GÜNCEL
Giriş Tarihi : 31-05-2021 09:15   Güncelleme : 31-05-2021 09:15

MİLLİ ORDU'DA “ORDU” VE ORDULULAR-1

MİLLİ ORDU'DA “ORDU” VE ORDULULAR-1

Hazırlayan: Selçuk ŞEN, Em. Astsubay.

selcuk52persembe@gmail.com.

 

A- Harbe Girişin Ardından Seferberlik Faaliyetleri ve Silah Altına Alma:

2 Ağustos 1914’de Alman İmparatorluğu ile ittifak antlaşması imzalayarak savaşa giren Osmanlı Devleti aynı tarihinde kara, deniz ordularında genel seferberlik ilanı kararı almıştı. Seferberlik ilan edildiği anda Osmanlı Kara Ordusunun 1’inci ve 2’nci Orduları İstanbul, 3’üncü Ordu’su ise Doğu Anadolu ve Kafkas bölgesinde idi.

Sorumluluk sahası Orta ve Doğu Karadeniz, Kafkas sınır hattı ve Doğu Anadolu mıntıkası olan 3’üncü Ordu Kumandanlığının (karargâhı Erzincan’da) kolordu ve bunlara bağlı fırkaların konuş yerleri ise şu şekildeydi:

-9’uncu Kolorduya bağlı 28 ve 29’uncu Fırkalar Erzurum’da, 17’nci Tümen Bayburt’ta,

-10’uncu Kolorduya bağlı 30 ve 31’nci Fırkalar Erzincan’da, 32’nci Tümen Sivas’ta,

-11’nci Kolorduya bağlı 18’inci Fırka Elazığ’da, 33’üncü Fırka Van’da, 34’üncü Fırka Muş’ta konuşlu idi.

 

2 Ağustos tarihli seferberlik ilanını hakkındaki Padişah İradesi (İrade-i Seniye), 5 Ağustos’ta Trabzon Vilayetine ulaşmış ve Vali Cemal Azmi Bey’in talimatıyla tüm kazalara tebliğ edilmişti. Seferberlik emri hükümleri ve 12 Mayıs 1914 tarihli "Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-u Muvakkatı” gereğince kolordular, muvazzaf (nizamiye) ve yedek asker ihtiyaçlarını kendilerine tahsisli saha dâhilindeki yükümlüleri silahaltına alarak gidereceklerdi. Trabzon Vilayeti Ordu Kazası bu meyanda 3’üncü Ordu’ya bağlı 10’uncu Kolordu Kumandanlığına tahsis edilen saha içerisinde ve 32’nci Fırka Kumandanlığı sorumluluk bölgesinde bulunmaktaydı. 10’uncu Kolordu Ahz-ı Asker Heyeti bu vazifeyi Fırka (Tümen) Ahz-ı Asker Daireleri ile onlara bağlı nahiye ve kazalarda mevcut Ahz-ı Asker Şube Reislikleri marifeti ile yürütecekti.

Harbin başlangıcında 10’uncu Kolordu Ahz-ı Asker Heyeti Reisliği görevinde Erkan-ı Harbiyye Miralayı (Kurmay Albay) (1311 - b.P.13) Ahmed Avni Bey, 32’nci Fırka Ahz-ı Asker Daire Reisliği görevinde ise Erkan-ı Harbiyye Kaymakamı (Kurmay Yarbay) (1309 - P.8) Mustafa Hilmi Bey bulunmaktaydı.

Seferberlik uygulamasının başladığı tarihte, ordunun hazar (barış) kadrolarında nizamiye (muvazzaf) eri olarak silahaltında: 1307 (1891), 1308 (1892), 1309 (1893) doğumlular bulunmakta idi. Bu erler 1327 (1911), 1328 (1912) ve 1329 (1913) yıllarında askere alınmışlardı.

Seferberliğin ilanı ile birliklerin seferi kadro eksikliğini tamamlamak için ilk aşamada 1310 (1894) doğumlular askere alınmıştı.

Bahsi geçen doğumluların seferi kadroları dolduramamasından dolayı, seferberlik kanunun 84-85-89 ve 147’nci maddesinde işaret edilen 1303 (1885)-1309 arası doğumlular da yedek olarak silahaltına alındılar.

10’uncu Kolordunun birliklerinin sefer kadrolarını bütünlemek adına, Trabzon Vilayeti Ordu Kazası ve nahiyelerinden muvazzaf ve yedeklik evresinde olup seferberlik hükümleri doğrultusunda silahaltına alınanlar konakladıkları Eskipazar mevkiinden en seri vasıtayla 10’uncu Kor. 32’nci Fırkaya bağlı Ünye 93’üncü Depo Alayı ve Giresun 94’üncü Depo Alayı’na nakledildiler. Depo birliklerinde silah, giyim-kuşam ve teçhizatla donatılarak, hızlandırılmış eğitime tabi tutulan erler kıtalarına gidecekleri güne kadar burada bekleyeceklerdi. Kısa süre sonra Ünye’ye sevk edilenlerin bir kısmı; Ünye – Karakuş – Niksar – Suşehri güzergâhını takiben Erzincan’a, Ünye’de kalan mevcutla Giresun’da bulunanlar tahsis edilen vapur ve muharip gemilerle Trabzon’a oradan da Trabzon – Maçka – Bayburt – Kop ve Aşkale üzerinden Erzurum’a nakledildiler. Bir kısım yükümlü de Ordu-Ulubey-Mesudiye-Zara hattını takiben Sivas’a sevk edildiler.

Yalnızca Trabzon Vilayeti genelinde İlk dört günkü asker alma mevcudu neredeyse 19.000 civarında olan 10’uncu Kolordu, 29 günde seferber olması gerekirken 42 günde ancak seferberlik haline gelebilmişti. Ordu Kazasında seferberlik işlemlerinin uzamasında en büyük etken mevsimin yaz olması ve bundan kaynaklı olarak köylerden yaylalara göçlerin yaşanmış olmasıydı. Dolayısıyla yerel hükümetin halka ulaşımında gecikmeler yaşanması gayet normaldi.

Asker alma ve seferberlik uygulamaları Balkan Harbi sonrasında önemli ölçüde değiştirilmişti. Asker alma ve seferberlik esasları ile ilgili düzenlemeleri içeren emirlerin geç verilmesi uygulamada aksaklıklara neden oldu. Ordu ve nahiyelerinde hizmet veren Ahz-ı Asker (As. Şb. Bşk.lığı) Reisliklerinin, erlerin iaşe ve ibateleri için esaslı tedbirler alamamış olması büyük sıkıntı yaşanmasına neden oldu. Bununla birlikte kıtalara celp işleminin nasıl yapılacağı netlik kazanmadığı için şubelerce sakatlar dâhil bütün mükellefler toptan çağrılmışlardı. Hangi mükellefin alınacağı netleştikten sonra erlerin bir kısmı köy ve kasabalarına geri gönderiliyordu. Seferberlik uygulamasının başlangıç aşamasındaki belirsizlikler nedeniyle kendiliğinden memleketlerine dönenler ve hatta firar edenler de olmuştu.

Balkan Harbi’nde ordunun subay mevcudunda hissedilir bir azalma olmuş buna ilaveten savaşın akabinde Başkumandanlık Vekâleti mezkûr harpte disiplinsizlikleri, başarısızlıkları veya ilerlemiş yaşları nedeniyle 1100 nizamiye zabitini emekliliğe sevk etmişti. Seferberliğin ilanı ile kara ordusunun rütbeli ihtiyacı gidermek adına yedekler arasında bulunan liyakatli çavuşlar, terhis edilmiş ihtiyat zabitleri veya kendiliğinden ordu da kalan ihtiyat zabitlerinin boş kalan kadrolara yerleştirilmesi ile giderilmesi yönünde tedbirler alındı.

Arşiv kayıtları ve de bu kayıtlar esas alınarak yazılan eserlerin incelenmesinden de anlaşıldığı üzere: Harb-i Umumi’de 1303 (1885) ve 1310 (1894) arası doğumlular nizamiye ve yedek (seferberlik) kadrolarında silahaltına alınmışlardı. Bu yedi doğum tarihlilere ilaveten Ordu Kazasında “Gönüllü uygulaması” ile silahaltına alınanlar da bulunmaktaydı. Osmanlı askerlik sisteminde “gönüllü”  uygulaması; devletin muvazzaf ve yedek yükümlüleri silahaltına almasına rağmen, hedeflenen birlik mevcutlarını oluşturamaması yâda yeni teşkil edilecek (nizamiye harici) birliklerin asker ihtiyacını karşılamak adına, kanunla belirlenmiş şartlara uygun kişilerin kendi istekleri ile silahaltına alınmasıdır.

Ordu Kazasından gönüllü temini nasıl yapıldı ve buna niçin ihtiyaç duyulmuştu? Osmanlı 3’üncü Ordusu’nun 9, 10 ve 11’nci Kolorduları Rus ordusunun muhtemel ileri harekâtını önlemek ve 93 Harbi (1877-78) sonunda Ruslara savaş tazminatı olarak bırakılan Ardahan, Kars ve Sarıkamış’a ileri harekât düzenleme görevlerini içeren harp planına göre cephe hattında teşkilatlanmışlardı. Ancak Rus hududunun kuzeyde bulunan kısmı, Hopa-Ardahan hattı ile Çoruh havzasında ağır silah ve makineli tüfeklerle donatılmış birliklerimiz bulunmamaktaydı. Karadeniz kıyı emniyeti ve hudut muhafazası ise hafif silahlarla donatılmış Hudut ve Seyyar Jandarma birliklerimiz ile sağlanmaktaydı. Birlik mevcutları az olan bu kuvvetlerin desteklenmesi, gerektiğinde sınır ötesinde kargaşaya sebep olacak baskınlar icra etmek, düşman ileri harekâtını engellemek için Teşkilat-ı Mahsusa kontrolünde faaliyet gösterecek ve gönüllülerden oluşacak tabur ve alay arasında bir yapıya sahip birliklerin kurulması kararlaştırıldı.

Bu kapsamda seferberlik hükümlerinin, muvazzaf ve yedeklik dönemindeki yükümlülere uygulanmasının hemen sonrasında: 10’uncu Kolordu Ahz-ı Asker Heyeti tarafından,  12 Mayıs 1914 tarihli "Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-u Muvakkati” ve bu kanunun atıfta bulunduğu 18 Ağustos 1912 tarihli “Müstahfaz Kıtaatı Talimatı” hükümlerine uygun olarak Ordu Kazasında gönüllülerden oluşan kıtanın kurulması için gönüllü alımına başlanıldı.

Kimler gönüllü olarak alındı? Bahsettiğimiz iki kanunun ilgili maddelerine uygun olan her erkek vatandaş gönüllü yazılabilirdi ancak bunun belirli kuralları vardı:  (1)18 yaşından küçük olmayan, 20 yaşından büyük (en fazla 45) olanlardan ise seferberlik meşakkatine dayanabilecek tahammüle sahibi olanlar, (2) Muvazzaf olarak askerlik hizmetinde bulunmayan, (3) Hırsızlık, ırza tecavüz gibi yüz kızartıcı suçtan ceza almamış ve halk arasında kötü olarak tanınmamış olanlar ile tebliğ edilecek askerlik süresi kadar silah alında kalmayı kabul edenlerin “gönüllü” kayıtları yapılarak silahaltına alındılar.

Ordu Kazasında silahaltına alınan gönüllü sayısı 350-400 civarında idi. Ordu Kazasında gönüllü toparlama faaliyetinin başında ise Çürüksulu Alipaşazade Ziya Bey bulunmaktaydı. Birlik kadro numarası tahsis edilmeden (ör: 45’inci Alay, 182’nci Tabur gibi)  “Ziya Bey Müfrezesi” olarak harbin başlangıcında ceridelere-kayıtlara geçen müfrezenin kurulması nasıl gerçekleşmişti?  Araştırmacı-Yazar Sn. Adnan YILDIZ’ın, 13 Kasım 2019 tarihli Ordu Hayat Gazetesi’nde haber konusu ettiği “Ziya ÇÜRÜKSULU’nun 1950 yılı CHP milletvekili aday adayı bilgi formunda“ Ziya Bey müfrezeden: “…Harb-i Umumi' den (Birinci Dünya Harbi) mütarekeye kadar özel izinle ile teşkil ettiğim tabur…” diyerek bahsetmiştir.

Ziya Bey, Balkan Harbi başladığında yerel hükümet nezdinde girişimde bulunarak o dönemde yürürlükte olan 1886 tarihli kanuna uygun olarak, kendisine güven duyan kendisini sayan ve seven arkadaşlarından oluşan gönüllü birlik toparlamış ve Samsun Fırkası bünyesinde Çatalca bölgesine cephedeki ilk vaziyete dâhil olmuştu.

Harb-i Umumi’nin başlamasının ardından mülki ve askeri makamlara müracaat ederek gönüllü birlik kurma arzusunu dile getirmiş olduğunu kendi beyanından öğrenmiş olduğumuz Ziya Bey, mülki ve askeri makamlarca tanınan biriydi. Yukarıda adından bahsettiğimiz 10’uncu Kolordu Ahz-ı Asker Heyeti Reisi Erkan-ı Harbiyye Miralayı (“Gürcü Avni” lakaplı) Ahmed Avni Bey de Ziya Bey gibi Batumluydu. Miralay Ahmed Avni Bey’in kayınpederi Batumlu Müşir Zeki Paşa ile Ziya Bey’in babası Çürüksulu Ali Paşa teşviki mesaide bulunmuşlar, ayrıca Miralay Ahmed Avni Bey’in ağabeyi İsmail Fevzi Paşa Ekim 1903- 19 Eylül 1908 tarihleri arasında Perşembe Nahiye Müdürü olarak görev yapmıştı. Her ikisi de Galatasaray Sultanisi mezunu olan, Ahmed Avni Bey ve Ziya Bey'in Balkan Harbinde yollarının kesişmiş olması da ihtimal dâhilindedir zira iki isimde aynı Fırkanın (Samsun Tümeni) emrinde görev yapmışlardı. Aynı yıl (1914) Ordu Kazasında görevli olan Perşembe Ahz-ı Asker Şube Reisi Piyade Binbaşı (1315-P.202) Yusuf Ziya Bey de bu görevinin öncesinde Balkan Cephesinde, Samsun Fırkası (Tümeni) Perşembe Redif Bölüğü Bölük Kumandanı olarak bulunmuştu.

Ziya Bey’in talebi, harbin gerçekleri ve ordunun gereksinimleri de dikkate alındığında, vilayetin yanı sıra yerel hükümet ve askeri makamlar tarafından kabul görmüştür. Kanuna uygun olarak, Ordu Kazasında kurulan bu birlik, 12 Mayıs 1914 tarihli "Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-u Muvakkatı”na (geçici kanun) dayanak olan 18 Ağustos 1912 tarihli “Müstahfaz Kıtaatı Talimatı”nın 9’uncu maddesinde de izah edildiği gibi:  “…kendi mıntıkalarındaki hudut ve sahillerin, demir yollarının, askeri bölgelerin, menzil hatlarının, askeri ambar ve depoların, mahalli asayişin, mali ve sınai kuruluşların muhafazasında…” kullanılacaktı.

* * * * *

Gerek seferberlik emrinin amir maddeleri gerekse asker alma kanunu hükümleri gereğince silahaltına alınanlar ve gönüllü uygulaması kapsamında silahaltına alınanların doğum tarihleri incelendiğinde devletin tüm vilayet ve kazalarında olduğu gibi Ordu Kazasından cepheye gidenlerin en küçüğü 19, en büyüğü ise 45 yaşında olduğunu görmekteyiz. Bu yaş aralığı baba ve oğlunun aynı cephede silah arkadaşı olarak görülmesine dair anıların – hatıratların doğruluğunu yeterince desteklemektedir.

Nizamiye kadrolarında silahaltına alınan Ordulular ağırlıklı olarak 10’uncu Kolordu bünyesinde istihdam edilmişlerdi. Ancak, savaşın gereksinimleri birlikler arası personel tertibi yapılmasını gerektirmişti. Böylelikle 9 ve 11 Kolordular ile mıntıkadaki Jandarma Seyyar Alayları ve liva – kaza jandarma birliklerinin yanı sıra hudut birlikleri kadrolarında da Orduluların bulunmuş oldukları şehit-gazi kayıtlarından anlaşılmaktadır. Harbin sonlarına doğru birçok Fırka ve Alay, harbin başlangıcındaki konuş sahasının boşaltarak Filistin, Irak gibi uzak noktalara kaydırılmış olacaktı.

B- Silahaltında Bulunan Nizamiye Neferi ve Gönüllülerin Mütareke Sonrası Durumu:

Dört yıl süren harp döneminin ardından, harbin mağlup tarafı olarak 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kalan Osmanlı Devleti, mütarekenin 5.maddesi gereği iç güvenlik ve hudut muhafazası dışındaki kara ordusu birliklerindeki personeli terhis edecekti. Diğer taraftan mütarekenin 6.maddesi ile inzibati tedbirler kapsamında kullanımına müsaade edilecek olan harp gemileri dışında bulunan tüm muharip ve lojistik donanma gemileri de enterne edilecek ve bu gemilerde 3/1 oranında mürettebat bulundurulacaktı.

Mütarekenin imzalanmasının ardından Doğu vilayetlerinde konuşlu olanlar dışındaki birlikler terhis işlemlerine başlamış, ağır silahların (top-havan) kamaları ile piyade tüfekleri-makineli tüfeklerinin mekanizmaları sökülerek silahlardan ayrı olarak depolanmaya başlanılmıştı.

Silahaltına alınma tarihlerine göre yedi ile dört yıl arasında değişen süre zarfında cepheden cepheye savrulan Mehmetçik, terhis işleminin ardından savaşın tüm menfi alametlerini taşıyan üniformaları ile memleketlerinin yolunu tutmuştu. Sayıları yüzbinlerle ifade edilen şehitlerimizin büyük kısmının defnedildikleri kabirler, ebediyen elden çıkan vatan topraklarında kalmış, şehit kayıtları ne derecede sağlıklı tutulabildiyse sonraki yıllarda o oranda haklarında bilgiye sahip olunabilmişti. Maalesef ki harbin muhtelif evrelerinde silahlı olarak firar edenler de olmuştur. Diğer taraftan akli melekelerini yitirip kayıp olanların sayısı azımsanmayacak kadardı.

Gönüllü uygulaması kapsamında teşkil edilen “gönüllü” müfreze ve müstahfız taburlar, harbin sonuna doğru büyük oranda kendiliğinden dağılmış yâda dağıtılmıştı.

Harbin başlangıcında itibaren sırasıyla:

(1) Em. Bnb. Yusuf Rıza Bey emrindeki “Teşkilat-ı Mahsusa Müfrezesi” bünyesinde,

(2) Alman Kaymakam (Yarbay) Cristian August Ştange Bey emrindeki 8’inci Piyade Alayı bünyesinde,

(3) Gürcü Ahmed Avni Paşa’nın kumandanlığını yürüttüğü Lazistan ve Havalisi Kumandanlığı (Kolordu) Teşkilat-ı Mahsusa Alayı kuruluşunda “tabur” seviyesi müstakil yapı içerisinde Milis Yüzbaşı Ziya Bey emrinde,

Devamı Yarın