GÜNCEL
Giriş Tarihi : 03-06-2021 09:05   Güncelleme : 03-06-2021 09:05

PONTOS-ERMENİ SORUNU

PONTOS-ERMENİ SORUNU

23 Nisan ve 19 Mayıs tarihleri bizler için ulusal bayram olarak kutlanmaktadır. Ancak bu iki tarih bazı çevrelerce soykırım günü olarak ileri sürülmekte ve bu anlamda uluslararası düzeyde propagandalar yapılmaktadır. Bu propagandaların temel amacı kendi siyasal düşüncelerini yaymak, benimsetmek ve bunun için her türlü araçlarla, yollarla gerçekleştirmesini sağlamaktır.

     Bizim için onur günleri olan bu tarihlere leke sürmek bu çevrelerin hakkı mıdır?

     Sizlere Pontos/Pontus ve Ermeni olayları hakkında bilgi vererek doğru duruşumuzu sergilemek istiyorum.

Pontus neresidir?

     (The Free Encyelopedia) Pontus, eski zamanlarda Yunanlıların da İyonlu Yunanlıların Anadolu’da ve diğer Karadeniz kıyılarını kolonileştirmelerinin ardından “Pontos: Temel, asıl” olarak tanımladıkları ülkenin, Karadeniz kıyısı olan kuzeydoğu Anadolu’daki geniş yerlere verilen addır.

Bu masum bölgenin coğrafi adının gerçek anlamı farklı zamanlarda çeşitlilik göstermiştir. Yunanlılar, kelimeyi kabaca “Karadeniz kıyılarının  çeşitli parçaları” nı belirtmek için kullandılar ve terim Büyük Aleksandr’ın ölümünü izleyen karışık periyod boyunca Halys’in dışında kurulan (Aleksandr’ın haleflerinden biri olan Antigonus’un hizmetindeki Persli yönetici Kios’un II. Mithridates’in oğlu Mithradates I. Ktistes tarafından MÖ 302 tarihinin hemen sonrasında kurulan) Pontus Krallığı’nın kuruluşuna kadar mutlak bir devlet imgesi olmamıştır.

     Pontus Krallığı bundan sonra ardıl krallar tarafından 64 MÖ’ye kadar çoğunlukla aynı ad altında yönetilmiştir. Bu krallığın büyük parçasının Kapadokya’nın engin bölgesi içinde uzaması nedeniyle (Ki ilk çağlarda Kilikya sınırından Karadeniz’e uzanır) krallık bir bütün olarak ilk kez Pontus’a karşı Kapadokya şekliyle isimlendirilmiştir. Fakat sonrasında sadece Pontus. Kapadokya adı böylece ilk başlarda bu adın kapsadığı bölgenin güneyiyle sınırlıdır.

     Son kral döneminde “Mithrades Eupator (Genelde Büyük Mithrades olarak anılır) Pontus ülkesi sadece Pontik Kapadokya’yı değil, aynı zamanda Bithynion sınırından Calchis’e giden deniz kıyısını kapsıyordu. 64 MÖ’de Pompey tarafından bu krallığın hükmedilmesiyle ne siteleri kontrol eden oligarşiler, ne de site ve oranın vatandaki merkezi normal insan için Pontus adının anlam değişimine uğramıştır. Krallığın bir kısmı artık Roma İmparatorluğu’na bağlıdır. (Pontus ve Bithnia olarak tanımlanan iki vilayet içinde Bithnia ile birleşir) Bu kısım sadece Ereğli ve Samsun arasındaki kıyı şeridini kapsar. Bundan sonra Pontus adı sınırlama olmadan, düzenli olarak bu ikili eyaletin yarısını belirtmek için kullanılır. Özellikle Romalılar ve Roma düşüncesiyle konuşan insanlar tarafından kullanılır. Böylece Yeni Ahit’te en çok kullanılan kelime de olur.

MİTOLOJİDE PONTUS

     Yunan mitolojisinde Pontus veya Pontos “deniz”; eski Olimpiyalı Deniz Tanrısı öncesinde “Gaia ; Dünya” ve Aether ; Hava “ nın oğlu idi.

     Hesiod derki “Gaia, Pontos’u çiftleşmeden doğurmuştur. Hesiod’a göre Pontos, Deniz’in biraz daha insanlaştırılmış haline benzer.

TARİHTE PONTUS

     Doğu Karadeniz bölgesi İÖ 400 yıllarında Pers İmparatorluğu’na bağlı bir sapratlıktı. (Sapratlık : İran uygarlığında ülke topraklarının ayrıldığı idari birimlere ‘eyaletlere’ verilen ad) Daha sonra Kapadokya’da bir devlet kuran Datomes’in yönetimine girdi. Büyük İskender döneminde bu bölge işgal edilemedi. İÖ 300 yıllarında bölgede Pers kökenli Pontus devleti kuruldu. Başkenti Amasya olan bu devlet, Perslere özgü toplumsal bir yapıya sahipti. Kıyıdaki Yunan kolonileri bu devlete bağlandı.  Bölge tarım ve maden zenginlikleriyle ünlenmişti. Sonunda Pontus devleti Roma İmparatorluğu ile karşı karşıya geldi. Savaşlar sonunda Büyük Roma Devleti’nin egemenliğine girdi. Roma İmp. Dağılmasıyla ortaya çıkan Doğu Roma, yani Bizans İmparatorluğu zamanında, 1024! Te IV. Haçlı Seferi’yle İstanbul’a gelen Latinlerin, Bizans İmp. Ele geçirmeleri üzerine İmparator Komnenos’un İstanbul üzerinden kaçan torunları Aleksion ve David Trabzon’a geldiler. Gürcü kraliçesi Tamara’nın desteğiyle Trabzon’da bir devlet kurdular. Komnenos imparator ilan edildi. Türklerin 1071’ den itibaren Anadolu’ya egemen olmaları sonucu bu devlet Selçuklular ve İlhanlılar’ la barışçıl ilişkiler yürütmeye gayret gösterdi. 1398’ de Yıldırım Beyazıt’ın Samsun ve Canik’i alması üzerine Trabzon Devleti, Osmanlı Devleti’ne yıllık vergi ödemek zorunda kaldı. Osmanlılar bir süre sonra 1461’ de tüm bölgeyi aldılar ve Trabzon Devleti’ne son verdiler. Böylece bu bölge Selçuklular ve Osmanlıların ilk dönemdeki etkileri bir yana bırakılırsa, 1461 yılından bugüne kadar 560 yıldır Türklerin egemenliğinde bulunmaktadır.

TARİH TEZİ ÇÖKTÜ

“Türkler Anadolu’ya ilk kez 1071’ de geldi” diyen tarih tezi çöktü. Türkler Malazgirt Zaferi’nden binlerce yıl önce Anadolu’nun her yerine gelmişlerdi. Türklerin Anadolu’ya gelişleri Sakalar ile gerçekleşti. Sakalar MÖ 665 yılında Kuzey Kafkasya’da yaşayan Kimmerleri yurtlarından attıktan sonra onları izleyerek Azerbaycan topraklarına geldiler. Bu sırada Sakalar’ın başında başbuğ olarak Gök/Gog bulunuyordu. Asur kaynaklarına göre Serati ve Parati adlı iki oğlu vardı. MÖ 662’de iki kardeş Asur ülkesine saldırdılar. Parati’nin Maduva adlı oğlu tüm Anadolu, Suriye ve Filistin bölgelerini ele geçirdi. Adı Maduva olarak geçen kişi, Firdevsi’nin Şehname adlı eserinde “Efrasiryab” olarak anılan, gerçekte adı Alp Er Tunga olarak bildiğimiz Saka hükümdarıdır. Sakalar’ın Anadolu’daki hükümdarlığı 28 yıl sürmüştür.

     Türklerin Anadolu’ya Malazgirt öncesi 515-516 yılında Sabirler (Sibir Türkleri) akınlarıyla girdiklerini tarih kaynakları yazar. Başlarında Çiğil-Biy adındaki başbuğla Kapadokya, Ankara ve Kastamonu’ya kadar geldikleri ve 527 yılında Anadolu’dan çekildikleri bilinir.

      Türkler Anadolu’ya sadece Kafkaslar üzerinden değil VI. Yüzyılda Bizans Devleti ile siyasi sorunlar yaşayan Bulgarların yapılan savaşta yenilip belli kütle halinde Anadolu coğrafyasına yerleştirilmesiyle de adım atmışlardır. Getirilen Bulgarlar aslında Peçenek Türkleridir. 500 000 civarında Doğu Karadeniz’e yerleştirildiği bilinmektedir.

     Yine Göktürk Devleti’nin kurulması sonrası yaşadıkları baskılar nedeniyle batıya doğru göç eden Avarlar 558-805 yılları arasında Orta Avrupa’da ve Karadeniz’in kuzeyinde büyük devlet kurarak, yaklaşık 200 yıl hüküm sürmüşlerdir. Avarlar 617 ve 619 yılında İstanbul’u da kuşatmışlardır.

     Türkistan’dan batıya, Doğu Anadolu’ya doğru yönelen son büyük göç IX-XI yüzyıl arasında yaşanmış olup bu göçü oluşturan Türk kütlelerinden en büyüklerinden biri Peçenekler olmuşlardır. Önce Karadeniz’in üzerinden Doğu Avrupa’ya, sonrasında Uzlar(Oğuzlar) ve Kumanlar (Kıpçaklar) bu göçü devam ettirerek Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlardır. Her gelen grup bir önceki Türk boyunu o an bulundukları bölgeden atarken bu hareketlilik daha da hız kazanmıştır. Peçenekler daha çok Macaristan’a yerleşmiş, ancak hiçbir zaman devlet kuramamışlardır. Malazgirt Savaşı’nda Peçenek askerleri taraf değiştirerek soydaşları Selçuklular adına savaşmış ve savaşın kazanılmasında büyük rol oynamışlardır.

     Selçuk Bey’in 1007’ de ölümünden sonra Selçuklu ve Türkmenlerin başına büyük oğlu geçti. Ancak Tuğrul ve Çağrı Beyler kurultayda onun başbuğluğunu tanısalar da kendilerine bağlı Türkmenler ile ayrı hareket etti. Kendilerine yeni bir yurt, hayvanlarına da rahat otlatabilecekleri topraklar bulma kararı aldılar. Bu sırada Doğu Anadolu’da Bizans’a bağlı Ermeni ve Gürcü krallıkları bulunuyordu. Yapılan savaşlarda üstünlük sağlayarak Anadolu hakkında verilen olumlu rapora uydu ve sonrasında Büyük Selçuklu Devleti kuruldu.

TÜRK KİMLİĞİNİN KAYNAKLARI

Kimlik ve aidiyet konusunda iki temel kaynak vardır: Ülke/ Vatan ve Dil. Toplumların çoğu üzerinde yaşadıkları ülke toprağı ve çoğunluğun konuştuğu dille anılır. Göçebe atalarımızın belli bir yurdu olmadığı için, Türklerin tarihini yazan J.P. Raux é “Türk, Türkçe konuşandır” diyor. Türk devrimini mimarı M. Kemal Atatürk “Ne mutlu Türküm diyene” demişti. M. Kemal yenik ve dağılmış çağdışı imparatorluğun aşağılanan bakiyelerinden bir millet yaratmıştır. Türklere Türk adını koyan Haçlı komutanı Barborassa’dır.

     Zaferler kazanan liderler yeni devletler kurabilir. Ancak Türk tarihçisi Prof. Paul Dumont, Mustafa Kemal’i devlet kuran biri olarak değil, dağılmış Osmanlı İmp. nun hayatta kalmış üyelerinden çağdaş “bir milletim mimarı” olarak değerlendirir. Bir millet yaratmak öyle emirle, yasayla değil, kapsamlı kültür devrimiyle mümkün olabilir. Mustafa Kemal işte o devrimin temel kurallarını saptamış ve gençlere emanet etmiştir. Mustafa Kemal toplumların milli devletlerini kurdukları dönemin insanıdır. Bugün yaşadığımız sorunlar, Türk Devrimi’nin değil, Türk varlığını yok etmek isteyen sömürgeci karşı güçlerin eseridir.

TARİHİN BAŞLADIĞI ÖN-TÜRK UYGARLIĞI

      (Haluk TARCAN)

“Tarihin ilk dönemlerinde aşiretlerini DEVLET OTORİTESİ DİSİPLİNİYLE yönetme niteliğine eriştiklerinden sonraları büyük olanları egemenlikleri altına aldıklarında  KONFEREDASYON kurmakta güçlük çekmemişler, GÖÇMEN (göçebe değil) olarak yayıldıkları bu geniş topraklarda, her yerde ve her kıtada TARİHTEKİ İLK ADLARI vermişler, YAZIYI ÖĞRETMİŞLER, TARİHTE İLK KERE OKUL AÇMIŞLAR, YAZILARIN İÇERDİKLERİ DİL, DÜŞÜNVE VE BİLGİLERLE DİP KÜLTÜRÜ OLUŞTURMUŞLAR, KAFALARI BU IŞIKLA DONATMIŞLAR, ONLARI AYDINLIĞA ÇIKARMIŞLARDI.

     Latinler, Etrüsklerin getirdiği büyük uygarlıktan esinlenerek, geldikleri yönde değerlendirmiş ve (EX ORİENTE LUX) IŞIK DOĞUDAN DOĞAR demişti. İşte o ışık, bu aydınlığın ışığı ÖN TÜRKLERİN YAKTIĞI IŞIKTIR. Bu ışık sayesinde, kaybolduğu sanılan tarihi başlatan büyük uygarlığın ÖN-TÜRK UYGARLIĞI olduğu meydana çıkmıştır. İşte asıl TÜRK KİTLESİNİN KİMLİĞİ budur.

     Ayrıca bir not; İsa’dan 600 yıl önce Yunan yarımadasında Ön-Türk kültürünün temsilcisi PELASGLAR’dır.

     Bu nedenlerle Türk dil, kültür, tarihi kısacası TÜRK UYGARLIĞI konusunda araştırma yapmak için ilk seviyede zorunlu olan geriye kalmış “39 TÜRK LEHÇESİ” dir. Batı, 1500 yıldır beslemiş olduğu Türk kiniyle, tarihin karanlıklarından gelen bu 39 lehçenin ne büyük bir kültür hazinesi olduğunu ve bilimsel araştırmalar için ve kadar önemli bilgileri taşıdığını farkında olarak onu yok saymış, tarih ve bilim dışına itmiştir.

TÜRKLER GÖÇMEN Mİ ?

  Göç eden Türk kitleleri daima ısrar ve inatla göçebeler diye tanımlanmıştır. Halbuki bu göç eden kütleler, ilk topraklarını terk eden, yerleşmek amacıyla YENİ BİR YURT, BİR ÜLKE arayan, yazı sahibi, bunun sonucu ileri seviyede kültürlü olan göçmen’ dir. Kırgızistan’dan çıkıp İsviçre Alpleri’ ne yerleşen, orayı kendilerine yurt edinen Ön-Türkler göçmendirler. Göçebe  (konar-göçer) ler dönüp dolaşıp aynı yere, geçici olarak terk ettikleri yere dönenlerdir. Çobanlık yaparlar, yakın yörelerde iş ararlar.. Bir yaşam tarzıdır. Değerler hiçbir zaman reddedilemez.

     Asya’daki ilk şehirleri kuranlar göçebedirler. Çadır kurdukları yere YURT denir. YURT/ÇADIR, çobanın içinde yaşadığı, keçeden imal edilmiş bina demek değildir. Asya’da ÜV/EV’ dir. Yani YURT=EV demektir.

 TÜRKİ DOĞRU SÖZ MÜDÜR ?

Günümüzde Anadolu için TÜRK, Asyalı için TÜRKİ kullanılmaktadır. Bunlardan başka AZYANİK (Asianic) adı da vardır. ”Nerede, ne zaman olduğu bilinmeyen Asyalı” anlamı verilir ama hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Osmanlıcası “ Ne idüğü belirsiz” dir. Bir ulusa yapılabilecek hakaretlerin en büyüğüdür. Sümerler’le bağlantı kurup  “Nereden geldiği belli olmayan” yakıştırmasını yaparlar.

     Anadolu Türkü’ne de  “Orta Asya’dan geldin, oraya dön” derler. Orta Asya Müslüman, Bulgar Müslümanı, Grek Müslümanı vardır ama Hıristiyan Türkler, Musevi Türkler, Budist Türkler; Manihaist Türkler yoktur. Amaç Türkleri, İslam kültüründe eritme çabalarıdır.

     Ama Ege Ortodoks Krallığı: Yunanistan; Akdeniz Katolik Cumhuriyeti : İtalya; Orta Avrupa Protestan Cumhuriyeti : Almanya .. demezler. Orta Asya Türkleri için Kazak, Kırgız, Uygur, Özbek, Çavaş Yakut ..der ama Anadolu Türküne gelince sadece TÜRK derler, OĞUZ demezler. Amaç TÜRK DÜNYASINI parçalamaktır. Bütün görmek istemezler. Türk ülkesinin tam adı da TÜRKİSTAN’ dır.  Ancak Doğu, Batı diye bölerek parçalamayı sağlamak isterler. Avrupalılar Türklerin Anadolu’ya +1071’de geldiğine ısrar ederler. Halbuki yapılan araştırmalarda Doğu Anadolu 13 binlerde Orta Asya kültürüyle ilişki içindedir. 8-7 binlerde Ön-Türk yazı örnekleri, 6500’ de Çatalhöyük, 5500’de İstanbul yöresi kazıları Ön-Türklerin damgasını gösterir.

ANADOLU BELGELERİ

  Türkler Anadolu’da MÖ 2 000 var oldukları açığa çıkmıştır. Şöyle ispatlayalım:

     & -1 200 de Hakkari’de Hakkari/Stelleri adına verdiği on üç mezar taşı bulundu. Prof Dr. Ali SEVİN “ Demekki TÜRKLER, Zap Suyu vadi ve mağaralarına yerleşmiştir” diyor.

     & Prof. A. ERZAN “Urartular” kitabında 13 000 den başlayarak – 1 000 yılına kadar Doğu Anadolu’da (Şanidar Mağarası) Kuzey Irak’a yayılmıştır, diye yazar. Devamı Yarın