GÜNCEL
Giriş Tarihi : 30-03-2021 09:10   Güncelleme : 30-03-2021 09:10

LEFKOŞELİ YÜZBAŞI SUDİ BEYİN ORDU’DA TUTUKLANMASI

LEFKOŞELİ YÜZBAŞI SUDİ BEYİN ORDU’DA TUTUKLANMASI

 

-Yunan Donanmasının Korsanlığına Bir Örnek-

Hazırlayan: Selçuk ŞEN, Em. Astsubay

Temmuz 1921’den itibaren Yunan donanmasının Karadeniz kıyılarında uyguladığı karakol faaliyetleri ile liman, iskele ve kritik şehirlere olan saldırıları çok artmıştı. Türk Batı Cephesinde kısmen müspet gelişmeler kaydeden Yunan ordusu Ankara Hükümetinin Milli Ordusunun lojistik sistemini çökertmek amacıyla Bolşevik Rusların yardımını ve Doğu Cephesinden yapılan esliha sevkini engellemek maksadıyla denizde de başarı elde etmeyi hedefliyordu. Bu maksatla donanmadan iki filo teşkil etmişlerdi. 1’nci grup “Kılkış Grubu” 2’nci grup ise “Aweroff Grubu” olarak belirlenmişti. Temmuz ayının başından itibaren Kılkış Zırhlı Muharebe Kruvazörü ve beraberindeki Dafni yardımcı kruvazörü, D 72 Panther ve Naxos muhriplerinden oluşan filo Amasra’nın batısı ve Makriyal arasında yoğun bir şekilde karakol görevi icra etmeye başlamışlardı.

İngiliz Donanması ve yabancı ticari gemilerden istihbarat desteği alan Yunan Donanması eskisi gibi sahil boyu seyir yaparak karakol görevi yapmıyor, İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e çıkış yapan Yunan muharip gemileri sahillerde kendini göstermeden kuzeybatı yönünde İğne Ada’ya yükseliyor, oradan Karadeniz’in ortasından dikine inerek ani baskınlar düzenliyordu.  Ele geçirdiği mavna ve kayıkları batıran Yunanlılar, ele geçirdikleri cephane ve erzakı da müsadere ediyorlardı.

Yoğun abluka faaliyetleri ile geçirilen Temmuz ayının ardından 8 Ağustos 1921 tarihinde Dafni yardımcı kruvazörü, Ordu Bozukkale mevkii açıklarında Samsun’dan hareketle Trabzon’a gitmekte olan Giresun vapurunu durdurmuş ve vapura asker sevk etmiştir.

Mütareke sonrasında sularımızda Fransız, İtalyan ve İngiliz denizcilik kuruluşlarına ait vapurlardan başka milli şirket olarak sadece Seyr-i Sefain idaresi vapurlarının tarifeli çalışma izni vardı. Bu tarihler denizcilerimizin, denizlerimizde bayrağımızı dalgalandıramaz olduğu dönemlerdir. Maalesef pek çok sivil gemi ve tekne sahibi vatandaşlarımız kendi sularımızda ticaret yapabilmek için yabancı bayrak kullanmak zorunda idiler. Giresun vapuru, uluslararası deniz hukukuna uygun olarak Karadeniz’de posta seferi icra eden bir gemiydi.

Dafni’den indirilen işkampavya ile Giresun’a çıkan manga, gemi mürettebatını görevlerinden men ederek yolcuların tedirgin bakışları altında geminin tüm alanlarında kontrobant kontrolü yani yasaklanmış savaş malzemesi kontrolü yapmaya başlamışlardı.

Öğlen saat 12.00’da başlayan arama işlemi yaklaşık 10 saat sürmüştü. Yunan subayları ve emrindeki askerler geminin her yanını didik didik arayıp kontrol etmişlerdi. İstanbullu Rum tercüman ile vapura çıkan Yunan mangası, yaptığı kontrollerin sonucunda yolculara ait; 1 sandık konserve, 50 çuval kahve, 1 sandık boya, 18 sandık çay, 2 sandık manifatura malzemesi, 1 çuval kırmızıbiber, 5 sandık kibrit, 327 çuval un ve toplam 405 parça eşya ile uyruğu bilinmeyen bir kör şahsın 128, Giresunlu Bahaeddin isimli şahsın 38 lirası ile köylü bir şahsın kulplu iki altınını, Dağıstanlı bir yolcunun altın saatini, bir yolcunun takım elbisesini, Erzurum ve havalisi muhacirlerin 15 inek ve 2 malağına el koymuşlardı. Aynı şekilde posta memuru Kenan Efendi’nin beraberinde bulunan postalar zorla açılmış, 655 lira nikel paraya da el konulmuştu. Arama yapılan bavullardan birinde ele geçirilen “Osmanlı Bahriye Zabiti” üniforması Yunan askerlerini arasında heyecan uyandırmış, gemi yolcuları arasında Türk zabiti olma ihtimali ile yolcular titizlikle incelenmeye başlanmıştı.

Yukarıda bahsedilen mal ve eşyaya el koyan Yunan askerleri ilk olarak gemi yolcuları arasında bulunan ve şüpheli gördükleri Ahmet Hulusi ve Şükrü (Müstafi Polis) adlı iki sivil şahıs ile vapura Samsun’dan binen ve memleketlerine gitmekte olan resmi elbiseli iki bahriye askerini ve sivil kıyafetli bir başka askeri gözaltı yaptılar. Askerlerden sivil kıyafetli olan, Samsun Bahriye Müfrezesinde görevli Giresunlu Mehmet isimli bir gençti. Bu beş kişi Giresun’dan Dafni’ye nakledildiler.

Osmanlı zabiti olabileceği şüphesi ile Dafni’ye götürülen Ahmet Hulusi Bey kruvazörün kömürlüğünde on saat süreyle sorgulandı. Yunanlılar sorguya aldıkları Ahmet Hulusi Bey’e “… Yunan esirlerin ayaklarına nal vurulup vurulmadığı, sahillerde torpil bulunup bulunmadığı…” gibi sorular sormuşlar ve Ahmet Hulusi Bey’in ailesine bir mektup yazmasına izin vermişlerdi. Yunan subayı, uzun sorgunun ardından elle tutulur bilgi emareye erişememişti, vapur kaptanı ve mürettebatının ricası üzerine subay olmadığı anlaşılan Ahmet Hulusi Bey ve Şükrü Bey’i serbest bırakmış ve mevcutlu halde Giresun’a göndermişti. Yunan mangası Giresun’u terke hazırlanmaya başlamışlardı zira uluslararası mevzuat gereği düzenli olarak posta seferi yapan vapuru daha fazla tutamayan Yunan askerleri vapurdan ayrılacakları sırada beraberlerinde bulunan İstanbullu Rum tercüman telaş içinde Yunan subayın yanına geldi. Rum tercümanın Yunan subayına küpeşteye yaslanmış ve denizi seyreden bir yolcuyu göstererek izahatta bulunmasının ardından Yunan subay hızla gösterilen şahsın yanına gelmiş ve şahsın eliyle çevirdiği yüzünü tercümana göstererek -bu mu? Diye sordu. Tercüman başını evet manasında hareket ettirmesinin ardından Yunan askerlerince şahıs derdest edildi. Şahıs süratle lumbar ağzına doğru yürütüldü. Son anda gözaltına alınan şahıs Gazal römorkörünün baş makinisti Lefkoşeli “Arap Sudi” lakaplı Yüzbaşı Sudi Bey’di. Sivil kıyafetli, sakallı ve üzerinde asker olduğuna dair alametleri mevcut kıyafet ve belge bulunmayan Yüzbaşı Sudi Bey’in tanınarak tercüman aracılığıyla Yunan subayına ihbar edilmesi şöyle gerçekleşmişti;

Yüzbaşı Sudi Bey, öğrenciliği ve Kasımpaşa'da görev yaptığı süre içinde zaman zaman Hasköy'de bulunan birahanelere gitmekte ve bu mıntıkada vakit geçirmekteydi. Dolayısıyla Hasköy mıntıkasında bulunan Rum meyhaneciler tarafından da tanınmıştır. Esasen çalıştığı yer Hasköy bölgesine dâhildi. Dolayısıyla Hasköy'de herkes tarafından tanınmaktadır. Vapur yolcularından Hasköy'lü Rum birahaneci Kosti Efendi Giresun vapurunun aranması esnasında Yunan ekibine yardımcı olmuş ve arama esnasında Yüzbaşı Sudi'yi tanımıştı. Sudi Bey’in siyahi görünüşü, son derece sivilize davranışları ve daha da önemlisi M.M. G (Muaveneti Milliye Grubu) tarafından kendisine temin edilmiş tatlıcı vesikası ile subay olduğuna başlangıçta kimse ihtimal vermemekte idi. Hatta Yunan subay, Kosti'ye bu hususu tekrar tekrar sormuştu. Güvertede ayaküstü yapılan sorguda Yüzbaşı Sudi'nin bütün inkârları boşa çıkmış ve işkampavyaya bindirilerek Dafni’ye götürülmüştür. Vapur tarifeli sefer yaptığından ve bir anlamda uluslararası bir gemi statüsünde olmasından dolayı, on iki saatlik gecikme ile tarifeli seferini tamamlamasına izin verilmiş, Giresun’a aborda eden Dafni ise günbatısı istikametinde, dört Türk esiri ile yol almaya başlamış ve bölgeyi terk etmişti.  

Yüzbaşı Sudi Bey, Dafni kruvazörü ile önce İstanbul'a götürülmüş oradan trenle Atina'ya gönderilmiştir. Burada cezaevine kapatılan Yüzbaşı Sudi Bey, Atina Cezaevindeki eziyet ve dayak dolu muameleye dayanamaz, zayıf bünyesiyle Yunan hapishanelerinde şehit olur. Yunanlılar Anadolu ve hatta Kıbrıs'ı da içine alan Megola ideali için Yüzbaşı Sudi'nin davranışını hazmedememişler onu Atina Hapishanesinde şehit etmişlerdir.

Giresun vapuru Ordu önlerinden ayrılmadan evvel yerel hükümet tarafından kısa süren bir soruşturma yapılarak gemide görevli kamarotlar ile Kosti tevkif edilmiştir. Seyrine devam eden Giresun vapuru Trabzon'a vardığında mürettebatı Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı tarafından detaylı olarak sorguya çekilmiştir. Gemide yolcu olarak bulunan Hasköy'lü Rum Kosti'nin ihbarı ve diğer gemicilerin yaptıkları ispiyon çalışmaları değerlendirilmiş, Gemide miço olarak çalışan diğer bir tayfanın da Yunanlılara yardımcı olduğu anlaşılmıştır. Adı geçen Kosti v diğer personel tutuklanarak Samsun'daki Divan-ı Harp mahkemesine gönderilmiştir. İleriki tarihte Samsun'da yapılan mahkemede bu kişiler cezalandırılacaklardır.

Olayın mağdurlarından Hulusi Bey 19 Ağustos 1337 tarihli Tevhid-i Efkâr gazetesinde yayınlanan, “Giresun Vapuru’nda Tevkif Olunan Hulusi Bey’in Beyanatı” başlıklı söyleşide, yaşananlara dair anlattıkları şu şekilde habere yansımıştı: “ Sekiz Ağustos’da Giresun vapuru Fatsa’da idi. Deniz açıklarında gitmekte iken Dafni nam Yunan maden kuruvazörü tarafından tevkif ve vapurun içerisi taharri edildi (arandı). Vapuru taharri eden (arayan) Yunanlıyla iki zabit ve on müsellah (silahlı) efraddan mürekkebdi (oluşmaktaydı). Bunların bir kısmı Türkçe biliyorlardı. Vapur derununda (içinde) bulunan posta paketlerini posta memuru Kenan Efendi’den cebren alarak içerisinde bulunan 655 liralık Nikel meskûkatı (metal parayı) gasp ettiler ve vapurdaki eşya-yı ticariyeyi de Dafni’ye nakle başladılar. Eşya-yı mecmu’i (toplam eşya) beş yüz parçadan ibaret olup bunlar meyanında 60 çuval şeker, 60 çuval kahve, 30 çuval çay, 300 çuval un vardı. Bu tüccar eşyasını bu suretle yağma ettikten sonra yolcuların eşyasını da aramaya başladılar. Bir yolcunun bavulunda bir bahriye binbaşısı elbisesi buldular ve “kapudan paşayı yakaladık” diye sevinmeye başladılar. Bu elbiseyi müstahdeminden itibaren herkesin arkalarına giydirdiler. Bundan sonra beni Sudi Efendi ile İstanbul’dan gitmekte olan bir polis ve yolculardan diğer iki kişiyi tevkif ve vapura götürdüler. Vapurda hepimizi ayırdılar. Beni kömürlüğe tıktılar. Orada on saat kaldım. Sonra çıkardılar, istintaka (sorgulaya) başladılar. Bana soruyorlardı: Mustafa Kemal Paşa esirlerin ayaklarına nal vurduruyormuş doğru mu? Ben cevap verdim: Doğru değildir! Sonra dediler ki: Bize esir düşenlerin istirahatlerini temin ederiz. Elbiselerini, yemeklerini tonlarına varıncaya kadar temin ediyoruz. Sonra sordular:  -Sahillerde torpil var mı?  Cevap verdim: -Bütün sevâhilde (sahilde) torpil vardır. Bize Sinop’da bilhassa torpiller olup olmadığını çok sordular. Bittabi pek çok torpil olduğunu ve bunların bir iki mil açığa kadar dökülmüş bulunduğunu söyledim. “Giresun” bu suretle kendisine rampa eden (yanaşan) “Dafni”nin yanında on iki saat bekledi. -Nihayet ailemize göndermek üzere bir mektup yazdım. Mektubun Giresun’a götürülmesini de rica ettim. Muvafakat ettiler (uygun gördüler) Giresun’un kapudan ve diğer mürettebatının ricası üzerine benim zabit olmadığım anlaşıldığı cihetle serbest bırakıldığımı söylediler.  Yunanlılara bizi ihbar eden vapurda bulunan kamoratlarının yanındaki iki garsonun olduğu anlaşılmış ve bunlar orduda Kuvâ-yı Milliye tarafından tevkif edilerek İstiklal Mahkemesi’ne gönderilmişler.” (Osmanlı yazının birebir çevirisidir, belgenin orijinal halindeki hatalara dokunulmamıştır.)

 

KAYNAKLAR:

BÜYÜKTUĞRUL, Em. Amiral Afif. ODHT Cilt V. Dz.K.K. Yayınları. İstanbul. 1977. ,

HERGÜNER, Mustafa. Doktora Tezi. M.Ü., T. A. Ens. İstanbul.1992.

HERGÜNER, Doç. Dr. Mustafa. Kahraman Gemilerimiz. Deniz Kuvvetleri Basımevi, 2.Baskı. İstanbul. 2008.

GNKUR. Harp D. Yayınları. TİH. 5’inci Cilt. DC. ve HH. Ankara. 1964. 

IŞIN, Dz.Güv.Alb. Mithat. İHDC. Gnkur. IX. Şube. İstanbul.1946.

NUTKU, Emrullah. İstiklal Savaşı’nda Denizciler. Derleyen: Figen Atabey. Dz. K. Basımevi. 1.Baskı. Ankara. Mayıs 2008.

ÖZEL, Sebahattin. Milli Mücadele’de Trabzon (Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yakın Çağ ve T.C. Devri Tarihi Ana Bilim Dalı. İstanbul 1998.