GÜNCEL
Giriş Tarihi : 28-09-2021 08:17   Güncelleme : 28-09-2021 08:17

ÇİĞNENEN ŞEREFLİ BAYRAĞIMIZ VE İSTİKLAL MARŞI

ÇİĞNENEN ŞEREFLİ BAYRAĞIMIZ VE İSTİKLAL MARŞI

Hazırlayan:

İsmail Tosun Saral [1]

Macaristan Şovalyesi

1877-78 yâni 93 Savaşı sırasında Ruslar Karadeniz’de Mersin Vapurumuzu batırmışlardı. Aydın Mebusu Yenişehirli zade Ahmet Efendi, Bahriye Nazırından durumu sordu. “Gemi nasıl batmıştı ve kim batırmıştı?”  Bahriye Nazırı verdiği cevapta “Zaten eski bir tekne idi” diyordu. Mebus sözlerini şöyle tamamladı: “Ben geminin eskiliğini değil, bayrağımızın şerefini soruyorum”[2]

Şırnak İli Cizre İlçesi’nde 16 Şubat 2008 günü çıkan olaylar sırasında T.C. Karayolları Bölge Müdürlüğü gönderindeki Türk Bayrağının PKK terör örgütü yandaşları tarafından yere indirilmesi ve ayaklar altında çiğnenmesi ve 24 Nisan 2008 günü Ermenistan’ın başkenti Erivan’da bayrağımızın çiğnenmesi [3] bizleri yine Mondros Mütarekesi ertesindeki meşum günlere götürdü. Bu dönemdeki kayıtlarda Türk bayrağının işgal güçlerince ve onlar tarafından şımartılan yerli işbirlikçi azınlıklarca ayaklar altına alındığı ve halkın manevî olarak aşağılanmaya çalışıldığı yaşanmış ve bildirilmiştir. 

Bu çalışmada, millî mücadeleyi anlatan eserlerde Türk bayrağının yerlerde sürünmesi ve buna karşı oluşan tepkiler ele alınmıştır. Burada, öne sürdüğümüz sav, Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı [4] şiirini kaleme alma saiklerinden en önemli birisinin bayrağın çiğnenmesinden duyduğu üzüntü ve keder olduğudur.  Mehmet Akif şanlı Bayrağımızın düştüğü zilletten duyduğu üzüntüyü haykırmakta, özür dilemektedir.

“Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl !”

15 Mayıs 1919 günü İzmir’i işgal eden Yunan askerleri, adeta cinnet derecesinde bir barbarlık ve vahşet güdüsü ile katliamlara, tecavüzlere ve soygunlara girişirler! Karaya çıkmalarından itibaren işgalci Yunan birlikleri şehre yayılmaya başlarlar. Yerli Rumlar, taşkınlıklarının yanı sıra Evzon birlikleri ile yürürler. Meselâ, Fasulye semtinde meyhane işleten, Meyhaneci Kör Yani, Evzon askerlerinin önüne bir Türk bayrağı atar. Evzon taburlarının önünde, Meyhaneci Kör Yani’nin oğlu olan Yunan teğmeni atla ilerlemektedir. Teğmen ve tabur bayrağı çiğneyerek geçerler.[5]

Yunanlıların İzmir işgalinde hangi duygularla hareket ettiklerini, işgale katılmış olan bir Yunan subayının hatıra defterinde o günlerde aldığı notlarla şöyle dile getirilir.[6]

“Tanrım beni bu mutlu günlere eriştirdiğin için ne kadar bahtiyarım. Osmanlı sancağı, yaralıların yaralarını okşayarak gönüllerini almak için, gelenlerin ayaklarını silmeleri için,  Kızılhaç hastanesinden eşiklerine serilmiş, gelip geçen çiğniyor. Dün Avrupa’ya müthiş bir ateş halinde akın eden Türk İmparatorluğunun cesur orduları bu gün krallığımızın kudreti karşısında yerlere kadar eğilerek alçalmış bir şekilde ruhlarını teslim ediyorlar.”

İzmir işgali, sanki bu göz gözü görmez,  gönül gönüle ulaşmaz kaos içinde,  Türklüğü bir kara ve dipsiz batağa gömüle gömüle boğulup gitmekten kurtarmak için, gökten bir tanrı eli gibi uzanmıştır. Gerçi ilk acı,  Türk Bayrağının kırmızı rengini karaya çevirtecek, bütün sokaklar bir cenaze arkasından kopan ağlayışlar ve çığlıklarla inleyecek, her şeyin bittiği duyguyu verecek bir yanıp yakılış gibi idi. 23 Mayıs 1919 da halk, kapkara Türk Bayrakları ile kadınları,  çoluk çocukları ile Sultanahmet meydanına doğru aktı, aktı. Kürsü üzerindeki siyah çarşaflı kadın hayaletleri ve siyah bayrak, o günlerin iki sembolü olarak kalmıştır.[7]

İstanbul’da yapılan İzmir’in işgalini telin mitingini birçok kasaba ve şehirde düzenlenen mitingler takip eder. Bu mitinglerin en büyüğü Edirne’de 29 Mayıs 1919’da yapılır. Miting, Trakya-Paşaeli Müdafaa- Heyet-i Osmaniyesi tarafından tertip edilir. Kürsüye çıkan Şeref Bey şöyle konuşur: “Dünyada bir Türk yoktur ki, daha dün kendisinden kopan bir şerzeme-i bâgiyenin mâhkumu olmayı kabul etsin; Bir Türk bilmiyorum ki al sancağına karşılık kartal kanatları gösterisine tahammül eylesin” [8]

O günlerde Albay Bekir Sami Bey Bandırma’dan Balıkesir’e gelir. Bütün istasyonlara Yunan bayrağı çekildiğini görür. HatıratındaHerkes Yunanlıyı bekliyordu. Eğer Yunanlı gelirse malını canını emniyete alacağı kanısında idi. Terzi dükkânları Yunan bayrakları dikiyordu.” [9] diye yazmaktadır.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul İhtilaf devletleri tarafından işgal edildi. O devrin meşum hatıraları arasında Beyoğlu’nda Yunan generalinin oturduğu binanın kâbusu da vardır. Balkonuna Yunan bayrağı çekildiği zaman, halk zorla selâma dururdu. Türkler geçişlerini bu zamana rastlatmamak için hesapla yola çıkarlardı.[10]

Paspas yapılan Bayrak [11] 

Bayrak, bir milletin şerefini temsil ettiği için Türklerce mukaddes sayılır. Türk, kendi bayrağına olduğu kadar başkalarının bayraklarına da saygı göstermesini bilir. Böyle olduğu halde içimizde "Vatandaş" diye bağrımıza bastığımız bazı kişilerin işgali fırsat bilerek Türkler ve Türklük aleyhinde türlü hareketlere giriştiklerini üzülerek kaydediyoruz.

1 Ocak 1919 günü Adana Fransızlar tarafından işgal edildi. İşgali takip eden günlerde Adana’da Sünnî Araplar tarafından kurulan adı İslâm Arapların Hayır Cemiyeti manasına gelen  “Cemiyet ül İslâmiyet ül Arabiyet ül Hayriye” olan zararlı bir dernek kuruldu. Bu cemiyet mensupları Türk'e ihanet ve hiyanette çok ileri gitmişlerdi. Hattâ bunlar Fransızlarla,  Ermeni ve Rumlar'la işbirliği yapmışlar, Türk'e ve Bayrağına saldırmak için hiç bir fırsatı kaçırmamışlardı. Ev ve ticarethanelerine Fransız, hattâ Ermeni bayrağı asıyorlardı. Türk Bayrağını paspas yapanlar da bunlar arasından çıkmıştı.

1919 Ekim ayı içinde Adana Arap İslâm Cemiyeti, fakirler yararına bir müsamere tertiplemişti. Müsamere verilen binanın içi, dışı ve kapısı yeşillikler ve galip devletlerle Ermeni ve Suriye bayrakları ile süslenmişti. Binanın iç ve dışında durumu izlemek üzere Türk gençlerinden birkaçı görevlendirilmişti. Müsamere başlamadan önce iki yönetim kurulu üyesi nereden bulmuşlarsa eski solmuş ve yırtık bir Türk bayrağını paspas olarak kapı eşiğine sermişlerdi. Bunu gören görevli gençler, seyyar jandarma bölüğünün Türk gönüllüleri ile arkadaşlarını durumdan haberdar etmişlerdi. Çok geçmeden kapı önünde toplanan Türkler bayrağı paspas yapanları hırpalamaya başladığından içeriden fırlayanlarla çarpışma olmuş ve iki taraf birbirine girmişti. Olayı haber alan seyyar jandarma bölüğünden bir kuvvet yetişerek tarafları yatıştırmış, emniyet baş komiseri ve kontrolörü başçavuş Patini de birkaç polis ile olaya el koymuş ve Türklerden birkaçını tutuklayarak emniyete götürmüşse de ifadelerini aldıktan sonra serbest bırakmıştır.

Bir rozet olayı          

Birinci Cihan Savaşı başında "Cihadı ekber" ilân edilmiş, bir tarafında Şeyhülislâmın bütün Müslümanlara savaşa katılmalarının farz olduğuna dâir fetvası, diğer tarafında Başkomutan vekili Enver Paşa'nın beyannamesi ve her ikisi üzerinde ay yıldızlı çapraz al ve yeşil bayraklar bulunan bildiriler bastırılarak her tarafa yayılmıştı. Bu çifte bayraklar rozet halinde yapılarak satılıyordu. Hintli İngiliz ve Afrikalı Fransız Müslüman askerleri bunları aktarlarda her nasılsa görmüşler ve kapışarak satın almağa başlamışlardı. Tuhafiyeci Harput'lu Mustafa Efendi de vitrinine bunlardan koymuştu. Bunu gören kunduracı bir Rum polis Karabet'e haber vermiş, Karabet'in kışkırttığı Ermeni askerleri de dükkâna saldırarak vitrini kırmışlar, rozetleri tepelemişler ve Mustafa Efendi’yi dövmeye başlamışlardı. Biriken halkın müdahalesi ile Mustafa Efendi kurtarılmış ve emniyete götürülmüştü. Türk Bayrağı rozetlerini satmakla saçlandırılan Mustafa Efendi’nin ifadesi alınmış ve yargılanmak üzere askeri mahkemeye verilmişti. Ancak, bu gibi şeyleri satmayı önleyen bir kanun bulunmadığından bir daha satmaması tenbih edilerek bırakılmıştı. Bununla beraber, bütün aktar ve tuhafiyeci dükkânlarında rozet satışı gizli olarak sürdürülmüştü.       

Maraş Kale’sindeki Türk Bayrağının Fransızlar tarafından indirilmesi olayı ve halkın tepkisi: [12]

 

[1] Emekli İş Bankası Müdürü, Araştırmacı yazar, Türk Macar Dostluk Derneği Başkanı, Macaristan Sovalyesi

[2] Tarık Zafer Tunaya “Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük” ARBA Yayınları:61, Üçüncü baskı, Haziran 1994, İstanbul, s. 10

[3] Vatan Gazetesi, 25 Nisan 2008 “Ermenistan’ın başkenti Erivan’da dün düzenlenen sözde soykırımı anma törenleri çirkin görüntülere sahne oldu. Binlerce Ermeni, kişi sözde Ermeni soykırımının 93’üncü yıldönümü nedeniyle düzenlenen anma törenine katılmak için 1965 yılında inşa edilen soykırım anıtı önünde toplandı. Resmi törende, Ermenistan yetkilileri, üzerine ay yıldız çizerek Türk bayrağına benzetmeye çalıştıkları bir kırmızı bezi yere serdi. Anıtı ziyaret eden binlerce Ermeni de bu Türk bayrağına benzetilmeye çalışılmış bez parçasının üzerinden geçti. Tören sırasında sık sık Türkiye aleyhine sloganlar atıldı.

[4] Mehmet Akif'in 20 Şubat 1921'de yazdığı "Kahraman Ordumuza" sungusunu taşıyan şiiri 12 Mart 1921 günü büyük çoğunlukla TBMM'nce İstiklâl Marşı olarak kabul edildi.

[5] Bilge Orhunlu, “İzmir’in İşgali” Türk Yolu, Sayı 19, Eylül, Ekim 2007, s. 80

[6] Bilge Orhunlu, a.g.e. s..2

[7] Falih Rıfkı Atay,  “Çankaya”, İstanbul 2004. s.180,181

[8]Yrd. Doç.Dr. Zekai Güner, “İzmir İşgali Olayının Trakyadaki Tepkileri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,  C.IX. Temmuz-Kasım 1993,  sayı: 27, s.568

[9]Gökçen, a.g.e. s.262

[10]Falih Rıfkı Atay, “Çankaya”, İstanbul 2004, s.148

[11]Dr. Kemal Çelik “ Tarih Dosyası – Mülazm-ı Evvel Osman Muzaffer Efendi’nin Anıları”   

    İçel Sanat Kulübü Yayını 2002

[12]Hulki Saral-Tosun Saral “Vatan Nasıl Kurtarıldı” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Yıl: 1970, s.161,162,163

 

DEVAMI YARIN