GÜNCEL
Giriş Tarihi : 02-04-2021 08:35   Güncelleme : 02-04-2021 08:35

100.YILINDA ORDU’NUN İL OLUŞUNUN TARİHİ SÜRECİ

100.YILINDA ORDU’NUN İL OLUŞUNUN TARİHİ SÜRECİ

 

            Hikmet PALA

Ordu, Osmanlı Devleti döneminde Trabzon Vilayeti’ne bağlı bir ilçe durumundaydı.  1867 yılında Trabzon Eyaleti kaldırılarak kurulan Trabzon Vilayeti’nin sınırları batıda Samsun Alaçam’a, doğuda ise Batum Çürüksu’ya kadar uzanıyordu.

3 Kasım 1839 tarihinde ilan edilen Tanzimat Fermanı sonrasında Osmanlı taşra yönetimi eyalet, sancak ve kaza şeklinde organize edildi. Ordu ve Giresun, sancak ya da liva merkezi olabilmek için 1920 yılının sonuna kadar kadar rekabet etmişlerdir. Trabzon’a bağlı 1921 Ordu ve Giresun kazaların yılında ayrı ayrı müstakil il haline getirilmesi bu rekabetin sonucudur. Ordu’nun bir kaza durumundan çıkartılıp il haline dönüşmesi sürecinde Giresun kazasıyla yaşadığı rekabet ilginç tarihsel olaylara da neden olmuştur.

1847 yılında “Liva-i Ordu” adıyla Ordu Sancağı oluşturuldu. Bir süre sonra da Giresun kazası ile Bulancak nahiyesi Ordu Sancağına bağlandı. Bu düzenleme Giresun şehrinin ileri gelenlerince hoş karşılanmadı ve Osmanlı merkezi yönetimine baskı kuruldu. Bu baskı neticesinde Osmanlı yöneticileri Giresun’u Ordu Sancağı’ndan ayırıp Trabzon’a bağladılar.

1852 yılında Ordu Kaymakamı Kalcızade Mehmed Efendi, Tanzimat uygulamalarına yerel ağaların karşı çıkması ve devlet işlerine çok karışmaları nedeniyle Trabzon Eyaletine bir yazı ile başvurarak Ordu Sancağı’nın merkezinin Giresun olması gerektiğini bildirdi. Kaymakama göre Giresun Kazası Trabzon’a daha yakındı ve burada devlet işlerine Ordu’da olduğu kadar karışan yerel güçler yoktu.

Ordu Kaymakamı, bir harita ekleyerek iddialarını güçlendirmeye çalıştı. Bu harita üzerinde Ordu Sancağı’na bağlı yerleşim yerlerinin Giresun kazasına olan uzaklıkları çizilen birer okla gösterilmişti. Giresun’un daha uygun bir sancak merkezi olduğunu ispatlamak için hazırlanan bu harita da aynı zamanda önemli yerleşim yerleri ev ve cami resimleri çizilerek gösterilmişti. Ordu’nun olduğu yerde sadece bir cami varken Giresun kazasında evler, kale, cami, kilise gibi birçok unsura yer verilmiş ve Giresun hayli kalabalık gösterilmiştir.

1852 yılı haziran ayında yazılan bu rapor, Meclis-i Vala’ya iletilmiş ve 20 Ağustos 1852 tarihli bir kararla Giresun kazası Ordu Sancağının merkezi yapılmıştır.

Bunun üzerine Ordu eşrafı harekete geçmiş, Osmanlı merkez yönetimi olan Sadarete birçok başvuru yapılmıştır. 1854 yılında yapılan yazılı başvuruyla, Ordu Sancağının merkezinin yeniden Ordu kazası yapılması istenmesine rağmen bu kabul görmemiştir.

1856 yılında Giresun Trabzon’a bağlanmış, ancak bu işlemin üzerinden bir yıl geçmesinden sonra Giresun Kazası tekrar Ordu Sancağına bağlandı.

1860 yılında Ordu’nun yedi kazası vardı ve Giresun da bu kazalardan birisiydi. Ancak 1863 yılına gelindiğinde Giresun kasabasının Ordu’ya göre daha hızlı geliştiği ve bunun sonucu olarak da Ordu Sancağının merkezi, Giresun Kazası oldu.

İlginç bir durumla sancağın adı Ordu, sancak merkezi ise Giresun olmuştur. Bir yıl sonrasında sancağın adı da Giresun Sancağı olarak değiştirilecektir.

Bu durum 1868 yılında Giresun Sancağı’nın dağıtılarak Ordu ve Giresun kazalarının Trabzon Sancağına bağlanmasına kadar sürmüştür.

18.yüzyılda yaşanan gelişmelere bağlı olarak, özellikle sahilden 5-6 kilometre içeride olan Ordu’nun kaza merkezi Bayramlı Kasabası yerine sahildeki Bucak gelişip merkez olma durumuna gelince Ordu’nun kaderi de değişmeye başladı. Fındık dikiminin bölgede hızla yayılması, Ordu’nun toprak genişliği ve fındık dikimi için daha elverişli olması gibi etkenlerle, Ordu kasabasının ticari hacmi giderek büyüdü.

1908 yılında başlayan 2. Meşrutiyet döneminde, Ordu ve Giresun yeniden sancak merkezi olabilmenin mücadelesine giriştiler. Her iki şehirden İstanbul makamlarına çekilen telgraflarda kendi şehirlerinin üstünlükleri anlatılmıştır. Ordu tüccarları tarafından çekilen bir telgrafta “Ordu’nun Giresun’dan daha önce sancak olma çalışmalarına başladığı vurgulanmış ancak her iki şehrin de sancağa dönüştürülebileceği” önerilerek daha uzlaşmacı bir tutum içerisine girilmiştir.

Trabzon Valisi, Giresun’un ticaret hacmi ve coğrafi konumu itibariyle daha önemli olduğunu, Giresun’un sancağa dönüştürülmesi için Trabzon Vilayet İdare Meclisinin 30 Ocak 1909 tarihli kararı olduğunu İstanbul’a iletmiştir.

Meclis-i Mebusan’da yapılan görüşmeler sırasında Trabzon Milletvekili Ordulu Mahmut Bey, Ordu’nun liva yani il merkezi yapılması gerektiğini ifade edince buna Giresunlulardan tepki gelmesi gecikmemiştir. Giresun’un ileri gelen on kişisi Dâhiliye Vekâletine bir telgraf çekerek düşüncelerini açıklamışlardır.

Giresun ileri gelenlerine göre; Giresun’un Liva yapılması faaliyeti yeni olmayıp bu karar 1874’te verilmişti. Ancak kurulacak livanın masrafları karşılanamayacağı anlaşılınca kararın uygulanması ertelenmişti.

Liva olma konusunda süregelen bu Ordu Giresun rekabeti her iki şehre de yaramamış, İstanbul hükümeti kendisine yapılan baskılardan bıkıp usanmıştır. Her iki şehri de liva yapma yerine Trabzon Sancağı’na bağlı bir kaza (ilçe) durumunda bırakmışlardır.

Her iki şehrin ayrı liva (il) olma gayretleri ancak 1920 yılında sonuç vermiş, Ordu ve Giresun 4 Nisan 1921 tarihinde yürürlüğe giren kanunla il statüsü elde etmişlerdir. Aslında bu tarihte Ordu ve Giresun’un il olması da her iki şehrin tarihsel rekabetinin bir sonucudur. Şöyle ki 30 Kasım 1920 tarihinde TBMM Genel Kuruluna sunulan bir mazbataya göre Giresun’un Trabzon’dan ayrılarak müstakil bir liva yani il yapılması isteniyor; Ordu ve Tirebolu ilçelerinin de Giresun’a bağlanması öngörülüyordu.

Karesi (Balıkesir) Milletvekili Vehbi Bey (Mehmet Vehbi Bolak ) Giresun’un liva merkezi olmasını ve Ordu’nun bu livaya bağlanmasını savunan bir konuşma yapmıştı.  İkinci sözü alan Maliye Bakanı Ferid Bey,  mali açıdan Giresun’un merkez liva yapılmasının bir sakıncasının olmayacağını savunmuştur. Görüşmeler sırasında Ordu’nun yeni kurulacak Giresun iline bağlanmasına Şarki Karahisar (Şebinkarahisar) milletvekili Serdarzade Mustafa Bey karşı çıkmıştır. Mustafa Bey Mesudiyeli idi ve bu dönemde Mesudiye, Şarki Karahisar livasına bağlıydı. Serdarzade Mustafa Bey, Ordu’nun Giresun livasına bağlanmasına Orduluların karşı çıkacağını ifade ederek karara şerh koymuştur. Mustafa Bey konuşmasında özetle şunları söylemiştir:

“20 seneden beri Ordu ve Giresun sancak olmak istiyor. Nüfusu kalabalık olan ve asayiş sorunları giderek artan Ordu kazası Giresun’a bağlanmak isteniyor. Ordu’nun oldukça kalabalık beş nahiyesi vardır, bunlar birer ilçe merkezi gibidir. 160.000 nüfusu olan Ordu, Şarki Karahisar’dan dahi büyüktür. Ordu'yu Giresun’a bağlamak doğru bir iş değildir ve Ordulular bunu dünyada kabul etmezler.”

Serdarzade Mustafa Bey’den sonra 1913 yılında Ordu’da kaymakamlık yapan Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey söz almıştır. Tunalı Hilmi Bey konuşmasında, Ordu Kaymakamlığı görevine atandığında 15 gün Trabzon’da sırf Ordu hakkında bilgi toplamak için çalıştığını anlatmış, Ordu’da ciddi bir asayiş sorunu olduğuna dikkat çekmiştir.  Meselenin özünün bu asayişsizlik sorununun oluşturduğunu ifade etmiş, bu nedenle Ordu’nun Giresun’a bağlanmasına karşı çıkmış ve şu öneriyle sözlerine son vermiştir:

“Şu halde yalnız Ordu kazasını bir liva yapalım veya Fatsa ile birleştirelim. Giresun’la Tirebolu’yu da bir liva yapalım. Tirebolu, Giresun, Ordu ve Fatsa’yı birleştirip bir il yapmaktansa her birini ilçe olarak bırakmak daha uygundur.”

Görüşmelerin devamında Mesudiyeli Serdarzade Mustafa Bey’in çabaları sonuç vermiş ve milletvekilleri, Ordu’nun Giresun’a bağlanmayıp ayrı bir il merkezi yapılması konusunda ikna olmuştur. TBMM’nin 4 Aralık 1920 tarihli oturumunda Ordu ve Giresun’un ayrı ayrı liva yapılması konusunda görüş birliğine varılmıştır. Kabul edilen yasaya göre Canik Sancağına bağlı Fatsa ve Ünye kazalarının bağlanmasıyla Ordu müstakil livası kurulmuştur. Çıkartılan bu kanun 4 Nisan 1921 tarihli Resmi Gazete ’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Ordu’nun il olduğu yıllarda illere liva deniliyordu ve mutasarrıflar tarafından yönetiliyordu. Ordu’nun ilk mutasarrıfı Ahmet Faik Günday’dır ve 14 Nisan 1921 tarihinde görevine başlamıştır. Göreve başladığında öncelikle Ordu’nun il oluşu sırasında gündeme sıkça gelen asayişsizlik sorunu ile karşılaşmıştır.

Ahmet Faik Günday, Ordu Sancağı’nda ilk iş olarak Bolu Akçakoca’dan Ordu Yason Burnu’na kadar denizde ve karada çeşitli soygunlar yapan korsanları yakalatmak olmuştu. Yason Burnunda bir motoru soyan Vona istikametinden doğuya ilerleyen korsanları bir motor hazırlatarak bir subay kumandasında takip ettirmiş ve Giresun’da Gülnihal Vapuru kaptan ve mürettebatının yardımıyla korsanları yakalatmıştır.

1924 yılında kabul edilen Anayasa’ya göre liva adı değiştirilerek vilayet olmuştur. Mutasarrıflara da vali denilmeye başlanmıştır.