgesini kapsamaktadır. Geçmişin tarihsel adıdır. Bu adın verilişinde değişik söylenceler vardır ve bunu yukarıda belirtmeye çalıştık. MÖ 4 000-5 000’ li yıllarda Kuzey Asya’nın soğuması üzerine ve Orta Asya steplerinden gelen insan grupları Kafkaslar üzerinden özellikle Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiler. Bu grupların dini inançları, dillerini ve ırklarını tam olarak bilemiyoruz. Kendi özel kültürlerine uygun olarak bölgenin değişik yerlerine yerleştiler. Hiçbir zaman devlet kurmadılar/kuramadılar. Sonraları gelen insan gruplarıyla kaynaşarak yaşamaya devam ettiler. Bunların kimler olduklarını yukarıda yazdık. Daha sonra Miletliler denen deniz yoluyla gelerek, sahillerde koloniler kurdular. Bunların asıl amacı, bölgenin zenginlik kaynaklarını, özellikle madenlerini Ak Deniz ülkelerine ve diğer ülkelere taşımaktı. Yönetime hakim oldular. Bu arada Roma İmp. nun parçalanmasıyla oluşan İstanbul/Konstantinopolis merkezli Bizans Devleti bütünüyle Anadolu’ya hakim oldu. Hıristiyanlık dinini yaydılar. Önceleri yerleşmiş olan halklar da bu dini kabul ettiler, etkisi altında kaldılar. Genelde kullanılan dil Helen/Grek diliydi. Kadim halkların diliyle birleşmeler oldu. Bölgenin coğrafyasına bu dille ad verildi. Bizanslılar döneminde zamanla başka bölgelerden zorunlu göçler yapıldı. Böylece bu bölgede hakim bir dil, hakim bir ulus yapısı oluşturulamadı. Pontos dışında devlet kurulamadı. Pontos devleti o bölgenin insanının kurduğu ve Anadolu’nun diğer bölgelerinden farklı bir devletti. Persler bu bölgeye doğru Amasya’ya kadar gelince savaş edemeyecekleri kent ve şehirleri görmüşler, sahile doğru inmekten vaz geçmişlerdir. Amasya’dan sonraki bu bölgeye de “Deniz ülkesi” anlamında “Pontus/Pontos” demişlerdir. Pontos adının verilmesinde değişik kaynaklar vardır, Yunan kaynakları daha öne çıkarılmaya çalışılmaktadır. Miletlilerin yerleşiminden sonra bu bölge halkına Rum denilmeye de başlanmıştır.  Halbuki Rum adı, Anadolu’da yerleşmiş ve Hıristiyan olmuş insanlara aittir. Arapça bir ifadedir. Devamı yarın