GÜNCEL
Giriş Tarihi : 07-06-2021 07:31   Güncelleme : 07-06-2021 07:31

PONTOS-ERMENi SORUNU

PONTOS-ERMENi SORUNU

Cumartesi Gününden Devam

DOĞU KARADENİZ’DE RUM YERLEŞMESİNİN NİTELİĞİ (Ayhan YÜKSEL) Doğu Karadeniz bölgesinde, diğer bir kısım yörelerde olduğu gibi gerek halk, gerekse bir kısım aydın kesimin de bulundukları şehir, kasaba ve köyün önceki kimliği konusunda genellikle  yanlış kanaatler mevcuttur. Söz konusu kasaba ve köylerin eski sakinlerinin Rumlar olduğu, bunların çoğunluğu teşkil ettiği, eski yapıların onlardan kaldığı, kendilerinin sonradan gelip buraya yerleştikleri sıklıkla belirtilir. Hatta tarihi gelişimden haberi olmayan popüler yazarlar, kadim tarihi Yunanlı kolonicilerle başlatırlar. Yunanlılar’ ın koloni kurmadan önce bölgede yaşayan halklar yok farz edilir. Yahut ilkel, barbar, yaban olarak nitelendirerek önemsiz gösterilir. Yapılan araştırmalara göre bölgeye ilk olarak MÖ III. Bin- II. Bin yılları arasında GAS/KAS ve GUD/GUTİLER, Kafkasya’dan MOSKLAR, TİBARENLER, MARLAR; MÖ 675 yılından itibaren Anadolu ve Azerbaycan’ da ilk bozkır kültürünü yaşayan KİMMERLER yerleşmişlerdir. Snop, Samsun, Giresun, Trabzon, Ordu ve Tirebolu şehirleri bu yüzyılda MÖ 656’ da kurulmuştur. Doğu Karadeniz bölgesine Kimmerler’ den sonra İSKİTLER gelmiş ve bunların hakimiyetleri 28 yıl kadar sürmüştür. İskitler’ in hakimiyetlerine MEDLER MÖ 606’ da son vermiştir. Bölge MÖ 517 yılında PERSLER’ in eline geçmiş, bu hakimiyet İskender’in MÖ 334 yılındaki doğu seferine kadar devam  etmiştir. MÖ 400 yılında Doğu Karadeniz’ de yaşayan kavimler KOLHLAR, DRİLLER, MOSSİNOKİLER, HALİPLER ve TİBARENLER idi.  Bu kavimlerin hiç biri Yunan asıllı değildir.  Bölge MÖ 312-280 tarihleri arasında İskender’in komutanları; MÖ 280-63 yılları arasında PONTUS DEVLETİ idaresinde  bulunuyordu. MÖ 63- MS 395 yılları arasında Doğu Karadeniz Roma İmparatorluğu’nun, MS 394-1204 yılları arasında BİZANSLILAR’ ın yönetimine girmiştir.  Bu dönemdeki önemli hadiselerden birisi 530 yılında Bizanslılar tarafından BULGAR TÜRKLERİ’ nin bir bölümünün Trabzon havalisine  yerleştirilmeleridir. Diğer bir hadise ise XII. Yüzyılda 40 000 KUMAN ailesinin Gürcistan’a inerek  Hıristiyan olmaları ve bundan dolayı Doğu Karadeniz’e ve Anadolu’ ya gelmeleridir. 1057’ de Anadolu’ ya sevk edilen TÜRKMEN grupları Trabzon ve çevresini yağmalamışlardır. Trabzon’un Malazgirt Zaferi sonunda fethedildiği şüphesizdir. Trabzon Türkler’ in elinde üç yıldan fazla bir süre kalmış ve RUMLAR şehri 1075 yılında geri almışlardır. XIII. Yüzyılın sonlarından itibaren, bilhassa ÇEPNİ TÜRKMEN gruplarının  1297’ den itibaren bölgede keşif faaliyeti gösterdikleri ve Giresun bölgesini tehdit ettikleri  bilinmektedir. IXV. Yüzyıl başlarında Giresun, Çepni Türklerinin akınları sayesinde zaptedilmiştir. 1301’ de İmparator II. Alexios, Giresun’a gelip Kuşdoğan adlı Türkmen beyin yenilgiye uğratmıştır. 1341’ de Giresun, bir kez daha Türklerin eline geçmiş, şehirden art bölgesi ve etrafı kalabalık Çepni gruplarının iskanına sahne olmuştur. Nitekim Kelkit vadisinden gelip Harşit ırmağı boylarına yerleşen Çepniler 1380’ de sahile inmişlerdir. 1397 yılında Ordu yöresinde kurulan Hacı Emir Oğulları Beyliği’nin lideri Süleyman Bey, Giresun Kalesi’ni fethetmiştir. Trabzon şehri fethedilince  (15 Ağustos 1461) Trabzon İmp. bağlı Giresun’ dan Hopa’ya kadar bütün yerleşim yerleri  Osmanlılar’ a katılmıştır. Çepniler’ in hakim olduğu bölgelerde hiçbir Hıristiyan yerleşim birimi görülmemekteydi. XVII. yüzyıl sonlarında Rum nüfusunun azlığını bölgeyi 1681’ de ziyaret eden Kudüs Patriği Dositheos de dile getirmektedir. Dositheos “Amasra’ da çok kiliseler var ama hiç Hıristiyan yok. Korom ve Ordu ıssız.. Giresun’ da birkaç Hıristiyan var. Tirebolu da öyle. Tirebolu Kalesi’nde hiç Hıristiyan yok” demektedir. Stefanos Yerasimos Pontus bölgesi olarak nitelendirdiği  Trabzon, Gümüşhane, Lazistan, Samsun (Canik) sancaklarını ihtiva eden “Trabzon vilayetindeki Hıristiyanların büyük bir bölümünün Ortodoks olduğunu, ama o dönemde Ortodoksların Yunanlı olduğunun söylenemeyeceğini belirtir…Ortodoks Hıristiyan nüfus XIX yüzyılın başında yeni bir canlanma sürecine giren kilise ile yeni burjuvazinin birlikte yürüttükleri çabaların etkisi altına girecek ve kökeni ne olursa olsun Anadolu’ da yaşayan, Türkçe ve Rumca konuşan bütün Hıristiyan Ortodokslar gibi, Yunan ulusuna ait olma duygusunu benimsemeye başlayacaktır..”  diye yazmaktadır. XIX. yüzyıl ikinci yarısında yapılan nüfus sayımına göre Ordu ve yöresinde, 1904 yılında: Ordu merkez : 39383 nüfusun 26 796’ sı Türk, 7238 Rum, 5728   Ermeni,520 Katolik. Ulubey : 14 461 nüfusun 10 987 Türk, 896 Rum,2488 Ermeni. Gölköy (Hapsama) : 16 012 nüfusun 13 502 Türk, 2 459 Rum,52 Ermeni. Perşembe : 20 328 nüfusun 18 488 Türk, 827 Rum 1013 Ermeni. Bolaman : 15180 nüfusun 13645 Türk, 888 Rum, 647 Ermeni. Aybastı :  13237 nüfusun 11 357 Türk, 1 880 Rum. Bu durum Rum ve Ermeni nüfusun başka yörelerden gelmiş göçmenlerden ibaret olduğunu ortaya koymaktadır. XVI. Yüzyılda sadece sahildeki şehirlerde ve kasabalarda az sayıdaki Rum/Hıristiyan nüfus, kır kesiminde hiç görülmemektedir.  Tarihi belgelere göre XVIII. Yüzyılda  gayrımüslim nüfus  önemi artan Gümüşhane madenleri dolayısıyla bu bölgedeki madenci köylerde toplanmışlardı. Daha sonra bunlar bozuk emniyet şartları ve baskılar nedeniyle 1736’ da Bulancak (Akköy), Pazarsuyu, Piraziz, Ebulhayır (Gülyalı) kesimlerine dağılmışlardı. Gümüşhane madenlerinin XIX yüzyıl ikinci yarısına doğru atıl hale gelmesi nedeniyle bu sahil köylerine inmişlerdi. Esasen bu madenci köyler halkı, 1856 Islahat Fermanı’ nın getirdiği yeni haklar sayesinde, gittikleri yerlerde eski dinlerine dönmüşlerdir. RUM-RUMCA NE DEMEKTİR YUNAN/HELLEN ayrı bir anlam, RUM ayrı bir anlam aşımaktadır. Rum sözcüğünün siyasi ve dini yönleri vardır. Siyasi yönü;Romalılar’ın Anadolu’yu işgallerinde  Araplar tarafından Anadolu’ya verilen DİYAR-I RUM adıdır.  Dini yönden Rum sözcüğünün anlamı, Osmanlı millet düzeyinde Fener Ortodoks Patrikhanesi’ne bağlı Hıristiyan-Ortodoks mezhebinden olan cemaatin adı olmasıdır. Yani Rum demek, etnik bir birliği değil, dini bir birliği ifade eder. Bir başka açıklaması da Rum cemaatinin içinde başka etnik gruplar olduğu gibi bir hayli de Hıristiyan Türk vardır. Açıkca; Karadeniz bölgesinde ve özellikle bölgemizde Yunan unsuru yoktur. Rumları Yunanlaştırırsak, daha başka etnik gruplara ve özellikle Hıristiyan Türklere ihanet etmiş oluruz. Şunu söylemekte fayda var; Yöre halkının öyküsü uzun vadede Büyük İskender’ in Asya seferinden Kommerler İmparatorluğu dönemine kadar Hıristiyanlaşan ve büyük ölçüde Helenleşen, Fetih’ten sonra da önce Müslümanlaşıp sonra Türkleşen insanların öyküsüdür. Kadim çağlarda Doğu Karadeniz bölgesi’ ne geldikleri bilinen Kohlar, Makronlar, Driller, Mosinekler .. gibi çeşitli etnik grupların Kuzeyden, Orta Asya’dan geldiği de biliniyor. Bu insanlar yüzyıllar boyu hiçbir egemenin boyunduruğu altına girmemiş; aynı zamanda kültürü, uygarlığı ve yazısı olmayan, bu bölgede dağınık şekilde yaşamış, Roma İmp. zamanında bile çok dikkat çekmemiş olarak dağlık, ormanlık coğrafyada hudutsuz serbesti içinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ancak Roma İmp bu bölgeyi fark edince yollar, kiliseler yaptırarak zapt etmeye ve Hıristiyanlaştırmaya başlamış; yeni yerleşenlerle bölge, etnik yönden renklenmeye başlamaya doğru yönelmiştir. Balkanlar’ dan, Suriye ve İran’dan gelen göçlerle bakir, taze Doğu Karadeniz bölgesi çok değişik grupların kümeler halinde, ayrışmalar halinde, bazen de birlikte yerleşim yeri olmuştur. Yüzyılların geçmesiyle bu çeşitli insan grupları birbirleriyle karışıp kaynaşmışlar; gerek fiziki yapılarında, gerekse dil, kültür yapılarında bazı farklılıklar dışında ortak bir yaşama geçmişlerdir. Ama hiçbir zaman belirli bir milliyet duygusuna erişmemişlerdir. Bölgeyi feth eden egemenler siyasi üstünlüklerini kurmuşlar, kendi adlarını vermişler; fakat halk yine eski halk olarak kalmıştır. Yani egemen devletin adını almışlar ama insanlar sadece miras olarak devredilmiştir. Persler, Romalılar, Bizanslar, Selçuklular ve Osmalılar’ın her biri, bir öncekinden toprağı, kültürü ve insanı miras olarak almıştır. Günümüzdeki yerleşim biçimi, ev yapımı türü, tarım şekli, yaylacılık, insan ve yer adları.. Devamı Yarın