manşet
Giriş Tarihi : 02-05-2021 21:10   Güncelleme : 02-05-2021 21:19

HARB-İ UMUMİ’DE MİDİLLİ’Yİ TEYAKKUZA GEÇİREN ORDULU BALIKÇI

Araştırmacı-yazar, Em. Astsubay Selçuk Şen, Alman Astsb. Hans HÜNER ve Alman Mülazım Karl DÖNİTZ’ in anılarını, anlattığı yazısı ile bir döneme ışık tutuyor.

HARB-İ UMUMİ’DE MİDİLLİ’Yİ TEYAKKUZA GEÇİREN ORDULU BALIKÇI

        “Alman” Donanma Kumandanı Ferik amiral Souchon (Zuhon) Paşa emrindeki Yavuz (Gooben), Midilli (Breslau), Hamidiye, Berk-i Satvet, Peyk-i Şevket, Gayret-i Vataniye, Muavenet-i Milliye, Taşoz, Samsun, Nilüfer ve Samsun gemilerinden teşkil Osmanlı Devleti Donanmasının 27-30 Ekim 1914 tarihlerinde Rus Çarlığının Karadeniz’deki stratejik deniz ve kara hedeflerini bombardıman etmesinin ardından 1 Kasım’da Rus Elçisi İstanbul’u terk etmiş aynı gün Rus ordusu Kafkasya bölgesinde ileri harekâta geçmişti. 2 Kasım’da da İngiltere, Fransa, Rusya, Belçika, Japonya, Sırbistan ve Karadağ Osmanlı Devleti ile siyasi ilişkilerini kestiler. Hemen ardından İngiltere ve Fransa 5 Kasım 1914 tarihinde Osmanlı Devletine Harp ilan ettiler.

        Rus Çarlığının 1 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti’ne resmen savaş ilan etmesinin ardından aynı tarihte Rus orduları Batum, Ardahan ve Kars üzerinden topraklarımıza girmiş ve ileri harekâta başlamışlardı. Rus Çarlığı, Yavuz (Gooben) ve (Breslau) Midilli’nin Osmanlı Donanmasına katılması ile birlikte Karadeniz’deki dengenin kendi aleyhlerine değişmiş olduğu durum karşısında evvelce yeni bir harp planı uygulamaya koyarak Kafkas bölgesindeki birliklerinin harp mevcudunu artırmış ya da kuvvetlendirmişlerdi. Rusların bu yeni yapılanması Osmanlı Başkumandanlık Vekâletini Doğu ve Kafkas Cephesi’nde mevcut birliklerini takviye etmesi yönünde karar almaya zorlamıştır. Bu kapsamda 3 Kasım 1914’de Akdeniz (Bahr-i Sefid) ve Millet gemileri, doğu cephesine nakledilecek askeri malzeme ile Giresun, Ordu ve Ünye’de (93’üncü Depo Alayı) konuşlu bulunan 10’uncu Kor. Birliklerinin Trabzon’a nakli maksadıyla görevlendirildiler. 5 Kasım’da yüklemeyi tamamlayan iki gemi, sevkiyata yakın ve uzak koruma sağlayan Hamidiye ve Midilli refakatine Karadeniz’e açılmış ve Trabzon’a hareket etmişlerdi. 6 Kasım’da bahsedilen iki gemi de Trabzon’a varmış ve yüklerini boşaltmışlardı. Aynı gün, Donanma Birinci Kumandanlığınca (5 Kasım 1914’de)  “Alman” Firkateyn Kaptanı Paul Kettner kumandasındaki Midilli’ye günbatısı rotada karakol görevinde bulunma emri verilmişti.

        ORDU

       Midilli’de görev yaptığı beş yıl boyunca yaşadıklarını ve gözlemlediklerini günlüğüne kaydeden geminin telsiz işletme Astsubayı Hans Hüner, bu görev safhasında Ordu Kazası önlerinde yaşananları günlüğüne şu sözlerle not almıştı:

        “…Ayın 3. günü denize açıldık, ödevimiz birkaç taşıt gemisini Trabzon’a götürmekti gemiler, askerî birlikler, harp malzemesi, atlar ve otomobillerle yüklüydü, her gemi yükünü çıkaracağı limana göre ayrı ayrı hazırlanmış ve ağzına kadar doldurulmuştu. Karadeniz boğazını geçtikten son başlangıçta Anadolu sahili boyunca seyrettik, gemileri muhtemel bir düşman hücumuna karşı korumak için sürekli olarak ileri geri dolaşıyorduk. En son gemilerin yüklerini Trabzon’a boşalttıktan sonra komutanımız Karadeniz’de bir araştırmaya çıktı, görünürde Rus harp gemilerinden eser yoktu, ağır bir yol ile ayın beşinci günü öğle üzeri Ordu’ya gelerek açıkta demirledik. Bir dağ yamacında olan bu küçük şehir, uzaktan görünen beyaz sivri minareleriyle çok güzel bir manzara arz ediyordu. Henüz demirlemiştik ki, çalakürek üzerimize bir sürü kayık gelerek etrafımızı çevirdiler. Türkler ellerinde ne varsa kayıklarına yüklemişler, sigara, tütün, kuru üzüm, ceviz, incir gibi daha bir sürü şeylerle sanki bize bir sergi getirmişlerdi, müttefiklerimizin malları çabucak satılıverdi. Yüksek sesle bizimle konuşmaya çalışan mert Türkler kendilerine başka dille cevap verilince şaşırıyorlardı, fakat başımızdaki fesle kıç gönderde dalgalanan hilâl onlara tam bir güven veriyordu. Bizimle güzel bir alış veriş yaptıktan sonra tekrar küreklerine sarılarak Ordu’ya döndüler. Hamidiye’nin yanında bir vapurla uzaklardan geçtiğini gördük. Geceyi demirli olarak bulunduğumuz yerde geçirdik.

        Düşmanın anî bir baskınına uğramamak için gerçek savaş vardiyası tutuyorduk, komutan hamaklarımızı almamıza izin vermişti, vardiyasını devir etmiş olan her denizci, kendisini hemen hamağına atıyor ve şerefle geçirdiği maceralarının hülyasına dalıyordu. Sisli bir günün sabahı ağarmaya başlamış, güneş ışınlarını üzerimize yollamıştı, ufku kaplayan yoğun sis duvarı içinde boz renkli bir gemi görünmüştü, koyu sis içindeki bu geminin nasıl bir şey olduğunu bir türlü fark edemiyorduk, Kruvazörde hemen “Savaş hazırlığı” kampanası çalmıştı, biz bunu daha ziyade bir Rus denizaltısına benzetmiştik.

        Şimdi güneşin kuvvetli ışınları karşımızdaki sisi hafifletmişti, biz de uzaktan denizaltı diye gördüğümüz şeyin, pupa yelken üzerimize doğru gelen, dostlarımıza ait bir balıkçı teknesi olduğunu görmüştük. Savaş vardiyası rahat!.. Komutu verilmişti, etraftan birkaç küfür sesi işitildi, çünkü onlar hamaklarına daha henüz uzanmışlardı. Yelkenli de uzaktan bizi tanımıştı, hemen üzerimize doğru yaklaşarak, akşamleyin hemşerilerinin yaptığı gibi iyi bir alışveriş yapmak üzere bordamıza yanaştı.

        Doğu’nun bu çeşit satıcıları son derecede hazırcevap oluyorlar ve işlerini yerinde becermesini gayet iyi biliyorlardı, işte bize yanaşan bu yelkenlinin balıkçıları da daha evvel tecrübesini yapan arkadaşları gibi hemen borda iskelesine çıkarak balıklarını satmaya başladı. Bu sırada ben iskele bordasındaki 5 No. lu top başında nöbet tutuyor ve uzaktan alışverişi seyrediyordum. Personelden bir Türk, tercümanlık yapmak üzere buraya çağrılmıştı, bu suretle adamın bütün balıkları kısa bir zamanda satıldı. Yukardaki insanlar balıkları çok ucuz fiyata satın aldıkları için seviniyorlar, aşağıdaki kurnaz balıkçılar da balıklarını bu kadar kısa bir zamanda ve çok pahalıya sattıkları için seviniyorlardı, balıkçılar herhalde Ordu’da balıklarını bu fiyata satamıyorlardı. Ne yazık ki bugün az balık tutmuşlar, getirdikleri balık gemidekilerin hepsine yetmemişti.

Saat 7’de demir aldık (Ordu’dan) ve Türk sahilleri boyunca seyrederek kendimizi halka göstermek üzere Giresun’a geldik. Buradaki insanlar bizi büyük bir sevgi ile selamlayarak karşıladılar, karadan bayrak sallıyorlar yanımıza sokulan kayıklardan da “Yaşa!..” sadaları yükseliyordu. Gemimizin dört bacası halk üzerinde büyük bir tesir yapıyordu, uzun zamandan beri karalarında bir Türk harp gemisi görmemiş olan halk bilhassa böyle bir gemi görünce hayran hayran bakıyorlardı. Müttefiklerimizi bu kadar büyük heyecan içinde görmek bizi de sevindiriyordu. Nihayet buradan da demir alarak öğleden sonra Trabzon’a vardık…”

        Ordu’da yaşananları günlüğüne kaydeden yalnızca Astsubay Hans Hüner değildi, Midilli’nin zabitlerinden Alman Mülazım-ı evvel (Ütğm.) Karl DÖNİTZ’de yaşananları günlüğüne not almıştı.  (Midilli’nin Osmanlı üniformalı kumanda heyeti)

        DÖNİTZ, Midilli’de yıllar sonra yayınlanan anılarında Ordu’da yaşananlardan söyle bahsetmekteydi:

        “…Kasımın 5’ini 6’sına bağlayan gece Breslau (Midilli) Ordu’da karaya yakın yatıyor. Ruslardan hiçbir haber yok Rus savaş kuvvetlerinin hesaba katılmasına gerek yok. İnsanlara biraz rahatlık vermek için, kumandan hafifletilmiş savaş nöbeti emretti. Serbest grup uyuyor ve savaş nöbetçilerinden sadece posta başları güvertede. Aman Allah’ım, tekrar şöyle doğru bir yatakta yatabilmek nasıl da iyi geliyor! Henüz derin uykuya dalınmıştı ki, hemen çınlayan alarm çağrısı ile yaylarımızdan boşaldık. Doğrudan bir vasıta görünüşü geliyor. Yüksek güverteli, görünüşe göre bir Rus muhribi!

        Dışarıya ve savaş istasyonlarına!

        Orada vasıta birden bire ufaldı kaldı. Küçük bir yelkenli, sabahın alaca karanlığında ışınların kırılması sonucu olduğundan yüksek görülmüş ve gözcüler yanılmıştı. ‘‘Düşman muhribi zararsız bir yelkenli idi!’’ bütün savaş istasyonlarına ‘‘Savaş nöbetçileri rahat!’’ komutu verildi. Herkes acele uyuma yerlerini alıyor, uyandırılıncaya kadar bir göz dolusu uyku almak için. Yelkenci yakına geliyor. Ordu’dan cevval balıkçı gece balığa çıkmış ve şimdi avını bize teklif ediyor. Gazino şefi dikkatle bakıyor. Nihayet anlaşıyorlar ve yemek listesindeki değişiklikten memnun, balıkları alıyor. Öğleyin, balıkçıyı bir muhrip olarak gören işgüzar nöbetçi, çok lâf işitiyor, uykudan kaldırılan serbest grubun bütün hıncı onun üzerine geliyor. Pek nadir olan böyle nefis taze deniz balığı, ona bugünkü kadar hiç kötü gelmemiştir. Bütün bu saldırılar sadece sathî ve takılma mahiyetindeydi; saldıranlar da nöbetçilerdi ve bütün kalpleriyle inanarak biliyorlar ki, sabah nöbetçisi doğru yapmıştı. Vasıtanın şüpheli olduğunu görerek alarm vermişti…”

        Astsubay Hans’ın da dediği gibi Midilli 6 Kasım 1914 sabahı saat 7’de Ordu önünden demir alarak gündoğusu rotada seyrine başlamış, Giresun’a doğru gitmekteydi. Ancak, Astsubay Hans’ın neden bir gün bir gece Ordu’da kaldıklarına dair bahsetmediği belki de bilmediği bir durum vardı. Aynı şekilde Mülazım Karl Dötiz’de anılarında neden Ordu’da bir gün bir gece kaldıklarından bahsetmemekteydi. Midilli’nin bu bekleyişine biz açıklık getirelim;

        Yazımızın başlangıcında bahsettiğimiz gibi Akdeniz ve Millet vapurlarının Karadeniz’e açılmalarının ardından ikinci kafile olarak Bandırma’dan bakla ve buğday, İstanbul’dan iki uçak, bomba ve bir uçak bölüğü yükleyen Bezm-i Âlem (4.580 ton) ile İstanbul’dan elbise ayakkabı ve askeri gereç yükleyen Bahr-i Ahmer (3.603 ton) ve Mithatpaşa (4.445 ton) gemileri bu yüklerini Samsun, Ordu ve Trabzon’a çıkarmak üzere 5-6 Kasım gecesi saat 22.00’de İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e çıkış yapmışlardı.

        Yavuz ve Midilli Sinop-Trabzon arasında bulunduklarından korumasız olarak denize açılan mezkûr üç gemimiz şiddetli bir yıldızkarayel fırtınasında birer mil aralıkla güçlükle ilerlemekteydiler. Vapurların boğazdan ayrılmasının ardından Başkumandanlık Vekâleti, Zonguldak – Ereğli istikametinde Rus muharip filosunun günbatısı rotada seyir halinde olduklarına dair istihbarat almıştı. Amiral Souchon’a, Rusların nakliye gemilerimizin harekâtı hakkında istihbaratı aldıkları ve gemilerimize saldırı yapacakları bilgisinin ulaşması üzerine Yavuz ve Berk-i Satvet’e bu üç gemimizi koruma emri verilmişse de Yavuz ve Berk-i Satvet geç kalmıştı. 6 Kasım saat 23.00’te Mithat Paşa, Bezm-i Âlem ve Bahri Ahmer vapurları İstanbul’dan 105 mil mesafede Kandilli kömür ocakları önünde Rus filosunun tamda önüne düşmüşlerdi. Rus Karadeniz Filosuna bağlı Kagul ve Merkouria kruvazörlerinin topçu atışı ile Bahr-i Ahmer ve Bezm-i Âlem, torpido atışı ile de Mithat Paşa batırıldı.

        Üç geminin 220 kişilik mürettebat ve yolcusundan ancak 17 kişi kurtulabilmiş,  Rusların kurtararak esir aldığı 120 kişi ise Sivastopol’a götürülmüştü. Esir alınan Türk askerlerinin daha sonra Baykal Gölü yakınlarında bulunan Dorya’ya nakledildiği müteakip tarihte ele geçen mektuplardan anlaşılmıştır. Bir tedbirsizlik eseri olan bu olay Başkumandanlık Karargâhı ile Donanma Kumandanlığı arasında tartışmaya neden olmuştu. Baskın akınını düzenleyen Rus filosunda bulunan Rostislav muharebe gemisi ile Kagul kruvazörü böylelikle Türk sularındaki ilk bombardıman görevlerini gerçekleştirmişlerdi.

        “… Vurulmasaydık Ünye’ye gidecektik…” Mithat Paşa vapurunun kâtibi Hasan Basri Efendi günlüğüne böyle yazmıştı. Hasan Basri Bey günlüğünün 6 Kasım tarihli kısmına ayrıca şu notu da düşmüştü:  “…Dersaadet’in vermiş olduğu kapalı zarf açılarak, doğru Ünye’ye gideceğimiz, orada Onuncu Kolordu Kumandanının emrine tabi olacağımız muharrer idi…” Midilli, 5 Kasım 1914 ‘de Ordu önlerinde Mithat Paşa, Bezm-i Âlem ve Bahr-i Ahmer karşılamak üzere beklediyse de o üç vapur bir türlü gelememişti.

        Yazımıza son vermeden Karl DÖNİTZ’den çok kısa bahsetmek isterim. Mülazım-ı evvel (Üsteğmen - Oberleutnant zur See) DÖNİTZ, 16 Eylül 1891 Berlin’de doğmuş, 1910 yılında Alman Donamasına katılmıştır. 1913 ve 1916 yıllarında Midilli (Breslau) ‘de görev yapan DÖNİTZ parlak bir mesleki hayatın sonunda Alman Führer ve Reich Şansölyesi Adolf HİTLER’in, 30 Nisan 1945 tarihide intihar ederek hayatına son vermesinin ardından 30 Nisan 1945 tarihinde ”Nazi Almanyası”nın son cumhurbaşkanı olmuştur. Amiral Karl DÖNİTZ’in 24 gün süren Alman Cumhurbaşkanlığı, 23 Mayıs 1945 tarihinde müttefikler tarafından tutuklanmasıyla sona erdi. Uzun ve serüven dolu bir ömür geçiren Amiral Karl DÖNİTZ 24 Aralık 1980’de Aumühle’de öldü.

KAYNAKLAR:

(1) GÖRGÜN, Bedrettin Yayına Hazırlayan. Hasan Basri Efendi Bir Gemi Kâtibinin Esaret Anıları. Yapı Kredi Kültür Yayınları. İstanbul.

(2) GNKUR. Harp D. Yayınları. Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi.  VIII. Cilt. Deniz Harekâtı. Ankara. 1976.

(3) GÜLERYÜZ, Ahmet. Yavuz ve Midilli. Denizler Kitabevi. Ocak 2007.İstanbul.

(4) BÜYÜKTUĞRUL, Em. Amiral Afif. Osmanlı Deniz Harp Tarihi Cilt V. Dz.K.K. Yayınları. Deniz Basımevi. İstanbul. 1977

(5) Hans Hüner. İmparatorluk Gemisi Breslau/Midillî Kruvazörünün Hayat ve Savaş Tarihi. Kruvazörde Yaşanmış Hayattan ve Geminin Seyir Jurnalinden Hazırlanmıştır. Yazıldığı Tarih: 1928. Çeviren: Hüsnü ERENTOK. Ankara 1964.

(6) Yarbay TH. KRAUS, Yarbay Karl DÖNİTZ. Kader Gemileri Yavuz ve Midilli. Çeviren: A. Göke BOZKURT. İlgi Kültür Sanat Yayınları, Yayın nu: 67. İkinci baskı. İstanbul 2016.