GÜNCEL
Giriş Tarihi : 02-06-2021 09:05   Güncelleme : 02-06-2021 09:05

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA VONALI MEVLÜDE KADIN

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA VONALI MEVLÜDE KADIN

 

Yazan-Derleyen: Adnan YAZICI/Eğitimci

Espiye MEM Şube Müdürü

1914 yılında “Karadeniz olayı” ile birlikte Rus donanmaları Karadeniz’de cirit atmaya başlamış ve Osmanlı Devleti ile Rusya arasında savaş resmen başlamıştı. Rus donanması Karadeniz sahilinde Şile’den Zonguldak’a ve Hopa’ya kadar özellikle 1915 yılı içerisinde birçok sahil şeridini bombardımana tabi tutmuştu. Bu olay 1916 ve 1917’de de aralıklarla devam etmişti. Bu bombardımanlardan Perşembe de nasibi almış, Vona limanı bombalanmış, sahilde birçok hasar meydana gelmişti.

Sahildeki bombardımanın etkisiyle şarapnel parçaları havada uçuşuyordu. Sahil kesiminden ana yol olmadığı için kara yolu Koçboynuzu yolundan sağlanıyordu. Esasında bu yol çok eskiden beri kullanılan tarihi bir yoldu. Efirli’den başlayıp Bekirli üzerinden Koçboynuzu’na ulaşıyor ve oradan Yalıköy ile Bolaman arasından tekrar sahile iniyordu. 1970’lere kadar Koçboynuzu’nda Gücük ile Teknepınar ayrımında asayişi sağlamak için jandarma karakolu vardı. O zaman Koçboynuzu yolunda askeri bir birlik olup olmadığını bilemiyorum ama askerlerin silah ve mühimmat ihtiyaçları sahilden kayıklar ve sandallarla karaya çıkarılıp buradan sevki sağlanıyordu.

Gizli kaçak yollarla karaya çıkan kayıklar ve sandallar malzeme getiriyorlardı. Ancak bu malzemelerin ne olduğu halka bildirilmiyordu. Sorulduğunda içerisinde sabun olduğu belirtiliyordu. Malzemeler karaya çıkarılınca onları taşımak için kadınlardan yardım alınıyordu. Tellallar köylere çıkıp her evden sağlığı ve gücü kuvveti yerinde birer kadının malzeme taşımaları için görevlendirileceğine dair çağrıda bulunuyorlardı. Bu çağrıya uyan kadınlar hemen yola koyuluyor ve sahil şeridine varıp yükleri sırtlanıyorlardı. “Bu malzemelerin içlerinde ne var?” diye sorduklarında sabun olduğu cevabını alıyorlardı. Ancak bu hiç de inandırıcı değildi. Çünkü malzemelerin ağırlığı o kadar fazla idi ki silah ve mühimmat olduğu hemen anlaşılabiliyordu.

Taşıma işini gerçekleştirenlerden biri de Vonalı Mevlüde Kadındı. 1889 doğumlu olan Mevlüde kadın esasında Mersin köyündendi. Ancak Çerli köyünden Ustaoğullarından 1880 doğumlu Mehmet adında bir delikanlı ile evlenerek oraya gelin gitmişti. Evleri Çerli Kabaktepe’de sahili gören bir tepe üzerinde bulunuyordu. Kucağında daha bebeği 10 günlük iken eşini cepheye yollamış. Mehmet, 3’üncü Ordu bünyesinde Kafkas Cephesine gitmiş, Harşit’te vatan savunmasına katılmıştı. Gözü yaşlı olarak eşini uğurlayan Mevlüde’nin bekleyişi çok uzun sürmüştü.

Mehmet Harşit’te savaşırken Mevlüde sırtında taşıdığı her mühimmatta Mehmet’ine sevgisini gönderiyordu. Yani bu mühimmatın eşine de ulaşacağını zannediyordu. Kadınlar sahilden taşıma işini Koçboynuzu Mahallesine yapıp geri dönüyorlardı. Ancak yolda çetelere de rastlıyorlardı. Çeteler yol kesiyor, sarkıntılık ediyor, ellerinde avuçlarında ne varsa yağmalamaya çalışıyorlardı. Ancak Mevlüde gözü pek, cesaretli bir kadındı. Tam anlamıyla bir Anadolu kadını. Yine böyle bir hadisede karşısına çıkan eşkıyalardan birinin kafasını yarmıştı.

Mevlüde Kadın Çerli’de uzun süre eşini beklemiş, limana gelen her geminin düdüğünü duyduğunda kaynatasından gizlice koşa koşa gemilere yanaşıp terhis olan askerlere eşini sormuş ama her defasında istediği bilgiyi alamayarak boynu bükük şekilde limandan ayrılmak zorunda kalmıştı. Bu bekleyişi 10 yıldan fazla sürmüştü küçük çocuğu ile beraber. Eşinin künyesini o kadar iyi biliyordu ki her defasında hiç şaşırmadan tekrarlıyordu.

Bir süre sonra çok sevdiği eşinin Harşit’te şehit olduğu kesinleşince kayını ile evlendirilmek istenmiş ancak o buna asla rıza göstermemişti. Bir süre sonra babası tarafından geri alınarak Mersin köyüne geri dönmüştü. Babası onu bu sefer Yumrutaş köyünden Kırımlı Şaban’a vermek istenmişti. Şaban Kırım ise o sıralarda hali vakti yerinde zengin bir adamdı lakin çok yaşlı idi. Adamın erkek evladı yaşamamış, küçük yaşlarda ölmüş. Zürriyetini devam ettirmek için doğurabilen bir kadın olan Mevlüde ile evlenmek istemişti. Mevlüde yaşlı adam ile evlenmemek için günlerce gözyaşı dökmüş ve sırf bu yüzden babasından dayak bile yemişti. Nihayetinde evlilik gerçekleşmişti.

Kırımlı Şaban esasında Kırım’dan gelen bir aileye mensuptur. Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki Kırım Savaşı sonrasında dedeleri Kırım’dan ayrılarak buralara gelmişler ve Yumrutaş Mahallesine yerleşmişlerdi. Bu gün halen mahallede oturdukları yere “Kırımlı” denilmektedir.

Mevlüde Kırımlı Şaban ile zoraki evlilik yapmış ama ilk aşkı olan Mehmet’i hiç unutamamış, kendisini şehit eşi olarak görüp bundan gurur duymuş, onun için ömrünün sonuna kadar her aklına geldiğinde gözyaşı dökmüştü. Ölünce onun yanına gideceğini devamlı sayıklamıştı. 1993’te 104 yaşındayken hayata veda ettiğinde belki de isteğine ulaşmıştı. Mehmet’in ise Harşit’te nereye defnedildiği bilinmemektedir.