manşet
Giriş Tarihi : 17-04-2021 19:49   Güncelleme : 17-04-2021 19:49

BEŞİKDÜZÜ KÖY ENSTİTÜSÜ’NÜN ORDULU MEZUNLARI

Trabzon Vilayeti'ne bağlı bir köy olan Şarlı’nın zaman içerisindeki gelişimiyle bugün Beşikdüzü dediğimiz yerleşim birimi ortaya çıkmıştır. Şüphesiz Beşikdüzü’nü Ordu’ya bağlayan en temel neden, Cumhuriyet tarihimizin en önemli eğitim hamlesi olan Köy Enstitüleri'dir.

BEŞİKDÜZÜ KÖY ENSTİTÜSÜ’NÜN ORDULU MEZUNLARI

BEŞİKDÜZÜ KÖY ENSTİTÜSÜ’NÜN ORDULU MEZUNLARI

Hikmet PALA

Trabzon Vilayeti'ne bağlı bir köy olan Şarlı’nın zaman içerisindeki gelişimiyle bugün Beşikdüzü dediğimiz yerleşim birimi ortaya çıkmıştır. Şüphesiz Beşikdüzü’nü Ordu’ya bağlayan en temel neden, Cumhuriyet tarihimizin en önemli eğitim hamlesi olan Köy Enstitüleri'dir.

Köy Enstitüleri kurma düşüncesi köylerinin ezici bir çoğunluğunun okulsuz ve öğretmensiz olduğu 1930’lu yıllarda ortaya çıkmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün himayesi, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in desteği ve eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla oluşturulmuşlardı. İlkokul mezunu zeki çocuklar köylerinden alınarak Köy Enstitülerinde yetiştiriliyorlar, köylere giderek öğretmen olarak çalışmaya başlıyorlardı. Bu yıllarda ülkede öğretmen yetiştiren okullar bulunuyordu. Ancak öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler köylerde öğretmenlik yapmayı bir zorunlu görev olarak algılıyorlar, köye gitme konusunda çok istekli davranmıyorlardı.

Ülkenin acil olarak %5 civarında olan okur-yazar oranını yükseltmesi, ülke nüfusunun %80’den fazlasının yaşadığı köylere cumhuriyet aydınlığının götürülmesi gerekiyordu. Bunu sağlamanın yolu da “köye göre öğretmen” yetiştiren okullar kurmaktı. Bu okullardan mezun olan kız ve erkeklerin köye gidip çocukları eğitmenin yanında köylüye önderlik etmelerini sağlamak bir zorunluluktu. 1934 yılında, ülkemizde 40.000 köy bulunuyor ancak sadece 4 bin 992 köy okulu ve 6 bin 786 ilkokul öğretmeni vardı. Öğrenim çağındaki 2 milyon köylü çocuğundan ancak 312.000 tanesi üç yıllık köy ilkokullarında okuyabilmekteydi.

Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan döneminde 1936 yılında Köy Eğitimenleri projesi uygulamaya konuldu. Bu uygulama Köy Enstitülerinin öncüsü sayılabilir.

Köylülere rehberlik etmek üzere köy eğitmenleri istihdam edilmeye başlandı. Köy eğitmenleri kendi köylerine giderek, topladıkları çocukları üç yıl okutup mezun ediyorlardı. Eğitmenler köyde çıkan sağlık sorunlarını kaymakamlığa iletmek ve köylüye modern tarım tekniklerini öğretmek, akşam okulları ile yetişkinlere de okuma-yazma, hesap ve yurttaşlık öğretmeyle de yükümlüydüler.

1939 yılında Beşikdüzü Köy Eğitmen Okulu’ndan Ordulu birçok eğitimen mezun olup köylerine dönerek üç sınıflı köy okullarında çocuklara eğitim vermişlerdir. Hasan Maden, Ahmet Başköy, Memiş Topal, Rıfat Demir, Sadık Çabuk, İbrahim Bayraktar, Mustafa Bayram 1939 yılında eğitmen okulundan mezun olan Ordululardan bazılarıdır. Köy eğitmenleri arasında hiçbir kadına rastlanmadığını da belirtelim.

Ordulu köy eğitmenleri Beşikdüzü’nden 1944 yılına kadar diğer illerden gelenlerle birlikte eğitim almaya devam ettiler. Mesudiye’den Şevket Yılmaz, Gölköy’den Avni Arslan, Yunus Kılavuz, Mehmet Tokgöz ve Mahmut Özay da 1944 mezunu olarak köylerine dönmüşlerdi.

17 Nisan 1940 tarihinde Köy Eğitmen Kurslarıyla Köy Öğretmen Okulları Kanununda bir değişiklik yapılmış ve yasayla Köy Öğretmen Okulları kaldırılarak Köy Enstitülerinin kuruluşu düzenlenmiştir.

Köy Enstitülerinde öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern ve ilmi tarım tekniklerini öğretecekti. Enstitülerde öğrenciler 5 yıl boyunca kitaba dayalı öğretim yerine “iş için, iş içinde eğitim” ilkesiyle eğitim görüyordu. Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin yarısı uygulamalı eğitimdi.

1940 yılından sonra, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında 21 tane Köy Ensititüsü açıldı. Bu enstitülerden birisi de Denizli Milli Eğitim Müdürü iken Beşikdüzü Köy Enstitüsü’ne atanan Hürrem Arman’ın kurucusu olduğu Beşikdüzü Köy Enstitüsü’dür.

İlk yıl 50 öğrenciyle eğitime başlayan Beşikdüzü Köy Enstitüsü'ne Karadeniz bölgesinden başarılı öğrenciler sınavla alındı. Ordu, Trabzon, Gümüşhane, Rize, Giresun ve Artvin’in Hopa ilçesinden seçilen öğrenciler Beşikdüzü’nde eğitim görüyordu.

1945 yılından itibaren Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nden köy öğretmenleri mezun olmaya başladılar. 1945 yılında Ordulu 8 genç ilk Köy enstitüsü mezunları olarak köylerine dönmüşler ve beş sınıflı okullarda görev yapmaya başlamışlardı. Bu kişiler; Emin Baş, Mehmet Altınöz, Mahmut Kolukısa, Fatma Akkaya, Ali Akdaş, Sehbi Şenel, Remziye Artar ve Sabriye Akdeniz’dir. Kız ve erkek çocukların karma eğitimle okudukları Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nden mezun olan Ordulu köy kızları da yurdun aydınlatılması için köylerindeki okullarına koştular.

1945 yılından 1950 yılına kadar Beşikdüzü’nden mezun olan Ordulu kadın öğretmenlerin isimleri şöyleydi: Sabriye Akdeniz, Remziye Artar, Fatma Akkaya, Sabriye Bacın, Hayriye Şensoy, Fatma Çelebi, Şadiye Acar, Nedime Şenocak, Sabiha Acar, Taliha Güvenç, Neşide Sönmez, Zenibe Çelebi, Elmas Başkaya, Fatma Bıyıklıoğlu, Bahriye Kalpaklı, Süreyya Akbulut ve Emine Karakaya.

Bu kızlardan birisi olan Fatma Gürpınar, Delikkaya Köyü’nden İbiloğullarından Ahmet Akkaya’nın kızıdır. 1940 yılında Delikkaya İlkokulunu bitiren Fatma Akkaya, Beşikdüzü Köy Enstitüsünden mezun olduktan sonra yine Delikkaya İlkokulu’na öğretmen olarak atanmıştı. Yine bir Köy Enstitülü olan Ali Osman Gürpınar ile evlenmiş, 1959 yılına kadar Delikkaya’da görev yapmıştır.

Fatma Gürpınar gibi kadın öğretmenler okul öğrencilerine ders vermenin dışında köylü kadınların el sanatları gibi becerileri kazanmaları için de çalışmalar yapmışlardır. Köy enstitülerinde öğrenmiş oldukları biçki dikiş becerilerini kurslar açarak köyün kadınlarına ve genç kızlarına özveriyle aktarmışlardır. Fatma Gürpınar tarafından verilen dokuma kursunda iki dokuma tezgâhı kullanılmaktaydı. Kursa tahsisle gönderilen pamuk dokunarak kumaş haline getirilmekte ve sonrasında gömlek gibi eşyalara dönüştürülmekteydi. Okulda dört adet dikiş makinesi bulunmaktaydı. Fatma öğretmen sayesinde köyde biçki dikiş öğrenmeyen genç kız neredeyse kalmamıştı.

Köy Enstitüleri genel olarak kitap okuyan, bir müzik aleti çalan, kültürel birikimi güçlü öğretmenler yetiştiriyordu. Fakir Baykurt, Mahmut Makal ve Mehmet Başaran gibi birçok önemli yazar köy enstitüsü mezunuydu. Beşikdüzü Köy Enstitüsü mezunu olan Ordulu öğretmenler arasında da kitap yazanlar vardı. Bunlardan birisi de Uzunisa Köyünden İbrahim Kuyumcu’dur.

1928 yılında Uzunisa Köyü’nde doğan İbrahim Kuyumcu, 1942 yılında köyündeki ilkokulu bitirdi ve Beşikdüzü Köy Enstitüsü’ne girdi. İbrahim burada öğrenciyken “Müdür” adlı bir tiyatro oyunu yazmış ve bu oyun okulda sahnelenmişti. 22 Eylül 1945 tarihinde Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nde sahnelenen Müdür oyununda rolleri 4-B sınıfı öğrencileri üstlenmişlerdi. Oyunun konusu Ordu’nun Uzunisa Köyü’nde geçmekteydi.

İbrahim Kuyumcu kendisinin ve babası Hasan Beyin başından geçen olaylardan yola çıkarak Müdür adlı piyesi ortaya koymuştu. Müdür oyununun konusu şöyleydi.

Hasan Kuyumcu askere gittiğinde burada okuma-yazma ve marangozluk sanatını öğrenir. Askerden döndükten sonra Uzunisa’ya bir okul yapmaya çalışır. Köylülerle birlikte çalışarak zor şartlar altında okulu yapmayı başarır. Hasan usta okula ilk öğrenci olarak kendi oğlu İbrahim’i yazdırır. Köyün ağası olan Nuri Ağa gidişattan çok hoşnut değildir. İbrahim köy okulundan sonra Beşikdüzü Köy Enstitüsü’ne gider. Nuri Ağa, İbrahim’in buradan mezun olup köyüne dönmesi durumunda kurduğu çarkın bozulacağını düşünür. Bu duruma engel olmak için plan yapar. Köylüyü Hasan’a karşı düşman eder. Evine hırsız yollar, yağmalattırır. Tatil döneminde köyüne dönen İbrahim’i ise köy korucularına dövdürtür. Hasan’ı köyden kaçırmak için karakola çektirip dayak attırır. Hasan’ın bağırmalarını duyan Gürcü Bacı, köye koşup haber verir. Bunun üzerine köylü karakolu basıp Hasan’ı kurtarır.

Tiyatro oynandığı sırada Beşikdüzü bucak müdürü de izleyiciler arasındadır ve oyunun durdurulmasını ister. Fakat enstitü eğitimbaşı Fehim Akıncı oyunun durdurulmasına itiraz eder ve oyun sahnelenmeye devam eder. İbrahim Kuyumcu’nun müdür adlı oyunu diğer köy enstitülerinde de oynanmıştır.

1946 yılında beşikdüzü’nden mezun olan İbrahim Kuyumcu, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü kazandı. Okulun 1947 yılında kapanmasından sonra Ankara Tarım Alet ve Makineleri Yüksek Uzmanlık Okulu’na devam etti. Ordu’da bir süre gezici başöğretmenlik yaptı.

Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nden mezun olan Ordulu İbrahim Kuyumcu, burada aldığı eğitimin etkisiyle sosyal ve kültürel alanlarda öncü roller oynamıştır. TÖBDER (Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) Ordu şubesinin kurucuları arasında yer almış, 1960 yılında “Bir Avuç Toprak İçin” kitabını yazmıştır. 1972 yılında yazdığı meslek kitabı “Kolay Motor Tekniği” Ordu’da birinci seçilerek ders kitabı olarak okutuldu. Ayrıca Türk Dil Kurumu’nun isteği üzerine “Otomobilcilik ve Motor Bilgisi Terimleri Sözlüğü”nü hazırladı. 1976 yılında ise “Türkiye’de Toprak Sorunu Süreci”ni yayınladı.

Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nden 1942 ile 1952 yılları arasında yaklaşık 150 Ordulu erkek ve kadın öğretmen mezun oldu. Ayrıca 1939’dan 1944’e kadar da 50’ye yakın köy eğitmeni yetiştirilerek köylerin aydınlanması için seferber edildiler.

Köy enstitülerinin yapısında 1946 yılından sonra önemli değişiklikler yapıldı. Dünya siyasetinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden şekillendirilmesi sürecinde hem Köy Enstitüleri’nden hem de Halkevleri’nden vazgeçildi. Köy Enstitülerinde kız ve erkek öğrenciler yatılı olarak öğrenim görüyordu. Belirli çevreler tarafından bu okulların komünist yetiştirdiği suçlamaları getiriliyordu. Enstitü yönetimine bizzat katılan öğrenciler, dünya klasiklerini okuyor, sorgulamayı öğrenerek öğretmen oluyorlardı. Çoğu kez de gittikleri köylerde ağalarla, hurafelerle toplumu cahilleştiren softalarla sorunlar yaşıyorlardı. Kararlı birer cumhuriyet savunucusu enstitülü öğretmenler hakkında şikâyetler Ankara’ya kadar ulaştırılıyordu.

1945 yılı bütçe görüşmelerinde milletvekili Emin Sazak “Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar” deyince Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel “Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir” yanıtını vermişti.

Şüphesiz ülkemizde Atatürk gibi olmanın, Atatürk gibi davranmanın bazı sonuçları her dönemde görülmüştür. Yetiştirdiği öğrencilerin her birinin birer Atatürk olması temenni edilen Köy Enstitülerinin eğitim programı ve sistemi 1946’dan sonra sürekli olarak değiştirildi. Böylece özgün yapısı yok edilen Köy Enstitüleri’ne son darbe 1954 yılında vurulmuş ve yasayla ortadan kaldırılmışlardır.

Şimdi Köy Enstitüsü mezunları hazan mevsimine giren çınar ağacının yaprakları gibi bir bir toprağa dökülüyorlar. Belki bir nesil sonrasının hiç köy enstitülü dedeleri ve nineleri olmayacak.

Onlar yolumuzu aydınlatan birer fener gibiydiler. 1 Şubat 2014 Cumartesi günü vefat eden Mesudiye Yeşilceli Yusuf Erarslan 1952 Beşikdüzü Köy Enstitüsü mezunuydu. Yakasından enstitü rozetini ve yüreğinden cumhuriyet sevdasını hiç çıkarmadı.

Bir aydınlanma serüveni olan Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 81. yılında Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç ve köy enstitülü öğretmenleri saygı ve minnetle anıyorum..

KAYNAKÇA:

1-Özhan Öztürk, Antikçağ’dan Günümüze Pontus, Genesis Kitap, 2012

2-Hürrem Arman, Piramidin Tabanı, Köy Enstitüleri ve Tonguç, 1967

3-Erdinç Kalay, Beşikdüzü Köy Enstitüsü, 2010